PUBG “Puta Tapma” Ritüeli Skandalı!

                            İnsanların ne dilinden, ne telefonundan ne de bilgisayarından düşmeyen ve popülerizmi git gide artan bir oyundan bahsetmek istiyorum sizlere. Pubg...

                            Pubg oyunu oynayanların büyük bir bölümünü şoka uğratan bir skandal yaşandı geçtiğimiz günlerde. Birçok kişi Pubg oyununda putlara tapıldığına dair videolar ve ekran resimleri attı. Ve bir kaçı bunun meditasyon olduğunu savunsa da özellikle Türkiye'de bu çok fazla yadırgandı ve #pubgoynamaoynattırma, #PUBGKALDIRILSIN hastagları ile oyun protesto bile edildi. Birçok kişi bunun oyun olduğunu ve elbette insanın dini inancını sarsmayacağı düşüncesinde fakat çocukları yanlış yönde etkileyeceğini düşünen kişiler özellikle bu konuda çok ısrarcı.
                            Peki ama oyunda böyle bir bölüme ihtiyaç varmıydı? Aslında bunu yapma amaçları neydi? Veya bize bu görsel ile ne anlatılmaya çalışılıyordu? Pubg Dünya üzerinde trendi yüksek ve fanatikleri tarafından çok fazla para yatırılan bir oyundur. Bizzat bunun için itunes ve google play üzerinden pin alarak çok fazla yatırım görmüştür.

                            Güncellemesi bu kadar aktif bir oyun neden böyle bir alana ihtiyaç duydu? Oyunda sadece Türkiye'ye böyle bir güncelleme mi yapıldı tam olarak bilemesek de bariz bir gönderme yapıldığı apaçık. Pubg böyle gidecek olursa, Türkiye'de bununla ilgili çok fazla üye kaybı yaşayacaktır. Büyük item kazandırmak için bu putlara tapma olayını zorunlu kılmaları, büyük tepkilere neden oldu.

                            Şimdi anne ve babaların aklında şu yanıt var; oyunu oynayan çocuklarımızın bilinç altına “putperestlik” işleniyor! Bazıları bunun bir totem olduğunu ve teşviğe neden olduğunu açıklasa da birçok kişi bu durumdan çok rahatsız oldu. Eski zamanlara dönüp bakacak olursak, çocuklarımızın bilincini çok fazla etkileyen oyunlar çıkmıştı piyasaya... Hatta birçok çocuk intihar etmiş, birçoğu da eşiğinden dönmüştü. Bu tür oyunları her yaştan çocuğun oynadığını biliyoruz. Pubg umarım ki hatasını anlayıp, her kesimden insanın inancına saygı göstermesi gerektiğinin farkına varır ve bunu düzeltir. Yoksa tepkilerin bir çığ gibi büyüyeceğini göz önüne alırsak, Türkiye'de yasaklanma yoluna bile gidebilir.
Yazımızı Beğendiyseniz Sosyal Medyada Paylaşın:

Diken Ucu Bitkisinin Yararları

                                       Diken ucu bitkisi karadeniz bölgesinde dikenlerin arasından binbir zorlukla toplanan bir bitkidir. Türkiye genelinde adı Melocan, Diken gözü, Gıcır dikeni, Merevcen, Melocan, Özdiken, Silcan, Melvocan, Diken ucu, olarak geçer. Tadı çok güzeldir. Diken ucu otunun filizleri sebze olarak toplanır. Daha çok ormanlık alanlarda diğer bitkilere sarılarak yetişir. Kanı temizleme özelliğinden dolayı mucizevi ot olarak da anılır. Romatizma ve böbrek rahatsızlıklarında da kullanılır. İnsanı rahatlatıcı ve sıkıntı giderici etkisi gözlemlenmiştir. Yumuşak dikenli uc kısımları kaygan olan bu ot, yeşil ve kırmızı renkte yenebilen bir otdur.
                                       Çiğ olarak da tüketilebildiği gibi kavurması yapılarak da yenir. Diken ucu otundan çok lezzetli yemekler yapılmaktadır. Bu daha çok Karadeniz yöresinde sık yapılan yemek türüdür. Türkiye'de bir çok yöresel isme sahip olan tek sebzedir. Samsun'da ise Kırçan bitkisi olarak anılır. Melocan otu ile yapılan yemekler özellikle Çarşamba ilçesinde sofraların vazgeçilmez lezzetleri arasında yer alıyor.
Diken Ucu Bitkisi Turşusu
                                       Karadenizin İlkbahar aylarında yağmurların başlamasıyla büyüyen ve kasım ayına kadar doğada dikenlerin arasından toplanıyor. Kırçan'ın en çok turşusu ve kavurması yapılıyor. Mayıs ayında başlanıp, kasım ayına kadar süren bir toplama süreci var. Ve yağmur ne kadar çok yağarsa o kadar güzel ve lezzetli bir tadı oluyor. Diken ucu Kavurması veya Diken ucu turşusu ile ilgili tarifleri internetten kolayca bulabilirsiniz.
Diken Ucu Bitkisi Kavurması

Yazımızı Beğendiyseniz Sosyal Medyada Paylaşın:

CoronaVirüsü Sonrası İş Hayatı Nasıl Olacak?

                               Bilindiği üzere iş hayatı gitgide daha esnek, mobil destekli, yoğun ve zorlu bir hal alıyor ve tamamiyle dijitalleşiyor. Corona salgını ile gelen karantina dönemleri bunu zorunlu olarak kıldı. Peki gelecekte bizi bekleyen iş dünyası nasıl revize olacak? Şu an yaşadığınız küresel Corona virüsü sona erdikten sonra hiçbir şeyin aynı olmayacağını hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla geleceğin dijital çalışma platformu buna göre revize edilecek.

Yapay zekanın ve dokunmatik ekranlara sahip çalışma masaları ile geleceğe dair bir teknoloji söz konusu olabilir. İnsanlık ve mekanize edilmiş işlemler tek bir sistem halinde birleşecek. Daha serbest fakat kontrol edilebilir ve aynı zamanda daha yaratıcı ve kullanışlı olacaklar. Kesin olan bir şey var ki; çalışma hayatı büyük bir devrim sürecinde. Aslında bir nebze durum böyleydi fakat serbest çalışma potansiyeli ortaya çıktığından beri işler değişkenlik gösterebilir. An itibariyle bilindik kural buna karşı duran başlıca etmen ise dijitalleşme gibi görünüyor.

                               Kiminle, ne zaman ve ne kadar çalıştığımız yeniden şekillenecek, hatta "iş" olarak tanımladığımız şey bile teknoloji çağında tartışmaya açık. Bilgisayarlar, robotlar veya algoritmalar her zaman bu değişimin sorumlusu değildir. Hatta bazen bu robotlar globalleşmeye ve yeni trendlere yol açabiliyor. Yapılan araştırmalara göre her on çalışandan sekizi iş yerinde dijital teknolojiden faydalanmakta. Bilgisayarlar, mobil cihazlar ve tabletler artık iş hayatının ayrılmaz parçaları haline geldi. İnsanlar kalifiye olma durumlarına göre, dijitalleşmenin etkilerini farklı olarak hissediyorlar. Fakat hemen her insanın ortak görüşü ise iş hayatının daha da yoğunlaşması.
                               İş yerleri de değişimden nasiplerini alacak. En önemli değişimlerden bir tanesi de iş yerleri ve çalışma ortamlarında yaşanıyor. Bu alanlarda dijitalleşme, toplumsal dönüşümün he gerekliliği hem de sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle de iş arkadaşlarıyla dijital olarak iletişim kurma zorunluluğu olan işlerde, kişiler ve bilgisayar sistemleri, daha esnek ev ofislerde yer alarak çalışmaya devam edebiliyorlar. Uzaktan çalışma, esnek çalışma saati, 25 saat haftalık çalışma süreleri ve dijital teknolojiden sonuna kadar yararlanılıyor. Modern teknoloji sayesinde artık insanların iş yapmak için beraber bir odayı doldurmaları gerekmiyor. Hatta performanslarını gözlemlemek için bile fiziksel birlikteliğe gerek yok. Geleceğin çalışma ortamları da fiziksel alanlardan bağımsız ve SAP gibi yazılımların çalışan gözlemleme sistemleri desteği ile sanal olarak yapılandırılacak.
Yazımızı Beğendiyseniz Sosyal Medyada Paylaşın:

Las Vegas Rehberi | Las Vegas Guide

Nevada bölgesinde çölün ortasına yapılmış olan Las Vegas, diğer adıyla Sin City, 1911 yılında şehir ünvanı almış ve o gün bugün ışıkları hiç kapanmayan ve neredeyse her yerin 24 saat açık olduğu bir eğlence şehri. Göz alıcı ışıkları, her daim müziğin ritmini hissettiğiniz sokakları ve her daim hareketliliğiyle sizi büyüsü altına alabilecek bir şehir. İstanbul'dan en uygun seyahat imkanı, Los Angeles'a uçup, oradan 1 saat kadar süren kısa bir aktarma uçuşu ile Las Vegas'a varmak.

                                  Diğer bir seçenek ise Los Angeles'tan araba kiralayıp ortalama 4 saat kadar süren bir yolculuk ile şehre varmak. Fakat araba yolculuğunun tek kötü tarafı biraz sıkıcı olması. Çünkü yol boyunca çöllerin ortasından geçiyorsunuz ve etrafta hiç iç açıcı manzara bulunmuyor. Ayrıca Las Vegas'ta arabanızı park edeceğiniz bir yer yok, varsa da çok pahalıya patlayacaktır. Bunun için taksi kullanmanız en mantıklı karar olacaktır. 
                                  Las Vegas'ın en önemli ve en meşhur caddesi olan otellerin bulunduğu yer The Strip olarak adlandırılıyor. Yolun sağ ve sol tarafında birbirinden görkemli oteller, kumarhaneler, restoranlar ve aradığınız her şeyi bulabileceğiniz dükkanlar mevcut. Burada kesinlikle 1 kez de olda yürüyün, toplam bir buçuk saat sürse de genel hava hakkında bilgi edinmiş olursunuz. Las Vegas'a ilk defa gidenler için; bir kere olsa bile Gökkuşağı kahve içmeyi, otellerde organize edilen çılgın havuz partilerine katılmayı, dünyanın en uzun dönme dolabına binmeyi ve muhteşem ışık gösterilerini izlemeyi deneyimleyin.

                                  The Forum şehrin en popüler alışveriş merkezlerinden biri. Burada aklınıza gelebilecek bütün markaları ve iddialı restoranları bulabilirsiniz. Alışveriş merkezinin tam ortasında ise dev bir akvaryum yer alıyor. The Venetian alışveriş merkezi ise 160 markanın olduğu, Venedik mimarisi ve gondolları ile kendinizi Venedik'te hissettiğiniz bir yer. Yürümekten yorulana gondol ile turlama imkanı da sunuluyor.
                                  The Fashion Show alışveriş merkezi, Las Vegas'ın en büyük, en çok markanın olduğu ana caddesi üzerinde bulunuyor. Hafta sonları saat 17:00 itibariyle moda şovlarının gerçekleştiği alışveriş merkezinde, yeme içme konusunda birbirinden farklı, hem oturmak hemde ayakta atıştırmak için çok mekan seçeneğiniz var.
Yazımızı Beğendiyseniz Sosyal Medyada Paylaşın:

KoronaVirüsü Yaz'a Damgasını Vuracak!

                               İnsanoğlu yaşamı boyunca binbir badireler atlatmıştır. Sel, deprem, 1. ve 2. Dünya savaşı, virüs, iç - dış savaş, tsunami ve daha sayamadığımız birçok nedenden ötürü dünyada milyarlarca insan hayatını kaybediyor. Ve insan ne olursa olsun güç de olsa yaralarını bir şekilde sarmaya, hayatını devam ettirmeye çalışıyor. Zor dönemlerden geçiyoruz. Bunu da atlatacağız elbet ama bu uğurda çok da canımız yanacak. Atalarımızın eski bir sözü vardır. Uğurda savaş vermediğin hiç birşeyin zaferini kutlayamazsın diye... Biz kurtulduk diye sevinemeyeceğiz belki ama en azından "çok şükür daha fazla insan kaybetmeyeceğiz" avutacağız kendimizi.
                               Insan bu ya, en ufak şeyler bile ümitlerimizi yeşertmeye yetiyor. İlkbahar deyince insanın içinde hemen plan program yapma hevesi başlıyor. 2020'nin başından beri doya doya gezemediğimiz hergün için, bu yaz planların daha da baskın olacağı kanaatindeyim. Acısını cafeler, plajlar, barlar ve eğlence mekanları çekecekmiş gibi bir his var içimde. 1 Haziran 2020 tarihinden itibaren tüm yasaklar kalkıyor ve hayat normale dönüyor. Bir nebze tabiki... Yine tedbiri elden bırakmayacağız, maskeleri yıl sonuna kadar kullanmaya devam edeceğiz ve olabildiğince çok kalabalık ortamlarda durmaktan kaçınacağız. Sağlıklı bir yaşam istiyorsak kendimizi koruma yöntemleriyle bilinçli hareket etmemiz gerektiğini elbette biliyorsunuzdur.

                               Peki hayat normale döndüğü zaman neler yapacağız? Çoğu sektör ve işyerleri açılacak herkes işbaşı yapacak, tatil bitti diye üzülmeyin! Çoğu kişi yıllık izinlere çıkıp tatil hakkını sonuna kadar kullanacak. Tedbiri elden bırakmadığınız sürece dilediğiniz tatili yapmakta özgürsünüz elbette... "Peki ama tedbirli tatil nasıl olacak?" diye soranlarınız var. Bunlardan size kısaca bahsetmek istiyorum. Kalabalık ortamlardan olabildiğince kendimizi uzak tutacağız, yemek yemediğiniz veya yüzmediğiniz sürece hiçbir ortamda maskesiz oturmamalısınız. Geziyor veya yürüyüş yapıyorsanız kesinlikle maskeli olmalısınız. Ya dışarıda da başımıza ne gelebilir ki, demeyin! Karşımıza kendimizi bilmeyen öyle münasebetsiz insanlar çıkıyor ki, öksürüp - aksırdığı zaman el veya bir mendil ile kamufle etme tenezzülünde bile bulunmuyor. Havada asılı kalan partikülleri soluduğumuz zaman virüs ortaya çıkıyor. NEJM’de yer alan çalışmada araştırmacılar virüsün havada üç saat boyunca asılı parçacık halinde yaşayabildiğine dikkat çekti. Bu durumda her girdiğiniz ortamda veya dışarıda kendimizi korunmamız gerektiğinin altını ısrarla çiziyoruz. Virüsten dolayı yaz bize zehir olacak demeyin sakın. Yazı yine gönlünüzce doya doya yaşayabilirsiniz. Ama sonunda sağlıklı bir şekilde evinize, yuvanıza dönmek istiyorsanız, devlet büyüklerimizin koymuş olduğu tedbirlere uymalısınız.

                               Koronavirüsü bu yaz giyim tarzınıza karışmıyor elbette. Dilediğiniz her şeyi giymekte özgürsünüz. Bu konuda moda tutkunlarını bağlayan bir şey söz konusu değil. Maskeler yüzde olduğu için belki makyaja pek fazla ihtiyaç olmayacak desek de yine bu yazın en büyük favori makyajlarından biri göz makyajı olacak. Belki de bu yaz bizi bakışlar çok etkileyecek. "Gözler Kalbin Aynasıdır" cümlesini bu yaz sık sık duyacağız belki de... Yani biz bayanları pek fazla durduran bir şey yok. Yazımın başında da söylediğim gibi, İnsanoğlu ümitsiz, hayalsiz yaşamaz. Her zaman bi 2. planı vardır mutlaka. Peki siz cıvıl cıvıl bir yaza Hazır mısınız? Yoksa eve kapanıp, karalar bağlamaya devam mı edeceksiniz? Şayet 18 yaş altı veya 65 yaş üzeri değilseniz. :)
Yazımızı Beğendiyseniz Sosyal Medyada Paylaşın:

Bitkisel Süt mü, Hayvansal Süt mü?

                                  Sağlıklı yaşayanların vazgeçilmezi bitkisel sütlerin yer aldığı tarifleri incelediğimizde kafa karışıklığı yaşamak işten değil. Pizza, cheesecake bildiğimiz gibi duruyor ama hayvansal süt yerine fındık, badem, kaju gibi kuruyemiş ürünlerinden elde edilen bitkisel bazlı sütler kullanılıyor. Kremalı makarna da dahil olmak üzere pastane ürünleri hiç hayvansal bazlı süt ve yağ ile yapılabiliyor. Kuruyemiş sütünden, yoğurt, peynir ve krema da elde edilebiliyor.
                                  Peki ne oldu da bitkisel bazlı süt bu kadar popüler oldu? Süt üretimi süreci oldukça basit. Kuruyemişleri akşamdan suyun içine atın sabaha kadar bekletin. Sabah suyu süzüp kuruyemişleri blendırda çekin. Kuruyemiş miktarının üç katı kadar su ekleyip karıştırın. Daha tatlı bir süt elde etmek istiyorsanız agave şurubu yada hurma gibi doğal tatlandırıcılar kullanabilirsiniz. Elde ettiğiniz karışımı süzdükten sonra buzdolabında 4 gün kadar saklayabilirsiniz.

Eskiden hayvan haklarını savunanlar etik sebeplerden hayvan sütü tüketimine karşı gelirdi. Bunu laktoz alerjisi olanların badem sütüne yönelmesi izledi. Şimdi tüm dünyanın bir numaralı gündemi iklim değişikliği kaygısıyla bitkisel süte yönelim söz konusu. Bu sütleri sadece süpermarketlerde değil, her gün yemek yediğiniz restoranın mönüsünde de kullanıldığına şahit oluyoruz. Besin değeri açısından kıyaslandığında bitkisel süt nerede duruyor? Bitkisel süt, inek sütü ile kıyaslandığında çok daha az su ve toprak kullanımı gerektirdiği için daha az karbon salınımı anlamına geliyor. 2018 tarihli bir üniversite araştırmasına göre badem, yulaf, soya ve pirinç sütü üretiminin yol açtığı karbon emisyonu, hayvansal sütün sadece üçte biri kadar. 

                                  Bir litre badem sütü üretimi 0,7 kg karbon salınıma yol açarken, hayvansal sütte bu miktar 3,2 kg. Toprak kullanımındaysa aradaki fark daha da dramatik. Bir litre hayvansal süt üretmek için 9 metrekare toprak kullanmak gerekiyor. Bitkisel sütlerde bu büyüklük pirinç sütü için 0,3 - yulaf sütü için 0,8 metrekare. Bitkisel bazlı sütlerin gelecek yıllarda hayvansal bazlı sütlerin önüne geçerek 20 milyar doları geçen bir azara sahip çıkacağı öngörülüyor.

Bitkisel bazlı süt üreten şirketler açısından posaların ne yapılacağı meselesi de tartışılan başka bir konu. Girişimciler bitkisel süt üreticisi firmaların posalarını alıp un haline getirerek yeniden kullanıma sokmayı amaçlıyor. Örneğin posalarını müşterilere vücut peeling'i olarak paketleyip hediye eden Cafeler bile mevcut. Bitkisel bazlı süt ve yağlar ile yapılan tatlı tarifleri hem lezzetli hem de besleyici. Bol lifli, iyi yağ oranı yüksek, vitamin ve mineral zengini, rafine şeker eklenmemiş bir tatlı yediğinizde boş kalori almamış olursunuz ve sağlıklı yaşamanın da keyfini çıkarabilirsiniz. 

                                  Sadece vegan beslenenler değil, sağlıklı ve boş kalori içermeyen tatlı alternatifi arayanlar için ideal. Hindistan cevizi ve kajudan yoğurt ve peynir üretmek mümkün. Probiyotik bir yoğurt yapmak için, hindistan cevizi sütü içerisine bir kase probiyotik ekleyip oda sıcaklığında bekletin. Yoğurdunuz hazır!

                                  Bitkisel süt pazarının giderek arttığı şu aralar dikkat etmeniz gereken şeylerde var. Market raflarında çoğu dev gıda firmaları tarafından pazara sunulmuş bitkisel bazlı süt ve süt ürünlerinde katkı maddesi ve ilave şeker bulunabiliyor. Satın alırken mutlaka etiketlerini okuyun...
Yazımızı Beğendiyseniz Sosyal Medyada Paylaşın:

Uyku Sorunları ve Yapılması Gerekenler!

                       Dünyada her 4 kişiden biri uyku zorluğu çekiyor. Vardiyalı çalışan işçiler de bu oran %40'lara kadar çıkıyor. Bu yazıyı okurken "beni ilgilendirmiyor, ben vardiyalı çalışmıyorum" diyor olabilirsiniz. Ancak çağdaş dünya beraberinde bazı dezavantajlar ile geliyor. Esnek çalışma saatleri sürekli akıllı telefon tablet gibi cihazları kullanmak gecenin geç saatlerine kadar bu cihazlardan ayrılamamak sağlıklı uyku düzenini bozan şeylerdir. Her gün yeteri kadar uyuyamayan insanlar zamanla konsantrasyon ve performans kaybı yaşıyorlar ve bu sonunda sağlıklarını getirmelerine bile neden olabiliyor. Uykubilim dalı uzmanları çalışmalarının sonucunu tek bir cümle ile özetliyor "uykusuz kalmak insanı aptal yapar". Sağlıklı olmanın şartlarından biri iyi uyumaktır. Annelerimiz iyi bir uyku çekmemiz için uyumadan önce bir bardak süt içirirlerdi. Teknoloji Dünyası ise bunun farklı çözümlerle yapıyor. Burada çok önemli bir noktayı söylemeden geçmeyelim. Bilgisayar ve benzerlerinin maviye çalan ekran ışığı bile Uyku düzenini bozabiliyor. Güneş ışığı içinde Mavi'nin oranı fazla olduğu için beyinsiz uyurken bile aslında gündüz olduğunu düşünüp uyku hormonu olan melatonini çok yavaş salgılıyor. 
Uyurken Bizi Neler Rahatsız Ediyor?

                       İnsanların yatağa yatıp saatlerce tavana bakarak uyuyamamasının birçok nedeni olabiliyor. Bunun başında horlama, zaman zaman uyku apnesi hastalığının belirtisi olabiliyor. Burada kişinin nefesi uzun aralıklarla kesiliyor. Yatak arkadaşınız horluyorsa da uyumak büyük bir işkence halini alabiliyor. 

İlaçlar: Yanlış ilaç kullanımı ve kullanılan ilaçların yan etkileri de uykusuzluğa neden olabiliyor.
Uyuşturucu ve Alkol: Yatıştırıcı etkisine rağmen bu tür maddeler çok fazla kullanıldığında rahat uykuya dalmayı engelleyebiliyor.
Vardiyalar ve Jetlag: Günlük yaşam düzenini değiştiren her türlü olgu hem sağlığı hem uykuya negatif etki ediyor...
Fiziksel ve Organik Hastalıklar: Depresyon, sinir hastalıkları, Demans ve nevroz da uykusuzluğu tetikleyebilir. Kanser, romatizma, hormonal hastalıklar da aynı şekilde uykusuz bırakabiliyor.

                       Peki uyanmakla ilgili sorun yaşayanlar için ne yapılıyor? Elbette klasik alarmlı saatler ve cep telefonlarının alarm uygulamaları hala bir çözüm. Ancak cep telefonları alarm cayırtısı ile uyanmak istemeyen insanlara daha insanca bir alarm sesi, sevdiği bir şarkı veya benzeri bir tema ile uyanma imkanı sunuyor. Gelinen bu son teknolojilerle belki de uyanmak dahi istemeyebilirsiniz. Peki yatakta yalnız değilseniz yanınızda uyuyan kişiyi rahatsız etmeden uyandırılmak istiyorsanız ne olacak? Yeni bir alarmlı saat kullanıcısını sabahları sesle değil ışıkla uyandırıyor. Işığın şiddetini belirli aralıklarla arttırarak Güneş doğuşunu simüle eden cihaz oldukça başarılı. Zira Işık uyuyor olsak bile bilinçaltımız tarafından hissedilebiliyor. 

                       Uyuyabilmek için teknolojilerde veya yaşadığımız ortamda yumuşak ışık efektleri kullanabilmeniz çok çok önemli. Ve fazla teknoloji ile ilgilenmek, Örneğin bilgisayara, televizyona veya cep telefonlarına çok sıklıkla bakmak yerine loş ortamlarda kitap veya dergi okumak uyku probleminizi bir nebze çözecektir. İşiniz genellikle bilgisayarda ise size önerimiz bilgisayarı gece moduna almanızdır. 
Yazımızı Beğendiyseniz Sosyal Medyada Paylaşın:

Bir Kişi Hastalığı Kaç Kişiye Bulaştırıyor?

                                    Bilim insanları bir virüsün ne kadar kolay ve hızlı yayıldığını R0 değeriyle, başka bir deyişle temel çoğalma sayısıyla belirliyor. Bu değer ile enfekte tek bir kişiden virüsü bulaştığı ortalama kişi sayısı tahmin ediliyor. Örneğin bu değer grip için yaklaşık 1,3 olarak biliniyor. Araştırmacılar Covid-19'un R0 değerini belirlemek için çalışmalarını sürdürürken 29 Ocak'ta NEJM dergisinde yayımlanan bir çalışmaya göre bu değer 2,2. Yani enfekte olmuş her bir kişi virüsü ortalama 2,2 kişiye daha yayıyor.

                                    Bununla birlikte, R0'ın sabit bir sayı olmadığını belirtmek de önemli. Araştıma ekipleri şu ana kadar virüsün R0 değeri için 12 farklı tahmin hesapladılar. Bu tahminlere göre R0 değeri 1,8 ve 3,3 arasında değişkenlik gösteriyor. İnsanların birbirleriyle ne sıklıkla temas ettikleri ve viral yayılımı azaltma çabaları gibi faktörlere bağlı olarak bu sayının değişmesi muhtemel. Bir salgını durdurmak için, her bir vakanın enfekte edebileceği ortalama yeni insan sayısının 1'in altında olması gerekiyor.
Covid-19 Virüsünün Belirtileri Nelerdir?

                                    Bilim insanları yıllardır mevsimsel grip ile mücadele etmek için çalışıyor ve grip virüsü hakkında pek çok bilgiye sahipler. Covid-19 hakkında bilinenler ise henüz sınırlı ve araştırmacılar daha fazla bilgi edinmek için bir nevi yarış içindeler. Hem mevsimsel grip virüsleri (influenza A ve influenza B virüsleri) hem de coronavirüsler solunum yolu hastalıklarına neden olan bulaşıcı virüslerdir. Tipik grip semtomları ATEŞ, ÖKSÜRÜK, BOĞAZ AĞRISI, KAS AĞRILARI, BAŞ AĞRISI, BURUN AKINTISI veya TIKALI BURUN, YORGUNLUK ve bazen KUSMA ile İSHAL'dir.

                                    Grip belirtileri daha çok aniden ortaya çıkar. Grip olan çoğu insan iki haftadan daha kısa sürede iyileşir. Ancak bazı insanlarda grip, zatürree gibi başka komplikasyonlara da neden olur. 30 Ocak'ta 100 kişinin katılımıyla yapılan araştırmaya göre, Covid-19'un en yaygın septomlarının ATEŞ, ÖKSÜRÜK ve NEFES DARLIĞI olduğu tespit edildi. Bu çalışmadaki hastaların sadece %5'i boğaz ağrısı ve burun akıntısından şikayetçiydi ve sadece %1-2'sinde ishal, bulantı ve kusma belirtileri gözlendi. Daha ciddi vakalarda enfeksiyon zatürreeye, ağır akut solunum yolu yetmezliğine, böbrek yetmezliğine ve hatta ölüme neden oldu.
Yazımızı Beğendiyseniz Sosyal Medyada Paylaşın:

Takım Elbiselerin Sesi Yükseliyor...

                            2020 İlkbahar - Yaz sezonunda popülarite kazanan çizgili takım elbiseler radarımıza giriyor! Moda dünyasının hem zamansız hem de en güçlü parçaları arasında her zaman kendisine yer bulan takım elbiseler, 2020 İlkbahar-Yaz sezonunda da adından söz ettirmeyi başarıyor. Özellikle 80'li yıllarda karşımıza çıkan maskülen tavırlı takım elbiseler, stil sahibi kadınlara ilham vermek için bir kez daha sesini yükseltiyor. Takım elbiseler üzerinde, abartılı ve kadınsı süslemelerin yanı sıra ince çizgilerin hakimiyeti de oldukça net bir şekilde hissediliyor. Tamamlandığı aksesuarlar ile birlikte hem gündüz hemde gece şıklığına ayak uydurabilen bu parçalar, özellikle geçiş sezonlarının aranan ismi oluyor.
                            Bir yandan kış mevsiminden kalan soğuk dalgaları hissetmeye devam ettiğimiz, diğer yandan ise koşar adımlarla yazın sıcak günlerine doğru ilerlediğimiz şu günlerde, stilimize eşlik edebilmesi için mutlaka takım elbiselerden faydalanmalıyız.

                            Maskülen bir stil peşinde koşuyor, aynı zamanda kadınsı tavrınızı da korumak istiyorsanız, rotanızı popülarite kazanan çizgili takım elbiselere doğru çevirmenizi şiddetle tavsiye ederiz. Onları hem stiletto veya bootie gibi yüksek topuklu ayakkabılarla kullanarak gece şıklığına uygun hale getirebilir hem de sneaker gibi çok daha rahat bir ayakkabı ile tamamlayarak havalı ve konforlu bir gündüz görünümü elde edebilirsiniz.
O halde BAHAR ALIŞVERİŞİ LİSTELERİ GÜNCELLENSİN Mİ?  😉

Yazımızı Beğendiyseniz Sosyal Medyada Paylaşın:

CoronaVirüs Yüzeyde Ne Kadar Hayatta Kalır?

                                     Yeni bir çalışma Covid-19'a neden olan coronavirüsün cansız nesneler üzerinde bir haftadan bile daha uzun süre hayatta kalabileceğini gösterdi. ABD Salgın Hastalıklar Kontrol Merkezine göre, şimdiye kadar belirli bir yüzeye veya nesneye dokunduktan sonra eller ağıza, buruna veya gözlere sürüldüğünde coronavirüsün bulaşıp bulaşmayacağı bilinmiyordu. Bilim insanları Covid-19 virüsü hakkında çok fazla bilgiye sahip olmadıklarından bu soruya MERS ve SARS'a neden olan coronavirüsler üzerinde araştırma yaparak cevap bulaya çalıştı.
                                     İnsanlar ve hayvanlar üzerinde etkili olan virüslerle ilgili daha önce yapılmış çalışmaları inceleyen araştırmacılar, 22 çalışmada, insanda hastalığa neden olan mikro-organizmaların oda sıcaklığında, birçok yüzeyde 9 güne kadar canlı kalabildiğini buldular. Araştırmacılar coronavirüs ailesine ait virüslerin ise alüminyum, ahşap, kağıt, plastik ve cam gibi değişik malzemeler üzerinde en fazla 4 ila 5 gün canlı kalabileceğini söylüyor. Ve düşük sıcaklık ve yüksek nemin bu virüslerin yaşam sürelerini uzattığını da vurguluyorlar.

                                     Araştırma ekibindekiler, coronavirüsün yayılmasını önlemek için hastanelerde her türlü yüzeyin çok dikkatli bir şekilde sodyumklorit, hidrojenperoksit veya etanol içeren çözeltilerle dezenfekte edilmesini öneriyor. WHO da bu önerilen yöntemlerin özellikle MERS ve SARS virüsleri için çok etkili olduğunun altını çiziyor. Araştırmacılar bu yöntemlerin Covid-19 virüsü için de geçerli olacağını vurguluyor.

                                     Farklı coronavirüs türlerinin de incelendiği ve benzer sonuçlar elde ettiklerini de söylüyorlar. Araştırma ekibi inceledikleri virüsler arasında Covid-19 virüsünün olmadığını bu nedenle de kontamine olmuş bir yüzeyle temas sonrasında bulaşma olup olmadığı konusunda veriye sahip olmadıklarını belirtiyor. Covid-19 virüsünün ne kadar tehtid edici olduğu düşünülürse elleri sık sık yıkamak ve ortak kullanım alanlarının temizliğine özen göstermek büyük önem taşıyor.
Yazımızı Beğendiyseniz Sosyal Medyada Paylaşın:

ELEKTRİK / ELEKTRONİK İŞLERİNİZ !!!

~~~~~~Bilgisayar Tamiri, Bilgisayar Bakım ve Onarım, Bilgisayar Yazılım ve Donanım, Elektrik Tamir ve Kurulum, Her tür Elektronik İşleri, Güvenlik Kamerası Montajı ve Tamiri, Alarm Sistemleri, Otomatik Kapı Sistemleri Tamir ve Onarım, Yangın Alarmı Sistemleri Tamiri... Devamını OKU>>>

BLOG YAZILARIMIZA ABONE OLUN

SON YAZILAR


KAFEİN Alır Mısınız?
Kahve sevenlere müjdeli bir haber!

Kafein sadece sabah uyandırma rutininizin önemli bir parçası değil, tüm vücudunuza bakım ve güzellik de sağlıyor. Kahve içmenin, ruh halini düzeltme ve beyin fonksiyonunu arttırmanın yanı sıra daha pek çok faydası bulunuyor. :)
Yapılan son çalışmalar, kahvenin içerisindeki kafeinin güzelliğinize de olumlu etkileri olduğunu söylüyor.

Sponsorlarımız

GÖRÜNÜM

Sitemiz En İyi Chrome iLe Görüntülenir!
© Copyright 2016 & 2020 WeblonG