Atkuyruğu Sanatı

GÜNLÜK GÖRÜNÜM:
               Saçlarınızı günlük tempoya uyarlamak için zıtlıkların uyumundan yararlanabilirsiniz: Sportif ve seksi bir hava için...
- Saçlarınıza hacim arttırıcı köpek uygulayın ve kurutun. Ardından başınızı öne doğru eğin ve saçlarımızın tamamına hacım arttırıcı saç spreyi püskürtün, parmaklarınızla dağıtın. Tepeden birkaç tutam saç alın ve krepe atın. Ardından saçlarınızı parmaklarınızla geriye doğru tarayın. Bu sayede daha salaş ve seksi görünmelerini sağlayacaksınız.
- Başınızı arkaya yatırın ve kulaklarınızın yaklaşık beş santim yukarısında at kuyruğu yapın. Eğer daha aşağıda olursa tepe'de yarattığınız hacmi getireceksiniz. At kuyruğunu lastik tokayla tutturduktan sonra ikiye ayırın ve iki yana çekerek sıkılaştırın. Tekrar hacimm veren saç spreyi püskürterek yanlardan birkaç tel saç çıkarın.
HAFTA SONUNA ÖZEL:
               Bu model hem sevimli hem seksi hem de hafta sonu yataktan kalkmaktan çok daha az çaba gerektiriyor. Emin olun daha ilk kahvenizin suyu kaynamadan siz saçlarınızı yapmış olacaksınız.
- Saç hattından ayırdığınız 4 - 5 tutam saça krepe atın ve yuvarlak fön fırçası ile tanıyarak yumuşatın. Saç spreyi püskürtün ve hacmi sabitleyin.
- Saçlarınızı sağa yada sola derin bir yivle ayırın ve yana doğru alıp kulağın 10 santim altından tokayla sabitleyin. At kuyruğundan çıkan tutamlar sizi rahatsız etmesin. Bu halde görünüm çok daha seksi olacak.
- Lastik tokanın etrafına ince bir tutam saçı dolayın ve tel tokayla sabitleyin.
AKŞAM İÇİN:
               Sıkıca toplanmış bir at kuyruğu oldukça elegan ve göz kamaştırıcı görünecek. Saç deriniz gerildiğinde yüzünüzü germişsiniz gibi bir etki elde etmiş olmanız da cabası!
- Saçlarınızı düzleştirin ve yana doğru ayırın. Ne kadar geniş olursa at kuyruğu da o kadar seksi görünecek.
- Normalde sıkı at kuyrukları için saç rölesi tercih edilse de bu saçlarınıza beyaz partiküller oluşmasına neden olabilir. O nedenle elektriklenmeyi giderecek ve parlaklık verecek bir saç serumu kullanarak aynı sonucu elde etmenizde yarar var.
- Doğru yüksekliği yakalamak için dimdik durun ve yuvarlak fön fırçası ile saçlarınızı tarayarak ensenin tam üst kısmında toplayın. Lastik toka ile tutturun.
- At kuyruğunu ne kadar aşağıdan yaparsanız görünüm o kadar seksi olacak. Saç düzleştiriciyi at kuyruğunda gezdirerek pürüzsüz bir sonuç elde edin.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Erkekler Neden SIKILIR?

               Zor, çok zor... İnsan sevgilisine, kocasına, hele flört etmeye yeni başladığı erkeğe ''bu çiçekli gömleğini her giydiğinde libidomu yerlerde arıyorum, giyme, yakışmıyor'' diyemiyor kolayca. Kırılmasın, ayıp olmasın, daha beter içine kapanmasın, hatta kaçakları oynamasın diye. ''Parfümün kedimizi bile kaçırıyor, aslında sana paçuli notaları yakışmıyor'' da diyemiyor. Karşısına geçip ''haftanın altı günü spor salonundasın ama six pack'lerin pek beliremedi sanki'' demeyi deneyin bakın neler oluyor.
               Şaka bir yana, iyi ki varlar. Hayatımızın tadı tuzu biberi... Sayelerinde kaç şekil taklalar atıyor duygularımız... Kaldı ki biz erkeğimizi olduğu gibi kabulleniyoruz çünkü cici kızlar öyle yapar! Sevdiğini kendi zevkine göre değiştirmeye çalışan kız, aslında sizi sevdiğinden değil, çevresine uyarlamaya çalışıyordur sizi. Bizden size tavsiye, birini seviyorsanız, onun hiç bir şeyine karışmayın. Evli olsaydınız belki bir nebze karışılabilir, o da ancak renk uyumu için olabilir.

               Erkeklerimiz ne giysin, ne sürsün, ne koksun, ne yesin, ne dinlesin, bize nasıl davransın, kimi örnek alsın, hangi sporu yapsın gibi çeşitli konularda onlara karışıyoruz, tavsiye veriyoruz veya onları bu değişime zorluyoruz. Kimisi yapıyor sevdiğinden, kimisi yapmaz inadından veya kimisi de terk eder bunaldığından. Biz buna baskı uygulama şekilleri diyoruz. 

               Eğer seviyorsanız, onsuz olmaz diyorsanız, ''ama bu da böyle olmaz'' diyorsanız bir kere daha düşünün. Onu ilk tanıdığınızda da aynı kişiydi, birlikte olduğunuzda da aynı kişi... Yani onunla ilişkiniz başladığında onu o şekilde benimsediniz. Nedir bu değiştirme tutkunuz? Eğer yok değiştirmem lazım diyorsanız, bence siz direk sevgilinizi değiştirin. Çünkü değişen kişi sevdiğiniz olmayacaktır.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Bronzlaşma Hakkında Bilmedikleriniz...

Güneş, yıllar boyu hep sağlık kaynağı olarak düşünülmüş, eşsiz gücü ve enerjisiyle, aydınlık ve sıcak yüzüyle zaman zaman kutsal bir konuma konulmuş, tapınılmış, başka zamanlarda da bize sağlık vermesini bekleyip güneşlenerek kendisinden medet ummuşuzdur. Zaman zaman güneşin sağlık verme gücü iyice abartılarak doktorlarla rekabete konulmuş, ''güneş giren eve doktor girmez'' diye bir deyim üretilmiştir. Fakat son 30-40 yıldır, güneşin hem yaşlanmada ve hem de deri kanseri oluşumunda etkisi kesin olarak saptandığı için, düşman diyemesek bile gücünü kontrol edemeyen bir dost olarak kabul ederek, ilişkilerimizi dozunda ve kıvamında tutmamız, gerektiğinde de kendimizi korumamız yaşamsal bir önem kazanmıştır. Güneş ışığının derimize zarar veren kısmı Ultraviyole (UV) bölümüdür. UV'nin UVB ve hem de UVA dalga boyları deri kanserleri ve deri yaşlanmasından sorumludur. Çocukluktaki güneş yanıkları deri kanseri gelişiminde çok etkilidir, bu nedenle ilk 10 yaş içerisindeki korunma çok önemlidir. Bunun dışında da alınan her güneş ışığı enerjisi daha öncekilerin üzerine eklenerek, hem deri kanserine yakalanma tehlikesini ve hem de deri yaşlanmasını arttırmaktadır.

                Güneş ışınlarından korunmada en ucuz ve en etkili yol giyimdir. Kuru ve sıkı giysiler iyi korur, gevşek dokulu giysiler ve ıslak giysiler etkinliği azaltmaktadır. Geniş kenarlı şapkalar, şemsiye vb. gölge yapan kaynaklar, sınırlı da olsa biraz koruma sağlar, fakat bu yetersiz bir korumadır. Güneşin en dik olduğu saatin iki saat önü ve arkası (Türkiye için saat 11-15 arası) en tehlikeli saatlerdir.

                Tatilcilere öğüdümüz bu saatler içerisinde güneş altında kalmamalarıdır. Dışarıda çalışanlar için ise bu öneriler anlamsız kalmaktadır ve bu koşullarda dahi korunmalarının sağlanması gerekir. Giysilerle örtülmeyen el ve yüz gibi alanlarımız, deniz ve plajda ise mayonun dışında kalan alanlar kesinlikle güneşten koruyucu ürünlerle korunmalıdır. Bu ürünleri kullanırken uygun koruma faktörlü ürünler kullanılmalıdır. Normal sağlıklı bir insan için 20-30 SPF koruma faktörlü bir ürün gereklidir. Güneşin dik olduğu saatlerde veya açık tenli insanlarda koruma faktörü daha yüksek tutulmalıdır. İyi bir koruma için açıkta kalan her alan düzgün ve eşit oranda ürünle kapatılmalıdır.

                Koruyucu, güneşe çıkmadan yarım saat önceden sürülmeli, gündelik yaşamda iç saatte bir, plajda iki saatte bir de yeniden sürülmelidir. Zaman geçtikçe koruma faktörü düşürülmemeli, aynı etkinlik sürdürülmelidir. Dikkatli bir korunma hem deri kanseri olma tehlikemizi azaltır ve hem de erken yaşta derimizin kırışmasını önler.

Sözün Özeti; sağlıklı bronzlaşma yoktur, az hasarlı veya çok hasarlı bronzlaşma vardır.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Bodrum'a Hoşgeldiniz...

                 Bölgeyi tanımayanlar Bodrum'un sadece merkezden oluştuğunu düşünebilirler fakat Bodrum Yarımadası sahil şeridine dizilmiş hepsi kendine özgü bir deneyim sunan belgelerle dolu. Hepsi arabayla Bodrum'a kısa bir mesafede konumlanmış bu beldelerin kimi renkli gece hayatı kimi sakin ve huzurlu köşelerine çıkıyor misafirlerin karşısına. Yarımadanın her noktasını her yönüyle keşfetmeniz için hepsini ayrıntılı bir şekilde açıkladık.
BODRUM:
Yarımadaya da adını veren Bodrum 5 bin yıldan daha uzun bir tarihi var. Üstelik Dünyanın yedi harikasından biri sayılan Halikarnas Mozolesi de burada. Bugün bir balıkçı kasabası'ndan şık bir tatil köyüne dönen Bodrum'da şık oteller, gece kulüpleri, teknelerle dolu bir Marina bulunuyor. Tüm bunlara rağmen huzur dolu mekanlarda bulmak mümkün.
GÖLTÜRKBÜKÜ:
Türkiye'nin st. tropez'i olarak anılan Göltürkbükü adını Gölköy ve Türkbükü'nün birleşmesinden alıyor. Bodrum'dan 18 kilometre uzaklıkta. Gölköy oteller, restaurantlar ve barların bulunduğu Göltürkbükü'ne göre daha sakin bir yer.
GÜMBET-BİTEZ:
Genellikle Türk ve yabancı gençler tarafından tercih edilen Gümbet Bodrum'a 3, Bitez'e 10 kilometre uzaklıkta. Burada gençlerin zevkine ve bütçesine uygun pek çok restoran ve kulüp bulunuyor. Güzel plajı ve sörfçüler için ideal bir koy olmasıyla ünlü Bitez'de sınırlı bütçesi olan turistlere uygun pek çok pansiyon ve apart otelde mevcut. Yakınındaki akturda da hoş Beach Club'lar karşınıza çıkacak.
GÜMÜŞLÜK:
Bodrum'a 23 kilometre uzaklıkta mandalina bahçeleri ve yeşillikler içinde bulunan Gümüşlük'te kıyı şeridi balıkçılarla dolu. Piri Reis'in 1521 yılından kalma yazılarında yazılanlara göre Fatih Sultan Mehmet devrinde köyün yakınında bulunan Gümüş ocakları nedeniyle buraya Gümüşlük adı verilmiş. Ancak civarda yaşayanlar bu adın geceleri denizden etrafa yayılan ve fosfor gibi ışıldayan gümüşümsü ışıktan kaynaklandığını ileri sürüyor.
GÜNDOĞAN:
Gündoğan Bodrum'a yaklaşık 18 kilometre Yalıkavak ve Göltürkbükü'ne ise 3 kilometre uzaklıkta. Eskiden daha çok özel konutların olduğu bölgede şimdi çok sayıda Butik ve 5 yıldızlı oteller yer alıyor.
GÜVERCİNLİK:
Güvercinlik Bodrum'a 20 kilometre uzaklıkta. Havaalanına giden yolda sakin ve küçük bir tatil beldesi. Son derece güzel bir koy olan Güvercinlik, koyu ve tatil köyleri ile Bodrum'daki diğer yerlerin gürültü ve kalabalığından uzak olmak isteyenler için ideal.
ORTAKENT YAHŞI:
Ortakent ve Yahşi Bodrum'a 12 kilometre uzaklıkta. Kumlu ve küçük çakıl taşlı plajı olan Ortakent koyu, çevredeki yeşilliği korumayı başarmış. Konumu yüzme ve her türlü su sporu için ideal Yahşi ise Ortakent'in hemen yanında ve birkaç Konut Projesi ile giderek büyüyor.
TORBA:
Tatilciler için pek çok otelin bulunduğu Torba Bodrum'a 12 kilometre uzaklıkta. Torba'da güneşin batışını izlemek büyük bir keyif. Ayrıca her türlü su sporu için mükemmel bir konuma sahip. Bodrum'un diğer yerleri ile kıyaslandığında sakinliğini koruyor.
TURGUTREİS AKYARLAR:
Turgutreis adını 1485 ile 1585 arasında yaşayan ve burada doğan batı dünyasında Dragut adıyla bilinen ünlü korsan Kaptan-ı Derya Turgut Reis'ten alıyor. Tarihi bir Rum kilisesinin kalıntılarının bulunduğu Aspat Tepesi geçildiğinde ise eski bir balıkçı köyü olan Akyarlara varılıyor. Turgutreis Yunan Adası Kos'a feribotla sadece 5 Mil uzaklıkta olduğundan günlük feribot seferleri var. Teknik donanımlı d-marin son birkaç senedir hizmet veriyor.
YALIÇİFTLİK:
Yalıçiftlik, Bodrum’a 17 kilometre uzaklıkta. Burası denizin farklı tonlardaki mavisi ve yeşili ile ünlü. Civarda çok güzel koylar ve tatil köyleri mevcut. Bölgeyi keşif amaçlı, ciplerle yapılan safariler çok popüler. Yalıçiftlik ayrıca delüxe otelleri ve tatil köyleriyle de tanınıyor. Yalıçiftlik yerlilerinin el yapımı halıları da çok meşhur.
YALIKAVAK:
Yarımadanın Kuzeybatı ucunda, limon ve mandalina bahçeleriyle çevrili Yalıkavak'a M.Ö önce 2000 yıllarında ilk kez yerleşilmiş. Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait kalıntılar bulunuyor. Batıdan Esen Rüzgarları ile Yalıkavak yaz aylarında oldukça popüler. Belde de esen rüzgarların kuvveti tepelerindeki rüzgar gullerinden de anlaşılıyor. Zamanında denizden sünger çıkaranların yaşadığı Yalıkavak marinası, otelleri, restorantları ve Beach Club'larıyla önemli bir tatil beldesi haline gelmiştir.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Bodrum ve Çevresinin En İyi Rotaları

                 Antalya ‘dan Bodrum’a uzanan girintili çıkıntılı kıyılar Türkiye’de tekneyle yolculuk yapılacak sahiller olarak tüm dünya tarafından kabul edilmiştir. Pek çok koyu, kayalıklı körfezleri, el değmemiş kuytulukları ve denize kadar uzanan ormanları bulunan büyüleyici bir bölgedir burası. Demir atıp sığınılabilecek kıyılar bol, huzurlu ve keyiflidir. Dünyanın gürültüsünden olabildiğince uzaklaşabildiğiniz mükemmel kaçış noktalarıdır.

Fethiye, Kaş, Kalkan, Demre: arkada yüce Toros Dağları’nın panoramik manzarası, turkuaz sular ve kayalık koyların oluşturduğu bir cennet burası. Sularda ve tepelerde Likyalıların bıraktığı muhteşem sarkofajları görmek mümkün. Kaş ve Kalkan da mükemmel restoranları olan ve durup keşfetmeye değecek büyüleyici iki küçük kasaba.

Fethiye ve Göcek: harika bir körfezi ve 12 adayı paylaşırlar. Buralara gündüz tekne turları oldukça revaçta. Fakat akşamları yeşil ormanlarla çevrili koylarda herkese yetecek kadar demir atma alanı var. Göcek, Dalaman havaalanına sadece 25 dakika mesafede popüler bir liman.
Göcek, Marmaris: arası zümrüt yeşili sahil şeridine yapacağınız yolculuklarda Ekincik’te durabilir ve Dalyan Nehri’nde teknelerle gezebilir, taş mezarları ve şirin Dalyan köyünü seyredip Köyceğiz Gölü’nde çamur banyosu yapabilirsiniz. Daha sonra carretta carretta kaplumbağalarının yaz başında yuva yaptığı kumsallara geri dönebilirsiniz. Denize açılan büyük kaplumbağalardan da görme ihtimaliniz var.

                 Rüzgarlı Marmaris Limanı’ndan batıya doğru ilerledikçe Loryma Yarımadası’na varıp ilginç antik kalıntılarla karşılaşabilirsiniz. Antik bölgeler ve küçük köyler, kayalık tepeler ve korularla manzara konusunda rekabet içerisindeler. Bozburun’a doğru açılırsanız eğer gümrükler yazın açıksa Yunan adası Simi’ye de uğrayabilirsiniz, değilse Datça’dan geçebilirsiniz.

                 Datça ve Bozburun arasında her yat yolculuğunun favori durakları Selimiye’nin muazzam koyları Orhaniye, Bencik ve Hisarönü’dür. Ormanlar, Yüksek dağlar ve tertemiz sularla çevrili uzun ince Datça Yarımadası Akdeniz’in en temiz havasına sahip olmasıyla tanınır. Küçük köyler, badem ve zeytin ağaçları burada geçen sağlıklı ömürler hakkında ipuçları vermeye devam eder. Turkuaz sular dalga dalga buradaki küçük dahillere ve koylara vurur. Burayı terkedip başka yerlere demir atmak biraz zordur.

                 İnanılmaz derecede kayalık, dik kıyıların ucunda Afrodit’in kültürünün kalbi (belki de aşk hayatının da) 2000 yıl önce görkemli bir şehir olan önce görkemli bir şehir olan Knidos’un kalıntıları yer alıyor. Tiyatrolar, Stadyumlar ve iskeleler, teknelere ev sahipliği yapan ikiz limanların yanı başında yaşayan halkın hikayelerini anlatıyor.

                 Knidos Burnu’ndan kuzeye dönerseniz, Akdeniz’den Ege Denizi’ne doğru açılabilirsiniz. Uzun, derin ve yemyeşil Gökova Körfezi, 1950’lerin ilk gulet yolculuklarının Bodrum’dan açıldığı yerdir. Bu yolculuklarda kuzey sahilleri ve güneydeki İngiliz Limanı, longoz ormanı ve Yedi Adalar keşfedilmiş. Bu bölgelere yapılan yolculuklar rüzgarın keyfini çıkararak Bodrum’a dönmeden önce Kleopatra Adası’na uğramadan sonlandırılmaz.

Gündüz Yolculuk Rotaları: Bodrum’a gelen ziyaretçilerin çoğu ilk tekne gezilerinin tadını Bodrum Limanı’ndan kalkan küçük guletlere bir bilet alarak yada daha iyisi günlük özel guletler kiralayarak çıkarırlar. Bu seyahatlerde guletler yolcularını Orak’taki gidilebilen en uzak adalara yada Kara Ada’nın el değmemiş sahillerine, Poyraz Koyu’na, Tavşan Burnu’na yada Deve Plajı’na götürebilir. Buralarda yüzmek, güneş ve deniz meltemleri eşliğinde taze yemekler yemek çok keyiflidir. Günlük tekne gezileri Yalıkavak, Turgutresi ve Gündoğan limanlarından kalkıp yarımadanın kendilerine ait sahil şeridini keşfetmeye yol alırlar. Kudur Yarımadası’nın hala sessiz kalabilmiş körfezleri, Cennet Koyu ve uzaklardaki küçük adalar yüzmek ve dalmak isteyen ziyaretçilerini bekler. Turgutreis’den Torba’ya uzanan sahil boyunca da motorlu yatlarla günlük geziler yolcularını Yalıkavak etrafında yüzmeye, Türkbükü’nde bir beach club’a tada Gümüşlük’te bir restorana götürürler.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Sınav Kaygısıyla Baş Etmenin Yolları...

                     Daha önceki konumuzda (bakınız) kısaca ele aldığımız yoğun sınav kaygısının nedenlerinden yola çıkacak olursak, bu kaygıyla baş etmek için de hem öğrencilere hem ailelerine bir takım önerilerde bulunabiliriz. Sınav öncesinde, sınav sonrasında ve sınav sonrasında izlenebilecek bazı yollar söz konusudur. Sınav öncesinde zamanı etkin bir biçimde kullanmak sınavları belli bir plan program çerçevesinde hazırlanmak önemlidir.

                     Beslenme, uyku düzeni, nefes alma teknikleri ve yoğun sınav kaygısıyla baş etme de etkilidir. Olumlu gerçekçi düşünce yapısı diğer bir belirtilmesi gereken noktadır. 'Sınavda başarılı olacağım, bu sınav için elimden geleni yaptım, yeterince hazırlandım' vb... Ailelere de ve öğrencilere de güven vermeleri, çocuklarını yaşıtlarıyla kıyaslamamalarını kendilerini çocuklarının yerine koymaları, onları motive etmeleri önerilmektedir. Sınavdan düşük not alınmasının ya da başarısız olmasının dünyanın sonu olmadığı vurgulanmalıdır. Sınav sırasında da öğrencinin sınava yapabildiği sorulardan başlaması, yapamadığı ya da takıldığı sorulara çok fazla kafa yormaması, dikkatinin dağıldığı noktada biraz ara vermesi, derin derin nefes alarak nefes ve gevşeme egzersizleri uygulaması aşırı sınav kaygısıyla baş etme de yardımcıdır.
Sizler için küçük bir not: Günümüzde nefes eğitmenleri nefes teknikleri üzerinde çok sayıda eğitimler ve atölyeler düzenlemektedir. Sınav sonrasında da yoğun kaygıyla baş etmek için öğrencinin kendisini ödüllendirmesi, kaliteli zaman geçirebileceği, yapmaktan hoşlandığı etkinliklere katılması yardımcıdır. Son olarak; sınavlar öğrenilen bilgilerin test edilmesi, sınanması için birer araçtırlar ve amaç olarak değerlendirilmemelidirler. Ailelerin, öğrencilerin ve öğretmenlerin bunun farkında olması sonrasında bu yazı da kısaca ele alınan noktaları dikkate alması başarıya giden yolda bir adımdır... Öğrencide devam eden aşırı endişe, rasyonel olmayan düşünce yapısı, kaygıyla uygun olmayan şekilde baş etmeye çalışmak gibi durumlarda bir uzmana danışmak son derece önemli ve esastır.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Sınav Kaygısıyla Nasıl Başa Çıkılır?

                 Yaşamın her alanında belli bir sınama halinde olan bizler, eğitim sistemimizdeki sınavlara da aşinayız. Okula gitmenin alameti sınavlar Türk Dil Kurumu tarafından iki şekilde tanımlanıyor; 1) Öğrencilerin veya bir işe girmek isteyenlerin bilgi derecesini anlamak için yapılan yoklama, imtihan, test. 2) Direnme, dayanışma, güç gerektiren, sonuçta bir deneyim kazandıran zor durum. Bu tanımlamalardan yola çıkacak olursak sınav içerisinde belki de sınanmayı barındırmasından dolayı herkes üzerinde belli bir miktar endişe ve kaygı yaratıyor. Peki, sınavlar başarılı olmanın tescillenmesi anlamına mı geliyor ve bu beklenti yada gereklilik öğrenciler üzerinde herhangi bir etki yaratıyor mu?

               Bu yazıda sizler için sınav kaygısı ve bununla baş etmenin yollarını ele aldık. Yaklaşan sınav döneminde yardımcı olması adına sizler için birtakım önerilerle...

               Öncelikli olarak insanlar yaşamlarında stresli bir durumla karşı karşıya Karşı karşıya kaldıkları zaman bu duruma tepki olarak kaygı duyarlar. Yine sözlük tanımı ile kaygı; "üzüntü ve endişe duymak" genellikle kötü bir şey olacakmış düşüncesiyle ortaya çıkan ve sebebi bilinmeyen gerginlik duygusu'dur. Bu üzüntü, endişe ya da gerginlik hissi bir uyarana karşı verdiğimiz doğal tepki olarak ortaya çıkmakta ve düzeyine/seviyesine göre bizler için olumlu ve motive edici de olabilmektedir. O zaman ilk olarak belirtilmesi gereken öğrencilerin sınavlardan dolayı kaygı duymaları olağan bir tepkidir. Bu tepki öğrenciyi çalışmaya, sınav için daha fazla emek harcamaya motive edebilir. Bu noktada esas olan bu kaygının öğrencinin yaşamı, eğitim hayatı için olumsuz, aşırı bir hal alması durumudur. Bu aşırı kaygı hali öğrencinin sınavdan önce öğrendiği bilgileri çalışmasına rağmen sınav sırasında yansıtamamasına ve başarısının düşmesine yol açar. Temel olarak öğrencinin başarısında olumsuz etkisi olduğu için ''yoğun sınav kaygısı''nın nedenleri ve ana baş etme yöntemleri ele alınmalı, bunlara rağmen öğrencide kaygı devam ediyorsa, mutlaka bir uzmana danışılmalıdır.
Temel Nedenleri: Sınav kaygısının temel nedenleri arasında gerçekçi olmayan düşünce yapısı, aile ve sosyal çevre baskısı, mükemmeliyetçilik düşüncesi, sınava yüklenen anlam, yanlış veya etkin olmayan ders çalışma biçimleri sayılabilir. Özetle; sınava çalışmayı son güne bırakmak ve belirli bir plan programdan uzak ders çalışmak öğrencinin yoğun kaygı yaşamasına yol açabilir. Uzmanlar tarafından birkaç gün önce sınava çalışmanın sonlandırılmasıdır. Ek olarak, en iyi, en başarılı ben olmalıyım, en yüksek notu ben almalıyım, yoksa benim için herşey biter, sınavdan aldığım not benim kim olduğumu belirler, bu sınavda başarılı olmak, sınavdan yüksek not almaktan başka çarem yok, yüksek not almazsam aileme ne derim? vs.. Mükemmeliyetçilik düşüncesi ve gerçekçi olmayan düşünce yapısıyla çevrenin baskısı ve öğrenciden gerçek dışı beklentiler, öğrencide oluşan yoğun sınav kaygısının nedenleri arasındadır.

Temel Belirtileri: Sınav kaygısının temel belirtilerini fiziksel, davranışsal ve duygusal olmak üzere üç ana gruba ayırabiliriz. Mide bulantısı, ağız kuruluğu, avuç içlerinin terlemesi gibi fiziksel belirtiler, öğrencinin kendisini güvensiz ve değersiz görmesi, gergin, sinirli ve karamsar olması gibi duygusal belirtiler ve sınava girmemek, ders çalışmayı bırakmak gibi davranışsal belirtileri sayabiliriz.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Bunalımdan Çabuk Çıkma Yolları

                     Tabii ki bunalımın mevsimi, takvimi olmaz. Her insan her an girebilir. Lakin kışa doğru bu kâbustan uyanmak, üstünüzden sıkıntıyı atmak daha zor; kasvetli hava içinizi daha da sıkar ama ne olursa olsun bunun üstesinden gelip her an mutlu kalmak sizin elinizde.

                     Hepimizin artık yeter dediği anlar olmuştur ama dertler bitmez. Çünkü hayatın bir parçasıdır ve yaşanması gerekir, kimi zaman nedeni aşktır, kimi zaman para, kimi zaman daha derin mevzular. Şanslı olanlar problemleri farklı zamanlarda yaşar, bu onlara nefes alma fırsatı verir, kimi de maalesef bir anda bütün olumsuzluklarla yüz yüze kalır. Üst üste yaşanılan sıkıntılar uykusuz geceler, moralsiz günler, hepsinden kötüsü içten içe yaşanan korku ve endişe yer bitirir insanı. Kilo verdirir, kendinizi çirkin hissettirir, beyniniz, düşünceleriniz size sürekli felaket tellallığı yapar durur. En ufak sorunu büyütür, her zaman en kötüsünü düşünür duruma getirir sizi.
                     Dertlerini başkalarıyla paylaşmak elbette ki insani rahatlatan bir şey ama herkesi dinlememek lazım, daha doğrusunu herkesin yorumunu ciddiye almamak veya duymamak lazım.. Yoksa beyin söylenen her acı sözü veya yapılan kötü bir yorumu bunalım anında daha da büyütüp karamsarlaştırıyor. En iyisi sıkıntınız neyse onu anlatacak sadece bir kişiyi bulun ve o da sıkıntıyı daha önce yaşamış veya sorunu çözebilecek en iyi bilgiye, vasfa sahip olsun.

Ona Güvenin...
                     Bulunduğunuz ortamdan uzaklaşın. Uzun zamandır gitmediğiniz göremediğiniz arkadaşınızı görün. Bu arada bu halinizi görüp üzülen insanların nasihatlerine kulak verin, onların sevgisine inanın. Sorunlarınızı size unutturan, sizi iyi hissettiren insanlarla beraber olun. Değişimi yakalayın.  Büyük dertlerle baş etmek için gücünüzü geri kazanmak işte bu kadar kolay. Yeter ki önce bir silkinin, kendinizi serbest bırakıp elinizi uzatın, muhakkak bir seveniniz onu tutacaktır. Sakın “ya yoksa” demeyin. Kimse olmazsa dahi kulunu seven yaradan var. Merak etmeyin.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Manoreksiya Artıyor...

                   Yeme bozuklukları erkekler arasında da hızla artıyor "manoreksiya" olarak tanımlanıyor. Üstelik bu sorunların erkeklerde görülmesi çok daha tehlikeli. Çünkü onlar sağlık sorunlarını son ana kadar kimseyle paylaşmak istemiyor, saklı tutuyor. Uzmanlar bu hastalıklardan etkilenen erkeklerin sayısının hızla artışa geçtiğini belirtiyor. Yapılan araştırmalara göre son 10 yılda erkeklerin yeme bozukluklarına bağlı şikayetler nedeniyle hastaneye başvurma sayısı yaklaşık yüzde 66 oranda çoğaldı.

                   Uzmanlar bu hastalıkların erkeklerde görülmesinin kadınlarınkinden bile daha ciddi sonuçlara yol açacağından endişeleniyor ve bu endişenin nedenini, yeme bozukluklarını "genç kız hastalığı" olarak nitelendiren erkeklerin, sorunlarını gizli tutmaları ve kimseyle paylaşmamakta ısrar etmeleri olarak açıklıyor.
SPOR BAĞIMLISI DA OLUYORLAR;
                   Erkeklerde görülen sorunlar sadece anoreksiya ve bulimia gibi yemek bozukluklarıyla da sınırlı değil. Daha kaslı bir vücuda sahip olmak isteyen erkekler sporcu besinlerini ve takviyelerini de bilinçsizce kullanıyor, aşırı egzersiz yapıyor ve bu nedenle de sağlık problemleri yaşıyorlar. Bu kişilen sadece yeme alışkanlıklarını değiştirmiyor aynı zamanda egzersize ve spora da aşırı zaman harcıyor, deyim yerindeyse gerçek birer egzersiz/spor bağımlısı oluyor. Bu eğilimlerin kökeni ise, kadın hastalarınkine benzer nitelikte, dergilerde, reklam filmlerinde, dizilerde görülen erkek manken ve oyunculara benzeme arzusu. Bu arzu aşırı bir boyut alınca yeme bozukluklarına yakalanmamak da haliyle kaçınılmaz oluyor. Erkeklerde bulimia'ya anoreksiya'ya kıyasla 3 kat daha fazla rastlanıyor. 

                   Bulimik hastalıkların toplumunda hemen fark edilmesiyse anoreksik hastalıklara kıyasla daha zor çünkü bu hastalar görünürde diğer insanlar gibi normal şekilde yemek yiyor ve anoreksik hastalar gibi aşırı zayıf olmuyorlar. Yazının başında da belirttiğimiz gibi yeme bozukluklarına sahip erkek hastalara teşhis konulması kadın hastalara kıyasla çok daha zor çünkü erkekler sağlık sorunları hakkında konuşmak için hiçbir zaman pek de istekli olmuyor, bu durumlarını en yakınlarıyla bile paylaşmıyorlar. Onları sıkı bir şekilde takip etmek gerekiyor. Oysa tahminlere göre günümüzde her 5 yeme bozukluğu hastasından birisi erkek. Tablonun en karamsar yanıysa, yeme bozukluklarının tedavisinin oldukça güç olması.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Engel-Sizsiniz!

              Sevgili Weblonq.com okurları sizlere bu yazımızda engellilerin genel sıkıntısı olan sosyal yaşama adaptasyonunu ele alacağız. Engel türüne bakmaksızın genel olarak engelli olmayan insanların bakış açıları, eğer bir yakını engelli değilse çok farklı olabiliyor. Genel algı 'ah yazık' gibi klişeleşmiş bir akılla gittiğimiz sürece engellilerin sosyal ortamda sağlıklı bir şekilde iletişiminde sorunlar yaşarız, yaşıyoruz ve maalesef yaşamaya da devam ediyoruz.

              Yazılan kitaplarda da ana konu, bu sosyalleşmenin topluma yararını göstermekti. Çoğu engellimiz toplumun bakışlarından rahatsız olup sosyal ortamdan uzak kalmayı tercih edip, psikolojik sorunlar yaşıyor. Bir çoğu engelli engellerini aşarak kitap yazıyor, müzikal eğitimler alıyor, aşçılık yapıyor veya köşe yazarları olabiliyor. Bunlar hem onlara artı kazandırıyor, hem de diğer sosyal ortama ayak uyduramayan engellilerimizi yüreklendirmeye ve hayatta bende varım demeleri için çok güzel bir örnek oluyor.

              Sosyal ortamlara uyum sağlamak amacı ile sivil toplum kuruluşları ve devletimizin bu konuda daha çok destek olmasını istiyorum. Model olarak Avrupa'yı benimsemek en doğru çözüm olacaktır. Yani gerek yasalar, gerekse toplumsal kuralları Avrupai şartları getirebilirsek biraz olsun engellilerin rahatça yaşamalarına yardımcı olabiliriz.
              Bu konuda vatandaşlarımızın da hassasiyet göstermelerini, bir nebze kendilerini onların yerine koyarak yaşam şartlarını yardımlaşmayı (acıma duygusu olmadan) en içten bir samimiyetle paylaşabilirse onların sosyalleşmesine bir nebze katkıda bulunabilirsiniz. Topluma bir insan kazandırmak, sizin insan ve iman gücünüzün göstergesidir.

Ne Yapabiliriz ki?: demeyin... Onların yürüme yollarını işgal etmezseniz, üst geçitlerde onlara samimiyetle yardım ederseniz, marketlerde onları rencide etmeden farklı yöntemler kullanarak sıranızı verirseniz, toplu taşıma araçlarında elimizden geldiğince inerken,çıkarken veya yer bulma konusunda yardım ederseniz bu bizi biz yapan yardımlaşmanın ve insaniyetliğimizin bir göstergesidir. Yeterki toplumdaki yerimizi ve bu yeri ne için sahiplenip, benimsediğimizi unutmayalım.

Hassas Olalım...
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Tehlikeden Uzak Durun!

                  Artık tehlikeli bir dünyada yaşadığımızın farkında olmalı ve bu durumdan şikayet etmek yerine ona göre yaşamayı öğrenmeliyiz. Weblonq.com'un tavsiyelerine uyarak güvenli bir hayatın keyfini çıkarın.
Çevrenizle Yakınlaşın:
                  Güvenli olmanın en iyi yolu çevrenizde ne olup bittiğini anlamaktan geçiyor. Özellikle komşularınızın kim olduğunu öğrenmekte fayda var. Böylece tanımadığınız insanları çevrenizde gördüğünüzde dikkatli olmanız gerektiğini anlar, ona göre davranırsınız. Bu arada komşularınızla arkadaşlık etmeye özen gösterin. Siz uzaktayken evinize göz kulak olurlar.

Düzeninizi Kurun:
                  Çoğunlukla evden çıkarken pencerelerinizi kapamaya, gece yatarken kapınızı kilitlemeye yada araba kullanırken çantamızı görünmeyen bir yere koymaya üşeniriz. Daha sonra bunları yapmadığınız için pişman olmak yerine en iyisi yapmanız gerekenlerinin listesini telefonunuza kaydedin. Bu sayede zaman içinde alışkanlık kazanırsınız.

Hazırlıklı Olun:
                  Özellikle trafikte her zaman önümüzdeki arabayla aranızda mesafe bırakın. Takip mesafesini korumaya özen gösterin. Ayrıca arabanıza yaklaşan birileri olduğunda fark etmekte geç kalmayın. Diyelim ki kapınıza doğru yöneldi, soğukkanlı davranmaya çalışın ve kapınızın kilitli olduğundan emin olun.

Günlük Rutininizi Değiştirin:
                  Her gün aynı saatte, aynı yolu kullanarak işe gitmeyin. Profesyonel suçlular sizi takip ediyorsa her gün aynı yoldan giderek onların işlerini kolaylaştırmaktan başka bir şey yapmamış olursunuz. Bu yüzden bazen farklı yollar kullanarak işe gitmeyi deneyin. Şaşırtmakta yarar var.

Eve Giderken:
                  Evinizde alarm sistemi olsa bile bu tehlikeden uzak durduğunuz anlamına gelmiyor. Eve girerken sizi takip eden biri var mı diye etrafınıza bakın. ''Paranoya yapın'' demiyoruz ama yine de dikkatli olmanız gerekiyor. Artık kimin nereden çıkacağı belli olmuyor.

Yer Bildirimi:
                  Sosyal medyada yer bildirimi yaptığınızda hırsızlara da gün doğuyor. Özellikle tatile gittiğinizde yer bildirimi yapınca evin boş olduğunu cümle aleme ilan etmiş oluyorsunuz. Bir de eve ne zaman döneceğinizi söylerseniz tehlike daha da artar.

Dikkatli Olun:
                  Toplu taşıma araçlarını kullandığınızda gözünüzü, kulağınızı dört açın. Dikkatler, çekici kıyafetler giymekten kaçının. Ulu orta yerde cüzdanınızı çıkarıp para saymayı aklınızdan bile geçirmeyin. Ayrıca metro, metrobüs, otobüs ve taksi durağı gibi yerlerin çevresinde güvenlik var mı diye bakmayı ihmal etmeyin.

Güvenlik Kiti:
                  Telefonunuzun şarjı her zaman dolu olsun. Ayrıca acil durumda aranacaklara da numaralar eklemeyi unutmayın. Çantanızda her zaman göz yaşartıcı sprey bulundurun.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

İş Yerinde Onlara Güvenmeyin!

                  Güven, insanların ihtiyaç duydukları en önemli duyguların başında geliyor. Güvensiz bir ortamda çalışmaksa hemen herkes için son derece güç. Ancak etraftakilere aşırı güvenmek de, hiç güvenmemek de çeşitli sorunlara ve kişinin zarar görmesine yol açabiliyor. Uzmanlara göre, iş arkadaşınıza güvenmeden önce aşağıda sıralanan özelliklere dikkat etmekte fayda var.

Başkalarını Size Çekiştiriyorsa; Eğer iş yerinizde birisi diğer ofis arkadaşlarınızdan şikayet ediyor, onları kötülüyor ve her fırsatta dedikodularını yapıyorsa, aynı şeyi sizin arkanızdan yaptığına da emin olabilirsiniz. O nedenle, kesinlikle ona uymayın, hele söylediklerini onaylayıp, ona ortak olmayın. Yoksa kısa süre sonra bir arkadaşınız ''sen benim hakkımda neler söylemişsin!'' diyerek karşınıza dikilebilir.
Söylediklerinizi Tekrar Ediyorsa; Toplantılarda dikkat edin. Bazı kişiler diğerlerinin söylediği sözleri hatta espirileri bile tekrarlar, bu yolla o sözleri kendilerine mal etmeye çalışırlar. Aslında onlar iyi fikirleri de çalmaya eğilimli kişilerdir, parlak fikirlerinizi ilk olarak onlarla paylaşmamaya özen gösterin yoksa hiç çekinmeden şefinize bunları tamamen kendisine aitmiş gibi sunabilir.

Fazla Uslu Duruyorsa; İlkokuldaki uslu ama bir o kadar da ispiyoncu sınıf arkadaşlarınızı hatırlıyor musunuz? Hani şu defterinin kenarları asla kıvrılmayan, kurdeleleri hep bembeyaz duran! İşte onlardan iş yerlerinde de bulabilirsiniz. Tabii bu kez onları tanımanıza yardımcı olacak defter ve kurdeleleri yoktur. Fakat bu kez onları dedikoduya (örneğin: şefinizin yıllık ofis yemeğinde nasıl sarhoş olduğunu konuşurken) karışmamalarından ve hemen hemen tüm kurallara sıkı sıkıya bağlı kalmalarından ayırt edebilirsiniz. Onlar ofiste olan biteni müdür yada şefe fısıldayan kişi olabilirler.

Aşırı Hırslıysa; Herkes işinde başarılı olmayı ve terfi etmeyi ister. Ancak bazıları öylesine hırslı olur ve kısa sürede basamakları ikişer ikişer çıkmayı öylesine arzularlar ki bu yolda her şeyi göze alabilirler. Tabiki, göze alacakları şeyler arasında iş arkadaşlarına zarar vermek de olabilir. Her fırsatta üstlerinin gözüne girmeye çalışan, yaptıkları ufacık bir işi bile kendi reklamları için bir vesileye dönüştüren bu insanları tanımak pek de zor değildir.

Dalkavuksa; Kariyerini patrona, müdür ve şeflere yağ çekerek sağlama bağlamaya çalışan ofis arkadaşlarınıza karşı da temkinli yaklaşın. Çünkü bu kişiler, üstlerinin gözüne girmek için, üstlerine iş arkadaşlarının dedikodusunu yapmaktan çekinmezler.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Diyette Kontrol Kimde?

                     Diyetisyene gidiyorsunuz, size bir diyet listesi veriyor, neden neyi yemeniz gerektiğini veya yememeniz gerektiğini, hatalarınızı anlatıyor. Herşey çok güzel, siz artık bir beslenme eğitimi aldınız. Artık diyetinizle başbaşasınız. Diyetin ilk haftası en zor haftadır. Alışkın olduğunuz bir beslenme sisteminden çıkıp yeni bir düzen kurmaya çalışıyorsunuz, kendinize zaman tanıyın. Roma bir günde kurulmadı! Herşey zamanla rayına oturacaktır.
         Mutlaka bir günlük tutun, ne yediğinizi, kimle yediğinizi, ne kadar yediğinizi, hatta yedikten sonra ne hissettiğinizi yazın. Bu, kontrolü daha kolay ele almanızı sağlayacaktır. Yediklerinize bakıp aslında az yemediğinizi ve hangi durumlarla baş edip edemediğinizi gösterecektir.

         Diyetinizde çok açlık hissediyorsanız,başınız dönüyorsa, aşırı sinirliyseniz, gözünüzün önünden noktalar veya kelebekler uçuşuyorsa yaptığınız diyet size uygun değildir. Bırakın! Diyetin en önemli prensibi size uygun olmasıdır. Matbu diyetler, internetten bulduğunuz diyetler sizin için hazırlanmamıştır.

         Susuzluk ve açlık hissi birbiriyle çok karışır. Önce bir bardak su veya bir bitki-meyve çayı için, açlığınızı tekrar değerlendirin.

         Ana öğünlerinizi de ara öğünlerinizi de atlamayın. Herhangi birini atladığınızda kan şekeri dengeniz bozulacağından her şeyin gözünüze cazip gelmesi kaçınılmaz olacaktır.

         Öğünlerinizi ana veya ara, fark etmez çeşitlendirin. Bir sabah peynir ekmekle tost yapıyorsanız, ertesi gün yağsız bir menemen veya omletle ekmek tüketin. Ertesi gün simitle peynirtüketin. Çeşitlendirmek diyetten bıkmamanızı sağlar.

         Ana ve ara öğünlerinizde enerji, protein, karbonhidrat yağ dengesi iyi ayarlanmışsa canınızın bir şeyler çekme ihtimali azalacaktır.

         Özlediğiniz, özendiğiniz besinleri kaydedin, bunu diyetisyeninizle paylaşın. Herşeyi tüketebilirsiniz, önemli olan ne sıklıkta yediğiniz ve ne miktarda yediğinizdir.

         Bazı besinler birbirinin yerine geçer, alternatif liste kullanmayı öğrenmeye çalışın. Ekmek yerine mercimek köftesi, patates salatası, makarna tüketilebilir.

         İş yerindeki arkadaşınız çikolatasından bir parça size ikram etti, kıramadınız, canınız istedi yada yediniz. Bütün çikolatayı yemek zorunda değilsiniz, bir parça da yeseniz bütün paketi de yeseniz aynı tada sahip.Yediğiniz besinin tadını çıkararak, porsiyonu çok büyütmeden tüketin. Yediğiniz besinin tadını çıkararak, porsiyonu çok büyütmeden tüketin. Yediğiniz bir bar çikolata yerine o gün bir porsiyon az ekmek tüketerek diyeti dengelemeniz mümkün olacaktır. Bir paket çikolata yerseniz, bunu dengelemeniz zor olacaktır.

         Yorgun bir iş gününün ardından evdesiniz, akşam yemeğini yediniz, canınız bir şeyler istiyor. Bu sırada kırmızı biber, havuç dilimleri gibi sağlıklı atıştırmalıklar yaratmanız mümkün. 

         İş yerinde atıştıracak bir şeyler arıyorsanız elma kabuğu kurusu alternatif olabilir. Enerjisi hayli düşük posa içeriği yüksek bir besin. Bazı kişiler tarafından daha lezzetli övgüsü bile aldı.

         Tatlılar konusunda klasik önerilerden bende vazgeçemiyorum. Hamurlu-şerbetli tatlılar yerine sütlü veya meyveli tatlılar. Yazın vazgeçilmez tatlısı dondurma ise bu konuda favoridir. Dondurma tüketiminde de porsiyona dikkat etmenin yanı sıra, mutlaka krema yerine taze sütten yapılmış dondurmaları tercih edin. 

         Alkol alacaksanız düşük alkollü içkiler, şaraplar veya bira tercih nedeni olmalı. Mutlaka tok karnına ve bol suyla beraber alın.

         Ne yaptınız ettiniz kendinize hakim olamadınız, karşınıza çıkan veya ikram edilen bir besini tükettiniz. O zaman artık tek çare kalıyor, gelen enerjiyi yakmak. Kilo almak da, vermek de bir enerji dengesi işidir. Fazla aldığınız enerjiyi hareket ederek sporla yakın.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Gripsiz Bir Kış... Mümkün!

                 Herkesin burnunu çeke çeke mendille dolaştığı günlerde, virüslere ''ben sizi tanımıyorum'' demek ve kışı hiç hastalanmadan geçirmek mümkün. Bunun yoluysa yeni araştırma sonuçlarını dikkate almak ve bağışıklık sistemi demir gibi güçlü tutmak... Çevremiz, ellerimiz, cildimizin yüzeyi; her yanımız aslında çeşitli virüslerle dolu. Ama bunların bizi hasta etmesi o kadar da kolay değil. Bağışıklık sistemimiz bir radar gibi onları yakalıyor ve icaplarına bakıyor. Ama biz bağışıklık sistemimize iyi bakmazsak, işte o zaman olanlar oluyor ve hastalanıyoruz.

                 Peki, bağışıklık sistemimizi güçlendirmek için neler yapmalıyız?
İşte uzmanlarca yapılan son araştırmalar ve bu araştırma sonuçlarına göre bağışıklık sisteminin gerçek dostları:
BAĞIRSAKLARA DİKKAT: Bağırsakların sadece sindirim sisteminin bir öğesi olduğunu düşünenler yanılıyor. Çünkü uzmanlara göre, bağırsaklar sadece sindirimin değil bağışıklık sisteminin de en önemli organı. Neden mi? Bağırsakların yüzeyinde yüzlerce farklı türde bakteri yaşıyor ve bu bakterilerle bağışıklık sistemi arasında çok güçlü bir ilişki var. Özellikle bazı türleri virüslerle savaşta çok önemli bir rolü olan T hücrelerinin artmasını sağlıyorlar. Bu iyi bakterilerin sayısını çoğaltmak içinse bol bol ''probiyotik'' özellikte besin tüketmek gerekiyor.

STRES: Uzmanlar stres ve üzüntünün önemli bir bağışıklık sistemi düşmanı kabul edilebileceğini anlatıyorlar. Fareler üzerinde yapılan son deney de bunu açıkça ortaya koyuyor. İki grup fare ele alınıyor ve ilk grup, küçük kafeslere konarak strese maruz bırakılıyor. Ardından her iki gruba da hastalık yapan bakteriler veriliyor. Strese maruz kalan grubun üyeleri kolayca hasta olurken, diğerleri bakterilerle savaşacak kadar güçlü oluyor. Peki, biz ne yapmalıyız? Mümkünse stresten uzak kalmalı ya da mümkün olmadığı zamanlarda bağışıklığı güçlendirecek diğer yöntemlere ağırlık vermeliyiz. Spor yapmak da çok önemli.

NOT: Bağışıklık sistemini güçlendirmek için çinko, selenyum ve D vitamini takviyelerini bir uzmana danışarak kullanabilir, sarımsak, zencefil ve ıhlamura sofrada yer açabiliriz.

DOĞRU BESİN ve VİTAMİNLER: Beslenme ve bağışıklık sistemi arasındaki güçlü ilişki uzun yıllardır biliniyor. Ancak hala netleşemeyen hangi besin yada vitaminin gerçekten yararlı olduğu, hangisinin koca bir balondan ibaret bulunduğu. Örneğin C vitamini son araştırmalar bu vitaminin sanıldığı kadar da faydalı olmadığını ortaya koyuyor. Öyleyse oyumuzu hangi vitamin ve minerallerden yana kullanmalıyız? Çinko, selenyum ve D vitamini... 

NOT: ''Sıkı giyin üşüteceksin'' bu cümleyi söylememiş bir anne var mıdır? Elbette yoktur. Ama ne yazık ki annelerimiz yanılmış hem de yıllardır. Çünkü araştırmalar soğuk ve hastalıklar arasında bir ilişki olmadığını söylüyor. Öyleyse neden kış aylarında daha çok hastalanıyoruz? Uzmanlar bunun yanıtını şu şekilde veriyor: ''Çünkü kış aylarında kapalı, havasız ve bakterilerin kolayca üremesine sebep olan aşırı sıcak ve de kalabalık ortamlarda uzun vakit geçiririz. Böylece hastalıklar bulaşır.''
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

İstanbul'un Efsaneleri (Fısıldayan Şehir)

Üç kıtanın kaderinde söz sahibi olmuş, dünyanın en eski şehirlerinden İstanbul, Avrupa'yı ve Asya'yı birbirine bağlayan, altın üçgen de denilen yedi tepeli tarihi yarımadada kurulması sebebiyle, ''Dünya'nın Kraliçesi'' payesini almıştır. Tarihi ve stratejik konumu onu tarih boyunca en çok arzu edilen, uğruna savaşılan ve canlar verilen bir şehir haline getirmiştir. Yahya Kemal'in dediği gibi ''nice efsunlu güzellikler yaratan'' İstanbul'un, o folklorundan kulağımıza tatlı bir fısıltı gibi üzülüp gelen ve bizi asırlar ötesine götüren bu efsanelere kulak verelim.

KIZ KULESİ ve SEPETTEKİ YILAN;
                   İmparator Konstantin'in çok sevdiği ve üzerine titrediği bir kızı varmış. Bir gün falcılarını toplamış ve kızının geleceğini sormuş. Farlcılar kızın 18 yaşına girdiğinde bir yılan sokmasından öleceğini söylemişler. Bu kehanet karşısında telaşlanan imparator, denizin ortasında, yılanların asla ulaşamayacağı bir kule yapılmasını emretmiş. Kuleye çok sevdiği, dünyalar güzeli kızını yerleştirerek koruma altına aldırmış. Prensesin hayatı, bu kulede geçiyormuş. Günlerden bir gün canı üzüm çekince kendisine bir sepet üzüm getirilmiş. Meğer sepetin köşesine zehirli, küçük bir yılan gizlenmiş. Prenses üzüm salkımını almak için sepete el attığı zaman bu yılan parmaklarını ısırıvermiş, kızcağız oracıkta teslim etmiş ruhunu. İmparator Konstantin en azından öldükten sonra yılandan kurtulması için kızına demirden bir tabut yaptırarak onu Ayasofya'nın giriş kapısının üstüne koydurtmuş. Ancak bugün hala aynı yerde bulunan bu tabutun üstündeki iki delik yılanın ölümünden sonra bile kızı rahat bırakmadığına işaret ediyormuş.

YEREBATAN SARNICI'nın ÜRPERTİCİ SIRLARI;
                   İstanbul'daki en büyük kapalı sarnıç olan Yerebatan Sarnıcı'na Ayasofya'nın batısındaki küçük binadan girilir. Sütun ormanı görünümündeki mekanın tavanı tuğla örülü, çapraz tonozludur. Sarnıcın yapımıyla ilgili şöyle bir efsane anlatılır.,;
                   Yüzyıllar boyu terkedilmiş halde bırakılan sarnıcın üstüne ve çevresine evler yapıldı. Fakat kendini unutturmuş sayılmazdı. Üstündeki evlerde yaşayan insanların geceleri çığlık ve kahkahalar duyduğu söylentileri yaygınlaştı. Sarnıcın girdaba kapılarak kaybolan insanlardan, sarnıcın içinde cinlerin yaşadığından söz edilmeye başlandı.
                   Başka bir hikayede, sarnıcın üstündeki evlerden birine zorla kapatılan cariyenin dşeme tahtalarını delip, kendini sarnıcın karanlığına attığı anlatılıyordu. Yabancı gezginler bu evlerdeki insanların evlerinin zemininden kova sarkıtıp su çektiklerini, hatta balık avladıklarını da anlatırlar. Sarnıçta gövdesi ağaç tasfirli üstünde tavus gözü denilen motiflerin bulunduğu bir sütun, üstünde gözyaşı bulunan bir başka sütun vardı. Efsaneye göre bu gözyaşı motifleri sarnıcın yapımı sırasında eziyet çeken kölelerin izleriydi. Başka bir efsaneye bakılırsa kölelerin gözyaşları taş ustalarınca işlenmişti.

BEYAZIT CAMİİ'nin MİHRABI;
                   Beyazıt Camii'nin inşasına 1501 Temmuz'unda başlanmış, dört yıldan fazla süren inşaatı 1505'te tamamlanmıştır. İtanbuldaki Türk abidelerinin en güzellerinden olan Beyazıt Camii'nin planlarını hazırlayan ve inşaatı sonuna kadar kontrol eden mimar Hayreddin idi. Camii'nin temeli atıldığı zaman II. Bayezid'e sormuş. 
- Padişahım, mihrabı nasıl kuralım?
Beyazıt cevap vermiş;
- Şu ayağıma bas.
Mimar Hayreddin, Padişahın ayağına basınca gözlerinin önünde Kabe zuhur etmiş. Bunun üzerine Padişahın ayaklarına kapanmış. Kabeye göre istikametini tayin ederek mihrabı kurmuş. Camii tamamlandıktan sonra ilk cuma günü II. Beyazıd camiyi dolduran cemaate,
- Aranızda bütün ömründe ikindi ve yatsı namazlarının sünnetlerini hiç bırakmamış olan kim varsa caminin anahtarını o çevirsin. demiş. Cemaatin içinden hiç ses çıkmamış. O vakit II. Beyazid;
- Çok şükür, gerek barış, gerek savaş zamanlarında olsun hayatımızda sünnetlerimizi bırakmadık. diyerek anahtarı çevirmiş.

RUMELİHİSARIN'daki MUHAMMED MÜHRÜ;
                   Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u almadan önce Boğazın Avrupa yakasındaki en dar yerine Yıldırım Beyazıd'in yaptırdığı Anadolu Hisarının tam karşısına, boğazı kontrol altına almak üzere bir hisar yaptırmak istedi. 24 Nisan-28 Ağustos 1452 tarihleri arasında 30 bin metrekare alan üzerine birbirine bağlı 17 kulesi olan Rumelihisarını inşa ettirdi. Mimar Muslihuddin Ağa yapının planlarını çizerken Sultan Mehmed, gece gündüz başında durarak nezaret etmişti. 
                   Peki Fatih'in maksadı neydi? Niçin planları Musliddin Ağa'ya bırakmıyordu? Bunun bir sebebi olmalıydı. Günümüz araştırmacılarının Rumelihisarı üzerinde havadan yaptıkları inceleme ile büyük gerçek ortaya çıkacaktı. Yaklaşık 500 metre yükseklikten deniz tarafına bakıldığında Rumelihisarının konumu hattı-Küfi ile yazılmış Muhammed (sas) kelimesine benziyordu. Fatih'in bu işin üzerinde titizlikle durmasının sebepleri varmış demek ki.
                   Peki bu sırrı Fatih'e kim, nasıl ve neden vermişti? Fatih bir rüya görmüş, kendisine İstanbul'u alacağı müjdelenmişti.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

MONT Yılı...

                  Kışın büyük bir kısmını paltoyla geçiriyoruz. İnsanların ilk gördüğü şey bu olduğuna göre mükemmel olmalı. Sanırım palto seçimleri konusunda eskisinden daha çok rahatız. Kıyafetleri örtmek yerine onları daha ilgi çekici kılarak sade ve spor bir tarzı capcanlı grafik bir boyutla dengelemek sezonun dış giyim anlayışındaki taptaze ve cazip ruhun kesin bir özeti. İşin ilham verici yanı da şu ki, zekice ve çağdaş göründüğü sürece hacimli koza kesimlerden tüylü dokulara ne varsa hepsi kullanılabilir. Şahsen ben, klasik ama bol kesimli bir modeli tercih ederim. Rahatlık ve zerafetin dengesinden asla bıkmam çünkü her zaman giydiğim pantolon ve kazakları son derece şık gösteriyor.

                  Peki paltoların sonbahar koleksiyonlarında daima önemli bir rol oynadığı bilinen bir gerçek değil mi? Kesinlikle, ama paltolar bu sezon var olan trendleri pekiştiren temel unsurlardan biri olmanın ötesine geçerek modayı yepyeni ve heyecan verici boyutlara taşıyor. Koleksiyonların hepsi dış giyime dayalıydı. İşin güzel yanı da şu ki zevke hitap eden yepyeni ve muhteşem yönelimler vardı.
                  Paltoların podyumda öne çıkması işin yalnızca bir kısmı ama bu hakimiyet paltonun gardrobun can alıcı bir parçasına dönüştüğünün ve günümüzün rahat giyim anlayışına nasıl adapte olduğunun da bir göstergesi. Sonuçta palto hem trendler açıcından hem de maliyet olarak sezon boyunca yaptığınız en önemli yatırım olabilir. ve bu nedenle de sizi sıcak tutmasının yanı sıra günbegün değişen giyim tarzınıza uyacak kadar da değişken olması gerekiyor..


                  Yeni nesil paltoların en heyecan verici yanı tasarım açısından yeterince güçlü bir etki yaratırken kullanışlı detayları da yabana atmaması. Pek çok moda uzmanı ve hayranları artık sadeleştirilmiş modern klasiklerden oluşan bir kapsül gardroba sahip olmak istiyor. Yaratıcı bir ifade alanı sunan palto kıyafetin geri kalanını tamamlıyor. Paltonun gücü bildik tarzları güncelleyerek, taze kalmasını sağlayabilmesinden kaynaklanıyor. Günümüzde dış giysilerin enfes detayları, silüeti, rengi, kumaşı ya da süslemeleriyle yepyeni yada benzersiz görünmesi gerekiyor.

                  Kışın büyük bir kısmını paltonuzun kabuğu içinde geçirdiğimiz düşünülürse bu muhteşem bir şey. İnsanların ilk gördüğü şey bu olduğuna göre mükemmel olmalı. Sıcacık dokular hayvanlardan ilham alan desenlerin yanı sıra kusursuz kesimler ve koza paltolar da önemli moda çekimlerinde boy gösterdi. Geleneksel kumaşlarsa taptaze dokunuşlarla hem göz alıcı ve eksantirik hem de sıcacık görünüyordu. Üstelik hepsi de alışılmadık desen ve renk patlamalarıyla yeniden doğan vintage esintili tüylü paltolar sergilemişti.

                  Dokunma isteği uyandıran kumaşlara yer veren markalar podyumda mod tarzı deri gemici paltoları, bir başka önemli trend olan kırpma koyun yünü detaylarla dağınık ve retro bir havayla yenilenmişti. Zahmetsiz dış giyimin gerçek ustaları modern kadınlar, sokak modasının podyum trendlerini patlatma gücüne mükemmel örnektir.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Yeni Yıla Nerede Gireceksiniz?

AİLEMLE EVDE;
                ''Ailemle evde güzel bir yemek yiyip, televizyon izleyeceğiz veya en fazla oyunlar oynarız'' diyorsan sana önerimiz normal ev halinden sıyrılman. Örneğin yeni yıla pijamalarınla girme! Bu gece yeni başlangıçlar ve yeni güzellikler getireceği için, 2017'yi şık ve güzel bir şekilde karşılamayı dene. Rahat olabileceğin ama aynı zamanda tarz bir şeyler giy, saçına fön çek ve hafif bir makyaj yap. Rahat bir jean pantolon, cool bir üst yeterli olacaktır. Sosyal medyada yeni yıl fotoğrafları paylaşacağından zaten hoş görünmen şart. Ayrıca şirin yılbaşı süslü taç veya şapkalarda eğlenceli olacaktır.

ARKADAŞININ EVİNDE PARTİDE;
                Tabii işin içine arkadaş çevren girince evdeki gibi sıradan giyinmemen gerek. Ya hoşlandığın adam da gelirse? Sana bir önerimiz şık bir jean pantolon üzerine cool duran farklı tasarımlı bir üst veya tişört giymen. Bu tarzını göz alıcı takılarla da süsledin mi tamamsın. Örneğin son moda tasma kolyeler ve taşlı bileklilerle hem spor şık bir elbise de tercih edebilirsin.
KIYAFET BALOSUNDA;
                Oley en sevdiğimiz parti, kıyafet balosu! Kıyafet balosunda seçeceğin kostüm çok önemli. Bunun için sana bolca araştıma ve yaratıcılık gerek. Ama canım biz ne güne duruyoruz. İşte sana en çılgın ve farklı kostüm önerileri;

              -LİTTLE PONY: Düşünsene Little Pony'ler gibi saçlarını renk renk yapıp at kuyruğu yaptığını. Bir de gözüne rengarenk bir makyaj, kanatlar ve parlak bir elbise ile süper olursun. Renk renk perukları da perukçulardan veya internetten bulabilirsin.

              -LADY GAGA: Neden Beyonce, Rihanna değilde Lady Gaga? diye sorabilirsin. Çünkü son dönemini saymazsak, hem kliplerinde hemde konser ve davetlerde Lady Gaga'nın tarzı hepsinden iddialı ve çılgın. Sende araştırıp en dikkat çekici Lady Gaga kostümünden ilham alabilirsin. Bir peruk, değişik bir gözlük ve abartılı aksesuarlarla bu görünümü yakalayabilirsin.

              -EMOJİ: Emojiler artık heryerde. Sende en sevdiğin emıjiyi bir terziye diktirebilir, partiye emoji halinde gidebilirsin. Düşünsene çok tatlı ve farklı olacaksın.

              -FANTASTİK DÖRTLÜ/X-MEN/MYSTİQUE: Yaratıcı fantastik karakterlerden birini seçmeye ne dersin? Örneğin, fantastik dörtlü'deki Susan Storm gibi mavi bir tulum diktirip, sarı uzun bir peruk takabilirsin. Siyah uzun çizmelerle de çok çekici olacağın kesin. Storm'un görünmezlik özelliğini kullanarak arada ortadan kaybolabilirsin de. Yada X-men'deki Mystique gibi olmak istersen, masmavi bir tulum giyebilirsin.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Son Dakika: Beşiktaş'ta Bombalı Saldırı

                          Son aldığımız duyumlara göre İstanbul’un Beşiktaş ilçesinde iki defa ayrı ayrı zamanda bomba patlatılmıştır. Beşiktaş Vodafone Arena stadına yakın bir mevkii de gerçekleşen patlamada can kaybı yaşanmaması bir nebze içimizi rahatlatıyor. Fakat 20 kişinin yaralandığı haberi elbette felaketin büyük olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Hepsine Allah’tan acil şifalar diliyoruz. Patlamanın neyden kaynaklandığı henüz bilinmiyor. Olay yerine çok sayıda polis ve ambulans sevk edilmiş olup, gelişmeleri bu konu altından sizlere bildirmeye devam edeceğiz.

~ Beşiktaş-Bursaspor maçı sonrasında çevik kuvvet ekiplerine bombalı araçla saldırı gerçekleştirildi. Saldırı sırasındaki patlama sesi İstanbul'un birçok semtinden duyuldu. Saldırının bombalı araçla düzenlendiği ve hedefin çevik kuvvet olduğu bildiriliyor.

~ Saldırı sonrası İstanbul genelinde yaygın olarak kullanılan iki tane sarı minibüsün tamamen tahrip olduğu görüldü. Saldırıların bu iki minibüsle düzenlendiği tahmin ediliyor.

                          Sizin için edindiğimiz bilgiler bunlar. Saldırıyı yapanları kınıyor ve böyle bir olayın gerçekleşmemesi onlara bu imkanını Yüce adalet'in vermemesini diliyoruz. Allah herkesin yâr ve yardımcısı olsun.
____________________________________________________________
~ DÜZELTME: Son alınan bilgilere göre Şehit sayımız 38, Yaralı sayımız 166. Rabbim Şehitlerimize Rahmet, ailelerine sabır ihsan eylesin. Türkiye genelinde milli yas ilan edildi.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Sade Kıyafetlere Şıklık Katmanın Yolları...

                  Yaz mevsimi denince akla rahat, makyajsız ve zahmetsiz bir güzellik akla geliyor. Derken upuzun ve sıcacık yaz günleri yerini serin sonbahar akşamlarına bırakıyor. Her kadını muhteşem ve eşsiz kılan ama daha fazla özen gerektiren belirgin makyaj öğeleri tekrar öncelik kazanıyor. Ama bu yıl tüm dikkatler yüzümüzün en anlamlı parçasına, yani gözlere odaklanırken her zamankinden daha çarpıcı bir geçiş bizleri bekliyor.

                  Birkaç sezondur etkisini sürdüren ‘yataktan kalktığım gibi çıktım’ havalı, adeta makyajsız tarzların ardından uzmanlar tüm renklerini ve teknik silahlarını sonbahar podyumlarına boşaltarak çarpıcı gözleri yeniden modanın gündemine getiriyor. Peki çıplak gözlerden iddialı bakışlara bu ani geçişin sebebi neydi?

                  Son sezonlar bir hayli spor olduğu için sanırım podyumlara biraz eğlence ve cazibe katmanın zamanı artık gelmişti. Koleksiyonlarda gördüğümüz kalın trikolara ve spor ayakkabılara bakılırsa bu aynı zamanda sade kıyafetlere ‘şıklık katmanın’ da bir yolu gibiydi. Güzellik direktörü Jane Larkworthy makyaj tasarımcılarının özellikle de podyumda dramatik bir etki uyandırmak için kullanmaya bayıldığı bu süper-yoğun renk ve dokuları yaratan makyaj laboratuvarlarını ve teknolojik gelişmeleri de unutmamalı.
                  Rochas ve Gucci takma kirpikleri özellikle kat kat kullanmıştı. Kedi gözü makyajını geri getiren çılgın 60’lara ve Londra’nın bohem yaşantısına göz kırpıyordu. Klasik kötü kız tarzında tüm gözü alabildiğine siyah eyeliner ile kaplarken gösterişli neon renkleri yalnızca gözkapaklarının orta kısmında kullanılmıştı. Gündüz eyeliner, gece belirgin bir far. Sade, modern bir tarz düşünün ama eğlenceli bir dokunuşla… Camgöbeği eyeliner, küçük bir kedi kuyruğu, kalın ve parlak kirpikler.

                  Böylesine dramatik bir tarzı günlük hayata taşımak için ustaca bir dokunuş gerekiyor. Tüm güzellik uzmanları gözlerdeki güçlü vurgunun yanı sıra yüzün geri kalanında minimum makyaj olması gerekliğinde hemfikir. Dudak renginde bir ruj tercih edin ve cildinizi saf ve doğal haliyle bırakın. Böylesine canlı tonlarda için sırrı yedirmek. Parmakların ısısıyla yada karıştırma fırçasıyla en vahşi renkleri bile abartısız bir şekilde kullanabilirsiniz.

                  Çılgın limon yeşili yada parlak camgöbeği tonlarını gözün alt çizgisi boyunca veya iç kısmına ince bir çizgi olarak kullanın. Kirpik uçlarına parlak renkli maskara dokunuşları da abartıya kaçmadan dikkat çekmenin kolay yollarından biri.

                  Makyaj ister fısıltı şeklinde ister abartılı olsun Fransız tarzı bir güzellik anlayışını benimsemenin önemine inanmak gerekiyor. Parisli kadınlar ne zaman, nasıl makyaj yapacakları konusunda son derece kararlıdır. Eğer gözleri vurgulayacaklarsa çarpıcı dokulara odaklanır ve yüzün kalanını tamamen makyajsız bırakırlar. Kusursuz bir uygulama gibi bir dertleri de yoktur. İşte modernizm budur ve benzersiz bir kadının kendine has güzelliğini en güçlü şekilde yansıtır. Belki de sezonun gösterişli bakışlarından alınacak en iyi ders bu; çünkü gözler kendine özgü tarzıyla her kadının en güçlü ifade biçimi ve dolayısıyla da göz makyajı söz konusu olduğunda sınır gökyüzüdür.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Sporcu Beslenmesi...

                   Atletler müsabakadan itibaren aşırı miktarda şekerli gıdalar yerler. Amaç karaciğer ve kaslardaki glikojen depolarını doldurmaktadır. Sporcuların beslenmesinde kalori dağılımının şu şekilde olmalıdır. (şekerler %60, yağlar %25/30, proteinler %10/20)

                   Oysa insanda enerji metabolizmasını dikkate aldığımızda uygulanan bu yöntemin çok da iyi bir yöntem olmadığını anlarız. Bu nedenle de atletler antremanlarda yorgun düşerler, hastalanırlar vb.

İnsan Vücudu Hareket Halindeyken Kullanılan Enerji Depoları:
     ✓Karaciğer glikojeni
     ✓Kas glikojeni
     ✓Yağ depoları
     ✓Kas proteinleri
                   Yemek yediğimiz zaman insülin hormonu salgılanır, yiyeceklerden aldığımız şeker, protein ve yağları sonra kullanmak üzere depolar. Yemekten iki saat sonra yavaş insülin düzeyi düşmeye başlar ve bizde bir sonraki yemeğe kadar harcayacağımız enerjiyi depolardan yakmaya başlarız. Ama eğer insülin düşmez ise depo yağları yakamayız. İnsülin açlık seviyesine düşünce önce glikojen ardından protein ve yağlar yanmaya başlar. Burada hareketin de önemi vardır; antreman yapıyorsak artık yağ depolarını yakmaya başlarız.

                   Egzersizlerin başlangıcında yağlar pek kullanılmaz, ilk dakikalarda glikojen depolarda fazla kullanılmaz. 2-3 dakika sonra oksijenli ortamlarda kas glikojeni yakılmaya başlar ve 15 dakika içinde yavaş yavaş yağ asitleri yakılmaya başlar.

                   Karaciğerde glikojen deposu sınırlıdır; en fazla 300 kalori verebilir. Kas depoları da bir atletin günlük 4000 kalorilik ihtiyacını karşılayacak gibi değildir. Dolayısıyla en büyük deposu yağlardır. Atletlerde aşırı şekerli şeyler fazlasıyla yüklendiğinde zaman içinde insülin direnci oluyor. İnsülin direnci olan kişiler depo yağlarını yakmazlar.

Bu konuda bilimsel bir çalışmada ise atletleri üç gruba ayırıp, performanslarını takip etmişler.
     ✓Düşük yağlı yüksek karbonhidratlı diyet
     ✓Yüksek yağlı düşük karbonhidratlı diyet
     ✓Karışık diyet
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

BLOG YAZILARIMIZA ABONE OLUN

ELEKTRİK / ELEKTRONİK İŞLERİNİZ !!!

~~~~~~Bilgisayar Tamiri, Bilgisayar Bakım ve Onarım, Bilgisayar Yazılım ve Donanım, Elektrik Tamir ve Kurulum, Her tür Elektronik İşleri, Güvenlik Kamerası Montajı ve Tamiri, Alarm Sistemleri, Otomatik Kapı Sistemleri Tamir ve Onarım, Yangın Alarmı Sistemleri Tamiri YAPILIR... Devamını OKU>>>

Sponsorumuz Olmak İster Misiniz?

Blogumuzun Arşivi

DOST SİTELER

Kahin Martinez ~ Rüya Tabirleri ~ WeblonG ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ ~ Site Ekle ~ Site