İstanbul'un Efsaneleri (Fısıldayan Şehir)

Üç kıtanın kaderinde söz sahibi olmuş, dünyanın en eski şehirlerinden İstanbul, Avrupa'yı ve Asya'yı birbirine bağlayan, altın üçgen de denilen yedi tepeli tarihi yarımadada kurulması sebebiyle, ''Dünya'nın Kraliçesi'' payesini almıştır. Tarihi ve stratejik konumu onu tarih boyunca en çok arzu edilen, uğruna savaşılan ve canlar verilen bir şehir haline getirmiştir. Yahya Kemal'in dediği gibi ''nice efsunlu güzellikler yaratan'' İstanbul'un, o folklorundan kulağımıza tatlı bir fısıltı gibi üzülüp gelen ve bizi asırlar ötesine götüren bu efsanelere kulak verelim.

KIZ KULESİ ve SEPETTEKİ YILAN;
                   İmparator Konstantin'in çok sevdiği ve üzerine titrediği bir kızı varmış. Bir gün falcılarını toplamış ve kızının geleceğini sormuş. Farlcılar kızın 18 yaşına girdiğinde bir yılan sokmasından öleceğini söylemişler. Bu kehanet karşısında telaşlanan imparator, denizin ortasında, yılanların asla ulaşamayacağı bir kule yapılmasını emretmiş. Kuleye çok sevdiği, dünyalar güzeli kızını yerleştirerek koruma altına aldırmış. Prensesin hayatı, bu kulede geçiyormuş. Günlerden bir gün canı üzüm çekince kendisine bir sepet üzüm getirilmiş. Meğer sepetin köşesine zehirli, küçük bir yılan gizlenmiş. Prenses üzüm salkımını almak için sepete el attığı zaman bu yılan parmaklarını ısırıvermiş, kızcağız oracıkta teslim etmiş ruhunu. İmparator Konstantin en azından öldükten sonra yılandan kurtulması için kızına demirden bir tabut yaptırarak onu Ayasofya'nın giriş kapısının üstüne koydurtmuş. Ancak bugün hala aynı yerde bulunan bu tabutun üstündeki iki delik yılanın ölümünden sonra bile kızı rahat bırakmadığına işaret ediyormuş.

YEREBATAN SARNICI'nın ÜRPERTİCİ SIRLARI;
                   İstanbul'daki en büyük kapalı sarnıç olan Yerebatan Sarnıcı'na Ayasofya'nın batısındaki küçük binadan girilir. Sütun ormanı görünümündeki mekanın tavanı tuğla örülü, çapraz tonozludur. Sarnıcın yapımıyla ilgili şöyle bir efsane anlatılır.,;
                   Yüzyıllar boyu terkedilmiş halde bırakılan sarnıcın üstüne ve çevresine evler yapıldı. Fakat kendini unutturmuş sayılmazdı. Üstündeki evlerde yaşayan insanların geceleri çığlık ve kahkahalar duyduğu söylentileri yaygınlaştı. Sarnıcın girdaba kapılarak kaybolan insanlardan, sarnıcın içinde cinlerin yaşadığından söz edilmeye başlandı.
                   Başka bir hikayede, sarnıcın üstündeki evlerden birine zorla kapatılan cariyenin dşeme tahtalarını delip, kendini sarnıcın karanlığına attığı anlatılıyordu. Yabancı gezginler bu evlerdeki insanların evlerinin zemininden kova sarkıtıp su çektiklerini, hatta balık avladıklarını da anlatırlar. Sarnıçta gövdesi ağaç tasfirli üstünde tavus gözü denilen motiflerin bulunduğu bir sütun, üstünde gözyaşı bulunan bir başka sütun vardı. Efsaneye göre bu gözyaşı motifleri sarnıcın yapımı sırasında eziyet çeken kölelerin izleriydi. Başka bir efsaneye bakılırsa kölelerin gözyaşları taş ustalarınca işlenmişti.

BEYAZIT CAMİİ'nin MİHRABI;
                   Beyazıt Camii'nin inşasına 1501 Temmuz'unda başlanmış, dört yıldan fazla süren inşaatı 1505'te tamamlanmıştır. İtanbuldaki Türk abidelerinin en güzellerinden olan Beyazıt Camii'nin planlarını hazırlayan ve inşaatı sonuna kadar kontrol eden mimar Hayreddin idi. Camii'nin temeli atıldığı zaman II. Bayezid'e sormuş. 
- Padişahım, mihrabı nasıl kuralım?
Beyazıt cevap vermiş;
- Şu ayağıma bas.
Mimar Hayreddin, Padişahın ayağına basınca gözlerinin önünde Kabe zuhur etmiş. Bunun üzerine Padişahın ayaklarına kapanmış. Kabeye göre istikametini tayin ederek mihrabı kurmuş. Camii tamamlandıktan sonra ilk cuma günü II. Beyazıd camiyi dolduran cemaate,
- Aranızda bütün ömründe ikindi ve yatsı namazlarının sünnetlerini hiç bırakmamış olan kim varsa caminin anahtarını o çevirsin. demiş. Cemaatin içinden hiç ses çıkmamış. O vakit II. Beyazid;
- Çok şükür, gerek barış, gerek savaş zamanlarında olsun hayatımızda sünnetlerimizi bırakmadık. diyerek anahtarı çevirmiş.

RUMELİHİSARIN'daki MUHAMMED MÜHRÜ;
                   Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u almadan önce Boğazın Avrupa yakasındaki en dar yerine Yıldırım Beyazıd'in yaptırdığı Anadolu Hisarının tam karşısına, boğazı kontrol altına almak üzere bir hisar yaptırmak istedi. 24 Nisan-28 Ağustos 1452 tarihleri arasında 30 bin metrekare alan üzerine birbirine bağlı 17 kulesi olan Rumelihisarını inşa ettirdi. Mimar Muslihuddin Ağa yapının planlarını çizerken Sultan Mehmed, gece gündüz başında durarak nezaret etmişti. 
                   Peki Fatih'in maksadı neydi? Niçin planları Musliddin Ağa'ya bırakmıyordu? Bunun bir sebebi olmalıydı. Günümüz araştırmacılarının Rumelihisarı üzerinde havadan yaptıkları inceleme ile büyük gerçek ortaya çıkacaktı. Yaklaşık 500 metre yükseklikten deniz tarafına bakıldığında Rumelihisarının konumu hattı-Küfi ile yazılmış Muhammed (sas) kelimesine benziyordu. Fatih'in bu işin üzerinde titizlikle durmasının sebepleri varmış demek ki.
                   Peki bu sırrı Fatih'e kim, nasıl ve neden vermişti? Fatih bir rüya görmüş, kendisine İstanbul'u alacağı müjdelenmişti.
Yazımızı Beğendiyseniz Sosyal Medyada Paylaşın:

2 yorum:

  1. Çok güzel bir yazı keyifle okudum. Devamını bekliyoruz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Elbette elimizden geldiğince ilginç yazılar koymaya çalışacağız.

      Sil

BLOG YAZILARIMIZA ABONE OLUN

DUYURU!
GönüLLü Yazar Kadromuzu Oluşturuyoruz.
Sende Sitemizde Yazar Olmak İster Misin?
O Halde Hemen Bize Ulaşın :)

SON YAZILAR

Sponsorlarımız

Öne Çıkan Konular

GÖRÜNÜM

Sitemiz En İyi Chrome iLe Görüntülenir!
© Copyright 2016 Web Long