PİLATES MUCİZESİ;

            Bayanlara, son yıllarda zayıflamak adına en çok hangi sporu yaptığını , yada hangi sporun ismini duyduklarını sorarsanız en popüler cevap olarak “Pilates” yanıtını alırsınız. Televizyonda her gün izlediğimiz ve vücutlarının güzelliğine hayran olduğumuz ünlü bayanlar da güzelliklerinin sırrını aynı cevaba bağlıyor.
            Hal böyle olunca da pilates gün geçtikçe yaygınlaşan popülaritesi artan bir spor haline geliyor. Hazır kışa girerken biz de sizleri yaza hazırlamak için, pilates sporunun bilinmeyen yönleriyle aydınlatmak istedik.

ORTAYA NASIL ÇIKTI?

            Küçüklüğünde bir takım rahatsızlıklar sonucu vücut direnci azalan joseph Pilates, kayak ve jimnastik gibi sporlarla vücudunu geliştirirken bazı egzersiz hareketlerinin vücudunun giçlenmesine oldukça yararı olduğunu farketmiş. Bu hareketleri geliştirerek kendi egzersiz programını oluşturmuş. 1. Dünya Savaşı sırasında bu hareketi askerlerin direncini arttırmak için uygulatınca da olumlu sonuçlar almış. Pilates, “Kontroloji” adını verdiği bu teknikle zihin ve beden hareketleri bütünlüğünün oluşturduğu denge, nefes ve hareketler sistemiyle güçlü kaslar ve esnek bir vücuda ulaşmayı hedeflemiş ve amacına ulaşmış.

BİR PRENSİP SPORU;

Pilates bir kaç hareketten oluşuyor gibi göeünsede temelde bir prensip sporudur. 6 prensibi vardır.

1- KONSANTRASYON: Hareketleri yaparken aynen yoga da olduğu gibi vucuda ve hareketlere yoğunlaşarak kasların işleyişini hissetmek gerekir.
2- KONTROL: Pilates hareketlerinde çok önemli bir yeri vardır. Vücudu ve kontrol edebilmek olası sakatlıkları önlemede yardımcı olur.
3- MERKEZLEME: Pilateste merkez, karın, bel ve kalça çevresidir. İç organları ve omurgayı yerinde tutan kas sistemlerini içerir. Merkezleme esneme ve omurların arasını açarak uzamayı sağlar.
4- AKILCILIK: Pilates hareketleri yavaş ama ara vermeden akıcı bir şekilde yapılmalıdır.
5- KESİNLİK: Pilates kararsızlığı sevmez. Hareketler net ve birbirleriyle uyumlu olarak yapılmalıdır.
6- NEFES: Hareketleri yaparken sırtın arkasında hissedecek kadar derin nefes alıp verilmelidir.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

AKNE BELASI;

Başa Bela Dert: Akne

                    Bir sabah kalkarız, yüzümüzün bir yerinde sevimsiz bir kabartı... Canımız çok sıkılır. Son zamanlarda neyi yanlış yaptığımızı, neler yediğimizi düşünür, hemen önlem almaya çalışırız. Hele ergenlik çağında, yüzümüzü kaplayan bu sevimsiz kabartıları öyle dert ediniriz ki, neredeyse insanlardan kaçar bir hale geliriz. Nedir peki bu akne denen dert ve olmasa olmaz mı?
                    Akne en sık karşılaşılan bir cilt problemidir. Her 100 kişiden 85'i hayatının bir döneminde bu problemle karşılaşıyor. Ciltteki yağ bezlerinin salgıladığı yağın deri yüzeyine çıkarak atılması gerekiyor. Özellikle ergenlik döneminde, değişen hormonların etkisiyle yağ bezleri daha fazla yağ salgılıyor. Bu yağın deri yüzeyine geçişini sağlayan kanal da yoğunlaşmış yağ kütlesiyle tıkanıyor. İşte aknenin temel nedeni bu tıkanmadır.

                    Akne sık olarak, yüzün alın, burun, çene gibi orta hattında görülüyor. Ancak ileri safhalarda yanaklar, kulak arkaları, çene altı, boyun, ense, omuz, sırt ve göğüste, hatta kalçada dahi görülmektektedir. Daha çok yağlı ciltlerde ortaya çıkan akne, yaş ilerledikçe hafifliyor ama kontrol edilmez ise cilt bakımına ve genel sağlık sorunlarına yol açabiliyor.
                    İltihapsız akneler, kapalı veya açık sivilce başı olarak ortaya çıkıyor. Tıkalı gözenekler derinin altında kalırsa, küçük beyaz şişlikler olarak ortaya çıkıyor. Gelelim iltihaplı aknelere... Cildin üzerinde küçük sert pembe şişlik şeklinde ortaya çıkan yumuşak iltihaplanma oluşuyor.

"BANA ÇOK İYİ GELDİ"

                    Cildimizin sağlıklı ve parlak görünümünü bozan, canımızı sıkan aknelerin tedavisi için çevremizdeki herkes bir başka şey önerir. Özel bileşenli sabunlardan, kozmetik cilt temizleyicilere, limon suyundan talk pudrasına kadar sınırsız şey...

                    "Ben şu kremi kullandım, birebir", "Şu marka kozmetik ürün seti cildi düzeltiyor", "Yok yok, biraz kil üstüne limon suyu..." Çaresizce deneriz ama umduğumuz  sonucu gibi alamayız, sıkıntımız artar. Öneriler kendi içinde doğru da olabilir ama gözden kaçan bir şey vardır ki, işin can damarı da odur aslında. Herkesin cildi de, akne tipi de, akneye yol açan yaşam tarzı da farklıdır. Bu yüzden akne için tek bir ilaç yoktur, uygulanması gereken tedavi süresi vardır. Bu nedenle öncelikle yapılması gereken şey, bir cilt uzmanına gitmek olmalıdır.

"TEDAVİSİ ZOR DEĞİL"

                    Doktorunuz, öncelikle cilt tipinize ve aknenin türüne uygun sabun veya losyonla akneyi kurutan jel verir. Bazı durumlarda, özellikle iltihaplı akne antibiyotik tedavisi de gerekebilir. Bunun yanı sıra doktorunuz size bir beslenme düzeni önerecektir. Bir diyet genellikle yağlı yiyeceklerden, kızartmalardan ve fast food gibi yiyeceklerden uzak durmayı gerektirir. Aknenin kışın alevlenip yazın söndüğü bilgisi de bu açıdan yol gösterici olabilir.

                    Kendinize ilk iş olarak daha hafif, yağdan ve şekerden yana fakir bir diyet listesi oluşturabilirsiniz. Size özel bu durumlar, sadece beslenme değil yaşam tarzınızla da ilgilidir. Uykusuz kalmak, sigara tüketimi, stres gibi faktörlerin de cildinizde yarattığı etkiyi de göz ardı etmemelisiniz. Son olarak; işe bir de iyi yanından bakın. Aknelerle uğraşırken hem cildinize iyi gelen hem de aslında tüm vücudunuzu için yararlı olan bir beslenme ve yaşam tarzını benimsemiş olacaksınız. Ve bu da tüm ömrünüz boyunca pırıl pırıl bir cilde ve fit bir bedene sahip olmanızı sağlayacak. Sizce bu az şey mi?
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

İNSANIN ANAHTARI: TEKNOLOJİ...

                   50 yıl önce insanın DNA yapısının açıklanmasından bu yana insan Genom Projesi adı altında yürütülen uluslararası çalışma, insanın DNA'sını çözdü. Uzmanlar bu durumu "Harfler ortaya çıktı, şimdi kelimeleri anlamaya çalışabiliriz." diye yorumluyor. Projenin bitirildiği 2003'ten bu yana yeni bilgiler ortaya çıktıkça insan genomu sürekli güncellendi. Projeyle başlatılan çalışmaların sonucunda ulaşılan bilgi bambaşka gelişmelerin de nedeni oldu. İnsanı genetik özelliklerine bağlı kalarak inceleyen SNP (nükleotid polimorizmi) çalışmasında, kişiye özel tedavi teknikleri konusunda kısa zamanda büyük gelişmelere ulaşıldı.
                   Projenin açtığı yoldan atılacak adımların, alzheimerden vereme, kalp hastalıklarından astıma, kanserden depresyona ve hatta yaşlılığa kadar teşhis ve tedavisinde devrim yaratılması bekleniyor. Bio-Çip teknolojisi de devreye girdi. Bu gelişen bilgisayar teknolojisinin biyolojiye uyarlanabilmesiyle ortaya çıkan bir yöntem.

Yöntemin temel prensibi şöyle:

                   Genetik bilginin açıklandığı araçlar olan, vücudumuzun yapı, destek ve düzenleyicisi işlevi gören protein, özel hazırlanmış bir laboratuar lamı üzerine konuluyor. Proteinin taşıdığı bilgiler bir yazılım programına aktarılıyor ve bilgisayar ekranında görünür hale geliyor. Rutin yapılan genetik ve biyokimyasal analizlerde tek bir gen bölgesine veya tek bir proteine bakılırken, Bio-Çip teknolojisi tıp dünyasına, bir anda, bir örnekte, birçok farklı bölgeye bakabilme imkanı veriyor. Böylece kanser gibi birçok faktörün ve genin etkilendiği hastalıklarda tümörün protein kalıbı çıkarılabiliyor.

                   Protein-çip teknolojisiyle ilgili pek çok yöntem olmasına karşın ilerleme kaydedilen iki grup çalışması bulunuyor. Bunlardan ilkinde tek bir proteine özgü sistemler geliştirilirken, diğer grupta tüm proteinler üzerinde çalışılıyor. Böylelikle farklı hastalıklarda ortaya çıkan proteindeki değişimler izlenebiliyor.

                   Gelelim madalyonun öbür yüzüne. Aynı zaman diliminde daha çok ve verimli iş yapmamızı sağlayan, her geçen gün kaydedilen yeni gelişmelerle yaşamımızı kolaylaştıran, hatta kurtaran teknoloji, hastalıklarımızın da mı kaynağı?
                   Teknoloji ve sanayinin birlikte gelişmesi, havayı kirletmekle kalmıyor, çok yoğunlaştığı zaman, asit yağmuru şeklinde toprağı da etkiliyor. Daha da yakına bakalım, evimizde, iş yerimizde bizi çevreleyen teknoloji ürünlerine göz atalım. Çalışmalar gösteriyor ki, 0 - 300 Hz frekanslı alanlardan iletkenlik özellikleri nedeniyle en çok etkilenen dokular beyin sıvısı ve kan, ikincil derecede etkilenen dokular ise göz, göz sıvısı, tiroit, kas, gastrointestinal sistem, prostat ve testis dokuları.

                   LCD ekran, saç kurutma makinesi ve dijital saat gibi aletlere dikkat! Günlük hayatımızda kullanılan televizyon, bilgisayar ve cep telefonları başta olmak üzere MP3 çalarlar, LCD ekranlar, fotokopi makineleri, mikro dalga fırınlar, saç kurutma ve traş makineleri, dijital saatler gibi birçok elektrik cihaz bir yandan hayatımızı kolaylaştırırken diğer yandan sağlığımız için tehdit oluşturuyor. Olumsuz etkileri en aza indirmek için yapmamız gereken neler mi?

                   LCD ekrandan uzak durun! Bu cihazların kullanımıyla oluşan elektromanyetik alanlara bazı kişiler daha hassastır. Ve yan etkiler bu kişilerde daha fazla görülüyor. Fotokopi makineleri ve bilgisayar tarayıcılarına 50 santim, LCD monitörlere 75 santim, mikrodalga fırınlara 1 metre, TV'lerin ön ve arka yüzlerinde 2 metre, çamaşır-bulaşık makinesi ve buzdolabı gibi elektronik işlemcilerle donatılmış mutfak cihazlarında mümkün olduğunca uzakta bulunmak sağlığımız için doğru olanıdır.

                   Şarj aletlerini de elektrikte bırakmayın! Ayrıca şarj edebilen cihazları elektrikle kullanmaktan kaçınmak, TV, monitör, uydu alıcıları kullanılmadığı zaman bekleme konumunda bırakmamak, bu cihazların oluşturduğu, baş ağrısı, uykusuzluk, göz ve kulak problemleri, iştahsızlık, ağız kuruluğu gibi yan etkileri düşük seviyelerde tutuyor.

                   Olumsuz etkileri en aza indirmek için, ergonomik çalışma koltuğu, düşük radyasyonlu monitör kullanın. Kalp ritmini bozan, hamilelikte düşük riskine sebep olan cep telefonlarına dikkat! Teknolojiyle bozulan dengeler yine teknoloji yardımıyla çözülmeye çalışılıyor. Özellikle çocuklarınızı teknolojinin sağlığa zararlı etkilerinden haberdar edin!

Ve çocuklarınızı olabildiğince bunlardan uzak tutunuz.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

YENİ YIL ve DUYGULAR;

            Bir yılı bitirip yeni bir yıla daha merhaba dediğimiz 31 Aralık akşamını nesillerdir değişmeyen bize has eğlencelerle karşılamayı seviyoruz. Aile üyelerimizle oynadığımız tombala, gökyüzünü rengarenk aydınlatan havai fişek gösterileri ve daha pek çok güzellikle...

            İster evimiz, isterse lüks bir otelin eğlence mekanında olalım, hepimiz güzel bir akşam için haftalardır öncesinden planlar yapmaya başlarız. İsteriz ki bu yılbaşı öncekilerden de güzel geçsin. Malum ilk saatlere nasıl girersek, tüm yılın öyle geçeceğine inanırız. Küçüğünden büyüğüne yaşlısından gencine yılbaşı akşamını heyecanla bekler, tüm dertlerimizi bir geceliğine unuturuz. Hele de saatler 24:00 `a yaklaştığında geri sayıma başlarken yanımızda en sevdiklerimiz yeni bir yıla daha hoşgeldin demenin coşkusunu doyasıya yaşarız.

            Yılbaşı akşamına iki gün önceden hazırlıklara başlanılır. Işıklar, rengarenk yaldızlı süslemeler şehrin caddelerini ve mağazalarını güzelleştirir. Hınca hınç dolan alışveriş merkezleri, yılbaşı öncesinin tipik manzaralarını sunar. Sevinç ve hüzünle dolu bir yıla elveda demek üzere son gün gelip çatar. Hazırlıklar tamamlanmıştır, kuruyemişler, içecekler, çeşit çeşit meyveler hazırdır, evlerin içi elbirliğiyle süslenir. Minik çam ağaçları, süslü kağıtlar ve kar manzaraları veren ışıklandırmalar yapılır. Öğlen saatlerinde o akşama özel, değişmez menü olan hindi veya tavuk fırına verilir.
SEVDİKLERİMİZLE MUTLU ANLAR;

            Tüm ailemiz, akrabalarımız veya sevdiğimiz yakın arkadaşlarımızla bir araya geldiğimiz bu akşamda menüde kendi mutfağımızdan pek çok örnek daha mutlaka yer alır. Dolmalar, zeytinyağlılar, salatalar es geçilmez. Ana yemeğinden mezesine, tatlısından tuzlusuna kadar her şeyin düşünüldüğü sofraya şık kıyafetlerle oturulur. Hoş sohbetlerin yapıldığı bu ortamda, muhakkak yeni yıl programının yayınladığı açık bir televizyon olur.

             Televizyonlarda hepsi birbirinden renkli eğlence programları arasından hangisinin izleneceği, ailelerde en tatlı münakaşa konusu olur. Yeni yıl için herkes dileklerini anlatır. Yemekten sonra hafif içkiler yudumlanır ve yeni yıl adetlerinin vazgeçilmezi olan tombala oynanır. Tatlı bir cekişme ile süren oyun bittikten sonra aile üyeleri ve arkadaşlar arasında yediyeler verilir. İşin en heyecanlı kısmı olan hediye alışverişinde, paketler heyecanla açılır ve herkes hediyelerini gösterir. Hatta yeni yıl hediyeleri konusundaki adetlerimizi, pek çoğumuz işyerlerimize bile taşırız. Yılbaşı günü veya öncesinde şirketlerde, birlikte çalışan ekipler arasında hediye çekilişleri yapılır, aperatif ve içecekler eşliğinde küçük eğlenceler düzenlenir.

VE GERİ SAYIM BAŞLAR...

            Yeni bir yılın başlangıcını doyasıya yaşamak isteyen gençler, ellerinde maytaplar, fırıldak ile meydanlarda toplanırlar. Büyük alanlarda kurulan devasa platformlarda, DJ`lerin ve şarkıcıların performanslarını görmeye gelen gençler, bu alanlarda dans edip, halay çekerler. Değişik şapkalar, kukuletalar gibi çeşitli aksesuar takıp eğlenirler. Yeniden doğmuşçasına başka bir dünyaya gözlerimizi açtığımızı hissettiğimiz ve her şeyin daha farklı ve güzel olacağına inandığımız o güne saniyeler kala, hem televizyon başında olanlar hem de meydandakiler, nefeslerini tutar ve 10`dan geriye doğru saymaya başlarız. Ve saatler 24:00 olduğunda birbirini tanıyan tanimayan herkes, heyecan icinde sarılır ve birbirlerine iyi dileklerini sunar.

            Evde olanlar hemen pencelere koşar, insanlar yüksek yerlerde bulunmaya çalışır ve meydanlar başını gökyüzüne çevirir. Koyu lacivert gökyüzünde bir anda sarı, kırmızı, yeşil, dünyanın en güzel renkleri adeta dans gösterisi yapar. Havai fişekler, ışık ve lazer şovları geceye ayrı bir güzellik katar. Herkes, elinde maytap ve konfetilerle bir yılı daha sonlandırmanın hüznünü taşırken aynı zamanda şu sözleri mırıldanır; “HOŞ GELDİN YENİ YIL”
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

ISSIZ TOPRAKLARA DOĞRU YOLA ÇIKIN!

Kışa girdiğimiz şu dönemlerde, akıllarda tek bir soru işareti var!
                       Hem nasıl ısınırım, hem de modaya nasıl ayak uydururum? Bu sezonun rüstik trendi sizi ısıtmakla kalmayacak, bir nebze geçmişe yolculuk bile edeceksiniz!
 Nasıl mı?
            Sonbaharda Renk Patlaması Yaşayacaksınız!
Sizi iskandinavya`nın dağlarına ve oradan da Amerika`nın bozkırlarına hatta ve hatta 70`lı yıllara götürüyor. Görmüş geçirmiş, otantik bir hava ilham kaynağı...

            Kuzey bölgelerinde geleneksel folklorik etkiler ve nefes kesici manzaralar hakim. Eski havalı kaba kumaşlardan yapılma rüstik iş kıyafetleri de öyle ama önceki yüzyılın sevimli feminen tarzıyla birleşerek.

            Ayrıca 1800`lerin Ortabatı Amerikasında anlatılan Küçük Ev`i andıran siluetlere de el atılıyor. Detay ve aksesuarlar el yapımı havasında... Danteller, işlemeler ve sevimli çiçek desenleri önemli ipucları.

            Bir panço veya pelerin, püsküller ve tüyler de eklediniz mi sonbaharın vahşi topraklar görünümünü yakaladınız demektir.

            Aslında bu daha çok ilkbahara atfedilen renk patlaması. Fakat eski sonbaharların kasvetli tonları geride kaldı, yerine renk patlaması yaşayacağınız 70`ler modası geldi.

Modayı, Sağlığı, Müziği ve Sohbeti Bizimle Yaşayın...

Weblonq.com iLe Kalın.

Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

BLOG YAZILARIMIZA ABONE OLUN

ELEKTRİK / ELEKTRONİK İŞLERİNİZ !!!

~~~~~~Bilgisayar Tamiri, Bilgisayar Bakım ve Onarım, Bilgisayar Yazılım ve Donanım, Elektrik Tamir ve Kurulum, Her tür Elektronik İşleri, Güvenlik Kamerası Montajı ve Tamiri, Alarm Sistemleri, Otomatik Kapı Sistemleri Tamir ve Onarım, Yangın Alarmı Sistemleri Tamiri YAPILIR... Devamını OKU>>>

Sponsorumuz Olmak İster Misiniz?

Blogumuzun Arşivi

DOST SİTELER

Kahin Martinez ~ Rüya Tabirleri ~ WeblonG ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ ~ Site Ekle ~ Site