Atkuyruğu Sanatı

GÜNLÜK GÖRÜNÜM:
               Saçlarınızı günlük tempoya uyarlamak için zıtlıkların uyumundan yararlanabilirsiniz: Sportif ve seksi bir hava için...
- Saçlarınıza hacim arttırıcı köpek uygulayın ve kurutun. Ardından başınızı öne doğru eğin ve saçlarımızın tamamına hacım arttırıcı saç spreyi püskürtün, parmaklarınızla dağıtın. Tepeden birkaç tutam saç alın ve krepe atın. Ardından saçlarınızı parmaklarınızla geriye doğru tarayın. Bu sayede daha salaş ve seksi görünmelerini sağlayacaksınız.
- Başınızı arkaya yatırın ve kulaklarınızın yaklaşık beş santim yukarısında at kuyruğu yapın. Eğer daha aşağıda olursa tepe'de yarattığınız hacmi getireceksiniz. At kuyruğunu lastik tokayla tutturduktan sonra ikiye ayırın ve iki yana çekerek sıkılaştırın. Tekrar hacimm veren saç spreyi püskürterek yanlardan birkaç tel saç çıkarın.
HAFTA SONUNA ÖZEL:
               Bu model hem sevimli hem seksi hem de hafta sonu yataktan kalkmaktan çok daha az çaba gerektiriyor. Emin olun daha ilk kahvenizin suyu kaynamadan siz saçlarınızı yapmış olacaksınız.
- Saç hattından ayırdığınız 4 - 5 tutam saça krepe atın ve yuvarlak fön fırçası ile tanıyarak yumuşatın. Saç spreyi püskürtün ve hacmi sabitleyin.
- Saçlarınızı sağa yada sola derin bir yivle ayırın ve yana doğru alıp kulağın 10 santim altından tokayla sabitleyin. At kuyruğundan çıkan tutamlar sizi rahatsız etmesin. Bu halde görünüm çok daha seksi olacak.
- Lastik tokanın etrafına ince bir tutam saçı dolayın ve tel tokayla sabitleyin.
AKŞAM İÇİN:
               Sıkıca toplanmış bir at kuyruğu oldukça elegan ve göz kamaştırıcı görünecek. Saç deriniz gerildiğinde yüzünüzü germişsiniz gibi bir etki elde etmiş olmanız da cabası!
- Saçlarınızı düzleştirin ve yana doğru ayırın. Ne kadar geniş olursa at kuyruğu da o kadar seksi görünecek.
- Normalde sıkı at kuyrukları için saç rölesi tercih edilse de bu saçlarınıza beyaz partiküller oluşmasına neden olabilir. O nedenle elektriklenmeyi giderecek ve parlaklık verecek bir saç serumu kullanarak aynı sonucu elde etmenizde yarar var.
- Doğru yüksekliği yakalamak için dimdik durun ve yuvarlak fön fırçası ile saçlarınızı tarayarak ensenin tam üst kısmında toplayın. Lastik toka ile tutturun.
- At kuyruğunu ne kadar aşağıdan yaparsanız görünüm o kadar seksi olacak. Saç düzleştiriciyi at kuyruğunda gezdirerek pürüzsüz bir sonuç elde edin.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Erkekler Neden SIKILIR?

               Zor, çok zor... İnsan sevgilisine, kocasına, hele flört etmeye yeni başladığı erkeğe ''bu çiçekli gömleğini her giydiğinde libidomu yerlerde arıyorum, giyme, yakışmıyor'' diyemiyor kolayca. Kırılmasın, ayıp olmasın, daha beter içine kapanmasın, hatta kaçakları oynamasın diye. ''Parfümün kedimizi bile kaçırıyor, aslında sana paçuli notaları yakışmıyor'' da diyemiyor. Karşısına geçip ''haftanın altı günü spor salonundasın ama six pack'lerin pek beliremedi sanki'' demeyi deneyin bakın neler oluyor.
               Şaka bir yana, iyi ki varlar. Hayatımızın tadı tuzu biberi... Sayelerinde kaç şekil taklalar atıyor duygularımız... Kaldı ki biz erkeğimizi olduğu gibi kabulleniyoruz çünkü cici kızlar öyle yapar! Sevdiğini kendi zevkine göre değiştirmeye çalışan kız, aslında sizi sevdiğinden değil, çevresine uyarlamaya çalışıyordur sizi. Bizden size tavsiye, birini seviyorsanız, onun hiç bir şeyine karışmayın. Evli olsaydınız belki bir nebze karışılabilir, o da ancak renk uyumu için olabilir.

               Erkeklerimiz ne giysin, ne sürsün, ne koksun, ne yesin, ne dinlesin, bize nasıl davransın, kimi örnek alsın, hangi sporu yapsın gibi çeşitli konularda onlara karışıyoruz, tavsiye veriyoruz veya onları bu değişime zorluyoruz. Kimisi yapıyor sevdiğinden, kimisi yapmaz inadından veya kimisi de terk eder bunaldığından. Biz buna baskı uygulama şekilleri diyoruz. 

               Eğer seviyorsanız, onsuz olmaz diyorsanız, ''ama bu da böyle olmaz'' diyorsanız bir kere daha düşünün. Onu ilk tanıdığınızda da aynı kişiydi, birlikte olduğunuzda da aynı kişi... Yani onunla ilişkiniz başladığında onu o şekilde benimsediniz. Nedir bu değiştirme tutkunuz? Eğer yok değiştirmem lazım diyorsanız, bence siz direk sevgilinizi değiştirin. Çünkü değişen kişi sevdiğiniz olmayacaktır.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Bronzlaşma Hakkında Bilmedikleriniz...

Güneş, yıllar boyu hep sağlık kaynağı olarak düşünülmüş, eşsiz gücü ve enerjisiyle, aydınlık ve sıcak yüzüyle zaman zaman kutsal bir konuma konulmuş, tapınılmış, başka zamanlarda da bize sağlık vermesini bekleyip güneşlenerek kendisinden medet ummuşuzdur. Zaman zaman güneşin sağlık verme gücü iyice abartılarak doktorlarla rekabete konulmuş, ''güneş giren eve doktor girmez'' diye bir deyim üretilmiştir. Fakat son 30-40 yıldır, güneşin hem yaşlanmada ve hem de deri kanseri oluşumunda etkisi kesin olarak saptandığı için, düşman diyemesek bile gücünü kontrol edemeyen bir dost olarak kabul ederek, ilişkilerimizi dozunda ve kıvamında tutmamız, gerektiğinde de kendimizi korumamız yaşamsal bir önem kazanmıştır. Güneş ışığının derimize zarar veren kısmı Ultraviyole (UV) bölümüdür. UV'nin UVB ve hem de UVA dalga boyları deri kanserleri ve deri yaşlanmasından sorumludur. Çocukluktaki güneş yanıkları deri kanseri gelişiminde çok etkilidir, bu nedenle ilk 10 yaş içerisindeki korunma çok önemlidir. Bunun dışında da alınan her güneş ışığı enerjisi daha öncekilerin üzerine eklenerek, hem deri kanserine yakalanma tehlikesini ve hem de deri yaşlanmasını arttırmaktadır.

                Güneş ışınlarından korunmada en ucuz ve en etkili yol giyimdir. Kuru ve sıkı giysiler iyi korur, gevşek dokulu giysiler ve ıslak giysiler etkinliği azaltmaktadır. Geniş kenarlı şapkalar, şemsiye vb. gölge yapan kaynaklar, sınırlı da olsa biraz koruma sağlar, fakat bu yetersiz bir korumadır. Güneşin en dik olduğu saatin iki saat önü ve arkası (Türkiye için saat 11-15 arası) en tehlikeli saatlerdir.

                Tatilcilere öğüdümüz bu saatler içerisinde güneş altında kalmamalarıdır. Dışarıda çalışanlar için ise bu öneriler anlamsız kalmaktadır ve bu koşullarda dahi korunmalarının sağlanması gerekir. Giysilerle örtülmeyen el ve yüz gibi alanlarımız, deniz ve plajda ise mayonun dışında kalan alanlar kesinlikle güneşten koruyucu ürünlerle korunmalıdır. Bu ürünleri kullanırken uygun koruma faktörlü ürünler kullanılmalıdır. Normal sağlıklı bir insan için 20-30 SPF koruma faktörlü bir ürün gereklidir. Güneşin dik olduğu saatlerde veya açık tenli insanlarda koruma faktörü daha yüksek tutulmalıdır. İyi bir koruma için açıkta kalan her alan düzgün ve eşit oranda ürünle kapatılmalıdır.

                Koruyucu, güneşe çıkmadan yarım saat önceden sürülmeli, gündelik yaşamda iç saatte bir, plajda iki saatte bir de yeniden sürülmelidir. Zaman geçtikçe koruma faktörü düşürülmemeli, aynı etkinlik sürdürülmelidir. Dikkatli bir korunma hem deri kanseri olma tehlikemizi azaltır ve hem de erken yaşta derimizin kırışmasını önler.

Sözün Özeti; sağlıklı bronzlaşma yoktur, az hasarlı veya çok hasarlı bronzlaşma vardır.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Bodrum'a Hoşgeldiniz...

                 Bölgeyi tanımayanlar Bodrum'un sadece merkezden oluştuğunu düşünebilirler fakat Bodrum Yarımadası sahil şeridine dizilmiş hepsi kendine özgü bir deneyim sunan belgelerle dolu. Hepsi arabayla Bodrum'a kısa bir mesafede konumlanmış bu beldelerin kimi renkli gece hayatı kimi sakin ve huzurlu köşelerine çıkıyor misafirlerin karşısına. Yarımadanın her noktasını her yönüyle keşfetmeniz için hepsini ayrıntılı bir şekilde açıkladık.
BODRUM:
Yarımadaya da adını veren Bodrum 5 bin yıldan daha uzun bir tarihi var. Üstelik Dünyanın yedi harikasından biri sayılan Halikarnas Mozolesi de burada. Bugün bir balıkçı kasabası'ndan şık bir tatil köyüne dönen Bodrum'da şık oteller, gece kulüpleri, teknelerle dolu bir Marina bulunuyor. Tüm bunlara rağmen huzur dolu mekanlarda bulmak mümkün.
GÖLTÜRKBÜKÜ:
Türkiye'nin st. tropez'i olarak anılan Göltürkbükü adını Gölköy ve Türkbükü'nün birleşmesinden alıyor. Bodrum'dan 18 kilometre uzaklıkta. Gölköy oteller, restaurantlar ve barların bulunduğu Göltürkbükü'ne göre daha sakin bir yer.
GÜMBET-BİTEZ:
Genellikle Türk ve yabancı gençler tarafından tercih edilen Gümbet Bodrum'a 3, Bitez'e 10 kilometre uzaklıkta. Burada gençlerin zevkine ve bütçesine uygun pek çok restoran ve kulüp bulunuyor. Güzel plajı ve sörfçüler için ideal bir koy olmasıyla ünlü Bitez'de sınırlı bütçesi olan turistlere uygun pek çok pansiyon ve apart otelde mevcut. Yakınındaki akturda da hoş Beach Club'lar karşınıza çıkacak.
GÜMÜŞLÜK:
Bodrum'a 23 kilometre uzaklıkta mandalina bahçeleri ve yeşillikler içinde bulunan Gümüşlük'te kıyı şeridi balıkçılarla dolu. Piri Reis'in 1521 yılından kalma yazılarında yazılanlara göre Fatih Sultan Mehmet devrinde köyün yakınında bulunan Gümüş ocakları nedeniyle buraya Gümüşlük adı verilmiş. Ancak civarda yaşayanlar bu adın geceleri denizden etrafa yayılan ve fosfor gibi ışıldayan gümüşümsü ışıktan kaynaklandığını ileri sürüyor.
GÜNDOĞAN:
Gündoğan Bodrum'a yaklaşık 18 kilometre Yalıkavak ve Göltürkbükü'ne ise 3 kilometre uzaklıkta. Eskiden daha çok özel konutların olduğu bölgede şimdi çok sayıda Butik ve 5 yıldızlı oteller yer alıyor.
GÜVERCİNLİK:
Güvercinlik Bodrum'a 20 kilometre uzaklıkta. Havaalanına giden yolda sakin ve küçük bir tatil beldesi. Son derece güzel bir koy olan Güvercinlik, koyu ve tatil köyleri ile Bodrum'daki diğer yerlerin gürültü ve kalabalığından uzak olmak isteyenler için ideal.
ORTAKENT YAHŞI:
Ortakent ve Yahşi Bodrum'a 12 kilometre uzaklıkta. Kumlu ve küçük çakıl taşlı plajı olan Ortakent koyu, çevredeki yeşilliği korumayı başarmış. Konumu yüzme ve her türlü su sporu için ideal Yahşi ise Ortakent'in hemen yanında ve birkaç Konut Projesi ile giderek büyüyor.
TORBA:
Tatilciler için pek çok otelin bulunduğu Torba Bodrum'a 12 kilometre uzaklıkta. Torba'da güneşin batışını izlemek büyük bir keyif. Ayrıca her türlü su sporu için mükemmel bir konuma sahip. Bodrum'un diğer yerleri ile kıyaslandığında sakinliğini koruyor.
TURGUTREİS AKYARLAR:
Turgutreis adını 1485 ile 1585 arasında yaşayan ve burada doğan batı dünyasında Dragut adıyla bilinen ünlü korsan Kaptan-ı Derya Turgut Reis'ten alıyor. Tarihi bir Rum kilisesinin kalıntılarının bulunduğu Aspat Tepesi geçildiğinde ise eski bir balıkçı köyü olan Akyarlara varılıyor. Turgutreis Yunan Adası Kos'a feribotla sadece 5 Mil uzaklıkta olduğundan günlük feribot seferleri var. Teknik donanımlı d-marin son birkaç senedir hizmet veriyor.
YALIÇİFTLİK:
Yalıçiftlik, Bodrum’a 17 kilometre uzaklıkta. Burası denizin farklı tonlardaki mavisi ve yeşili ile ünlü. Civarda çok güzel koylar ve tatil köyleri mevcut. Bölgeyi keşif amaçlı, ciplerle yapılan safariler çok popüler. Yalıçiftlik ayrıca delüxe otelleri ve tatil köyleriyle de tanınıyor. Yalıçiftlik yerlilerinin el yapımı halıları da çok meşhur.
YALIKAVAK:
Yarımadanın Kuzeybatı ucunda, limon ve mandalina bahçeleriyle çevrili Yalıkavak'a M.Ö önce 2000 yıllarında ilk kez yerleşilmiş. Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait kalıntılar bulunuyor. Batıdan Esen Rüzgarları ile Yalıkavak yaz aylarında oldukça popüler. Belde de esen rüzgarların kuvveti tepelerindeki rüzgar gullerinden de anlaşılıyor. Zamanında denizden sünger çıkaranların yaşadığı Yalıkavak marinası, otelleri, restorantları ve Beach Club'larıyla önemli bir tatil beldesi haline gelmiştir.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Bodrum ve Çevresinin En İyi Rotaları

                 Antalya ‘dan Bodrum’a uzanan girintili çıkıntılı kıyılar Türkiye’de tekneyle yolculuk yapılacak sahiller olarak tüm dünya tarafından kabul edilmiştir. Pek çok koyu, kayalıklı körfezleri, el değmemiş kuytulukları ve denize kadar uzanan ormanları bulunan büyüleyici bir bölgedir burası. Demir atıp sığınılabilecek kıyılar bol, huzurlu ve keyiflidir. Dünyanın gürültüsünden olabildiğince uzaklaşabildiğiniz mükemmel kaçış noktalarıdır.

Fethiye, Kaş, Kalkan, Demre: arkada yüce Toros Dağları’nın panoramik manzarası, turkuaz sular ve kayalık koyların oluşturduğu bir cennet burası. Sularda ve tepelerde Likyalıların bıraktığı muhteşem sarkofajları görmek mümkün. Kaş ve Kalkan da mükemmel restoranları olan ve durup keşfetmeye değecek büyüleyici iki küçük kasaba.

Fethiye ve Göcek: harika bir körfezi ve 12 adayı paylaşırlar. Buralara gündüz tekne turları oldukça revaçta. Fakat akşamları yeşil ormanlarla çevrili koylarda herkese yetecek kadar demir atma alanı var. Göcek, Dalaman havaalanına sadece 25 dakika mesafede popüler bir liman.
Göcek, Marmaris: arası zümrüt yeşili sahil şeridine yapacağınız yolculuklarda Ekincik’te durabilir ve Dalyan Nehri’nde teknelerle gezebilir, taş mezarları ve şirin Dalyan köyünü seyredip Köyceğiz Gölü’nde çamur banyosu yapabilirsiniz. Daha sonra carretta carretta kaplumbağalarının yaz başında yuva yaptığı kumsallara geri dönebilirsiniz. Denize açılan büyük kaplumbağalardan da görme ihtimaliniz var.

                 Rüzgarlı Marmaris Limanı’ndan batıya doğru ilerledikçe Loryma Yarımadası’na varıp ilginç antik kalıntılarla karşılaşabilirsiniz. Antik bölgeler ve küçük köyler, kayalık tepeler ve korularla manzara konusunda rekabet içerisindeler. Bozburun’a doğru açılırsanız eğer gümrükler yazın açıksa Yunan adası Simi’ye de uğrayabilirsiniz, değilse Datça’dan geçebilirsiniz.

                 Datça ve Bozburun arasında her yat yolculuğunun favori durakları Selimiye’nin muazzam koyları Orhaniye, Bencik ve Hisarönü’dür. Ormanlar, Yüksek dağlar ve tertemiz sularla çevrili uzun ince Datça Yarımadası Akdeniz’in en temiz havasına sahip olmasıyla tanınır. Küçük köyler, badem ve zeytin ağaçları burada geçen sağlıklı ömürler hakkında ipuçları vermeye devam eder. Turkuaz sular dalga dalga buradaki küçük dahillere ve koylara vurur. Burayı terkedip başka yerlere demir atmak biraz zordur.

                 İnanılmaz derecede kayalık, dik kıyıların ucunda Afrodit’in kültürünün kalbi (belki de aşk hayatının da) 2000 yıl önce görkemli bir şehir olan önce görkemli bir şehir olan Knidos’un kalıntıları yer alıyor. Tiyatrolar, Stadyumlar ve iskeleler, teknelere ev sahipliği yapan ikiz limanların yanı başında yaşayan halkın hikayelerini anlatıyor.

                 Knidos Burnu’ndan kuzeye dönerseniz, Akdeniz’den Ege Denizi’ne doğru açılabilirsiniz. Uzun, derin ve yemyeşil Gökova Körfezi, 1950’lerin ilk gulet yolculuklarının Bodrum’dan açıldığı yerdir. Bu yolculuklarda kuzey sahilleri ve güneydeki İngiliz Limanı, longoz ormanı ve Yedi Adalar keşfedilmiş. Bu bölgelere yapılan yolculuklar rüzgarın keyfini çıkararak Bodrum’a dönmeden önce Kleopatra Adası’na uğramadan sonlandırılmaz.

Gündüz Yolculuk Rotaları: Bodrum’a gelen ziyaretçilerin çoğu ilk tekne gezilerinin tadını Bodrum Limanı’ndan kalkan küçük guletlere bir bilet alarak yada daha iyisi günlük özel guletler kiralayarak çıkarırlar. Bu seyahatlerde guletler yolcularını Orak’taki gidilebilen en uzak adalara yada Kara Ada’nın el değmemiş sahillerine, Poyraz Koyu’na, Tavşan Burnu’na yada Deve Plajı’na götürebilir. Buralarda yüzmek, güneş ve deniz meltemleri eşliğinde taze yemekler yemek çok keyiflidir. Günlük tekne gezileri Yalıkavak, Turgutresi ve Gündoğan limanlarından kalkıp yarımadanın kendilerine ait sahil şeridini keşfetmeye yol alırlar. Kudur Yarımadası’nın hala sessiz kalabilmiş körfezleri, Cennet Koyu ve uzaklardaki küçük adalar yüzmek ve dalmak isteyen ziyaretçilerini bekler. Turgutreis’den Torba’ya uzanan sahil boyunca da motorlu yatlarla günlük geziler yolcularını Yalıkavak etrafında yüzmeye, Türkbükü’nde bir beach club’a tada Gümüşlük’te bir restorana götürürler.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Sınav Kaygısıyla Baş Etmenin Yolları...

                     Daha önceki konumuzda (bakınız) kısaca ele aldığımız yoğun sınav kaygısının nedenlerinden yola çıkacak olursak, bu kaygıyla baş etmek için de hem öğrencilere hem ailelerine bir takım önerilerde bulunabiliriz. Sınav öncesinde, sınav sonrasında ve sınav sonrasında izlenebilecek bazı yollar söz konusudur. Sınav öncesinde zamanı etkin bir biçimde kullanmak sınavları belli bir plan program çerçevesinde hazırlanmak önemlidir.

                     Beslenme, uyku düzeni, nefes alma teknikleri ve yoğun sınav kaygısıyla baş etme de etkilidir. Olumlu gerçekçi düşünce yapısı diğer bir belirtilmesi gereken noktadır. 'Sınavda başarılı olacağım, bu sınav için elimden geleni yaptım, yeterince hazırlandım' vb... Ailelere de ve öğrencilere de güven vermeleri, çocuklarını yaşıtlarıyla kıyaslamamalarını kendilerini çocuklarının yerine koymaları, onları motive etmeleri önerilmektedir. Sınavdan düşük not alınmasının ya da başarısız olmasının dünyanın sonu olmadığı vurgulanmalıdır. Sınav sırasında da öğrencinin sınava yapabildiği sorulardan başlaması, yapamadığı ya da takıldığı sorulara çok fazla kafa yormaması, dikkatinin dağıldığı noktada biraz ara vermesi, derin derin nefes alarak nefes ve gevşeme egzersizleri uygulaması aşırı sınav kaygısıyla baş etme de yardımcıdır.
Sizler için küçük bir not: Günümüzde nefes eğitmenleri nefes teknikleri üzerinde çok sayıda eğitimler ve atölyeler düzenlemektedir. Sınav sonrasında da yoğun kaygıyla baş etmek için öğrencinin kendisini ödüllendirmesi, kaliteli zaman geçirebileceği, yapmaktan hoşlandığı etkinliklere katılması yardımcıdır. Son olarak; sınavlar öğrenilen bilgilerin test edilmesi, sınanması için birer araçtırlar ve amaç olarak değerlendirilmemelidirler. Ailelerin, öğrencilerin ve öğretmenlerin bunun farkında olması sonrasında bu yazı da kısaca ele alınan noktaları dikkate alması başarıya giden yolda bir adımdır... Öğrencide devam eden aşırı endişe, rasyonel olmayan düşünce yapısı, kaygıyla uygun olmayan şekilde baş etmeye çalışmak gibi durumlarda bir uzmana danışmak son derece önemli ve esastır.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Sınav Kaygısıyla Nasıl Başa Çıkılır?

                 Yaşamın her alanında belli bir sınama halinde olan bizler, eğitim sistemimizdeki sınavlara da aşinayız. Okula gitmenin alameti sınavlar Türk Dil Kurumu tarafından iki şekilde tanımlanıyor; 1) Öğrencilerin veya bir işe girmek isteyenlerin bilgi derecesini anlamak için yapılan yoklama, imtihan, test. 2) Direnme, dayanışma, güç gerektiren, sonuçta bir deneyim kazandıran zor durum. Bu tanımlamalardan yola çıkacak olursak sınav içerisinde belki de sınanmayı barındırmasından dolayı herkes üzerinde belli bir miktar endişe ve kaygı yaratıyor. Peki, sınavlar başarılı olmanın tescillenmesi anlamına mı geliyor ve bu beklenti yada gereklilik öğrenciler üzerinde herhangi bir etki yaratıyor mu?

               Bu yazıda sizler için sınav kaygısı ve bununla baş etmenin yollarını ele aldık. Yaklaşan sınav döneminde yardımcı olması adına sizler için birtakım önerilerle...

               Öncelikli olarak insanlar yaşamlarında stresli bir durumla karşı karşıya Karşı karşıya kaldıkları zaman bu duruma tepki olarak kaygı duyarlar. Yine sözlük tanımı ile kaygı; "üzüntü ve endişe duymak" genellikle kötü bir şey olacakmış düşüncesiyle ortaya çıkan ve sebebi bilinmeyen gerginlik duygusu'dur. Bu üzüntü, endişe ya da gerginlik hissi bir uyarana karşı verdiğimiz doğal tepki olarak ortaya çıkmakta ve düzeyine/seviyesine göre bizler için olumlu ve motive edici de olabilmektedir. O zaman ilk olarak belirtilmesi gereken öğrencilerin sınavlardan dolayı kaygı duymaları olağan bir tepkidir. Bu tepki öğrenciyi çalışmaya, sınav için daha fazla emek harcamaya motive edebilir. Bu noktada esas olan bu kaygının öğrencinin yaşamı, eğitim hayatı için olumsuz, aşırı bir hal alması durumudur. Bu aşırı kaygı hali öğrencinin sınavdan önce öğrendiği bilgileri çalışmasına rağmen sınav sırasında yansıtamamasına ve başarısının düşmesine yol açar. Temel olarak öğrencinin başarısında olumsuz etkisi olduğu için ''yoğun sınav kaygısı''nın nedenleri ve ana baş etme yöntemleri ele alınmalı, bunlara rağmen öğrencide kaygı devam ediyorsa, mutlaka bir uzmana danışılmalıdır.
Temel Nedenleri: Sınav kaygısının temel nedenleri arasında gerçekçi olmayan düşünce yapısı, aile ve sosyal çevre baskısı, mükemmeliyetçilik düşüncesi, sınava yüklenen anlam, yanlış veya etkin olmayan ders çalışma biçimleri sayılabilir. Özetle; sınava çalışmayı son güne bırakmak ve belirli bir plan programdan uzak ders çalışmak öğrencinin yoğun kaygı yaşamasına yol açabilir. Uzmanlar tarafından birkaç gün önce sınava çalışmanın sonlandırılmasıdır. Ek olarak, en iyi, en başarılı ben olmalıyım, en yüksek notu ben almalıyım, yoksa benim için herşey biter, sınavdan aldığım not benim kim olduğumu belirler, bu sınavda başarılı olmak, sınavdan yüksek not almaktan başka çarem yok, yüksek not almazsam aileme ne derim? vs.. Mükemmeliyetçilik düşüncesi ve gerçekçi olmayan düşünce yapısıyla çevrenin baskısı ve öğrenciden gerçek dışı beklentiler, öğrencide oluşan yoğun sınav kaygısının nedenleri arasındadır.

Temel Belirtileri: Sınav kaygısının temel belirtilerini fiziksel, davranışsal ve duygusal olmak üzere üç ana gruba ayırabiliriz. Mide bulantısı, ağız kuruluğu, avuç içlerinin terlemesi gibi fiziksel belirtiler, öğrencinin kendisini güvensiz ve değersiz görmesi, gergin, sinirli ve karamsar olması gibi duygusal belirtiler ve sınava girmemek, ders çalışmayı bırakmak gibi davranışsal belirtileri sayabiliriz.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Bunalımdan Çabuk Çıkma Yolları

                     Tabii ki bunalımın mevsimi, takvimi olmaz. Her insan her an girebilir. Lakin kışa doğru bu kâbustan uyanmak, üstünüzden sıkıntıyı atmak daha zor; kasvetli hava içinizi daha da sıkar ama ne olursa olsun bunun üstesinden gelip her an mutlu kalmak sizin elinizde.

                     Hepimizin artık yeter dediği anlar olmuştur ama dertler bitmez. Çünkü hayatın bir parçasıdır ve yaşanması gerekir, kimi zaman nedeni aşktır, kimi zaman para, kimi zaman daha derin mevzular. Şanslı olanlar problemleri farklı zamanlarda yaşar, bu onlara nefes alma fırsatı verir, kimi de maalesef bir anda bütün olumsuzluklarla yüz yüze kalır. Üst üste yaşanılan sıkıntılar uykusuz geceler, moralsiz günler, hepsinden kötüsü içten içe yaşanan korku ve endişe yer bitirir insanı. Kilo verdirir, kendinizi çirkin hissettirir, beyniniz, düşünceleriniz size sürekli felaket tellallığı yapar durur. En ufak sorunu büyütür, her zaman en kötüsünü düşünür duruma getirir sizi.
                     Dertlerini başkalarıyla paylaşmak elbette ki insani rahatlatan bir şey ama herkesi dinlememek lazım, daha doğrusunu herkesin yorumunu ciddiye almamak veya duymamak lazım.. Yoksa beyin söylenen her acı sözü veya yapılan kötü bir yorumu bunalım anında daha da büyütüp karamsarlaştırıyor. En iyisi sıkıntınız neyse onu anlatacak sadece bir kişiyi bulun ve o da sıkıntıyı daha önce yaşamış veya sorunu çözebilecek en iyi bilgiye, vasfa sahip olsun.

Ona Güvenin...
                     Bulunduğunuz ortamdan uzaklaşın. Uzun zamandır gitmediğiniz göremediğiniz arkadaşınızı görün. Bu arada bu halinizi görüp üzülen insanların nasihatlerine kulak verin, onların sevgisine inanın. Sorunlarınızı size unutturan, sizi iyi hissettiren insanlarla beraber olun. Değişimi yakalayın.  Büyük dertlerle baş etmek için gücünüzü geri kazanmak işte bu kadar kolay. Yeter ki önce bir silkinin, kendinizi serbest bırakıp elinizi uzatın, muhakkak bir seveniniz onu tutacaktır. Sakın “ya yoksa” demeyin. Kimse olmazsa dahi kulunu seven yaradan var. Merak etmeyin.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Manoreksiya Artıyor...

                   Yeme bozuklukları erkekler arasında da hızla artıyor "manoreksiya" olarak tanımlanıyor. Üstelik bu sorunların erkeklerde görülmesi çok daha tehlikeli. Çünkü onlar sağlık sorunlarını son ana kadar kimseyle paylaşmak istemiyor, saklı tutuyor. Uzmanlar bu hastalıklardan etkilenen erkeklerin sayısının hızla artışa geçtiğini belirtiyor. Yapılan araştırmalara göre son 10 yılda erkeklerin yeme bozukluklarına bağlı şikayetler nedeniyle hastaneye başvurma sayısı yaklaşık yüzde 66 oranda çoğaldı.

                   Uzmanlar bu hastalıkların erkeklerde görülmesinin kadınlarınkinden bile daha ciddi sonuçlara yol açacağından endişeleniyor ve bu endişenin nedenini, yeme bozukluklarını "genç kız hastalığı" olarak nitelendiren erkeklerin, sorunlarını gizli tutmaları ve kimseyle paylaşmamakta ısrar etmeleri olarak açıklıyor.
SPOR BAĞIMLISI DA OLUYORLAR;
                   Erkeklerde görülen sorunlar sadece anoreksiya ve bulimia gibi yemek bozukluklarıyla da sınırlı değil. Daha kaslı bir vücuda sahip olmak isteyen erkekler sporcu besinlerini ve takviyelerini de bilinçsizce kullanıyor, aşırı egzersiz yapıyor ve bu nedenle de sağlık problemleri yaşıyorlar. Bu kişilen sadece yeme alışkanlıklarını değiştirmiyor aynı zamanda egzersize ve spora da aşırı zaman harcıyor, deyim yerindeyse gerçek birer egzersiz/spor bağımlısı oluyor. Bu eğilimlerin kökeni ise, kadın hastalarınkine benzer nitelikte, dergilerde, reklam filmlerinde, dizilerde görülen erkek manken ve oyunculara benzeme arzusu. Bu arzu aşırı bir boyut alınca yeme bozukluklarına yakalanmamak da haliyle kaçınılmaz oluyor. Erkeklerde bulimia'ya anoreksiya'ya kıyasla 3 kat daha fazla rastlanıyor. 

                   Bulimik hastalıkların toplumunda hemen fark edilmesiyse anoreksik hastalıklara kıyasla daha zor çünkü bu hastalar görünürde diğer insanlar gibi normal şekilde yemek yiyor ve anoreksik hastalar gibi aşırı zayıf olmuyorlar. Yazının başında da belirttiğimiz gibi yeme bozukluklarına sahip erkek hastalara teşhis konulması kadın hastalara kıyasla çok daha zor çünkü erkekler sağlık sorunları hakkında konuşmak için hiçbir zaman pek de istekli olmuyor, bu durumlarını en yakınlarıyla bile paylaşmıyorlar. Onları sıkı bir şekilde takip etmek gerekiyor. Oysa tahminlere göre günümüzde her 5 yeme bozukluğu hastasından birisi erkek. Tablonun en karamsar yanıysa, yeme bozukluklarının tedavisinin oldukça güç olması.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

BLOG YAZILARIMIZA ABONE OLUN

ELEKTRİK / ELEKTRONİK İŞLERİNİZ !!!

~~~~~~Bilgisayar Tamiri, Bilgisayar Bakım ve Onarım, Bilgisayar Yazılım ve Donanım, Elektrik Tamir ve Kurulum, Her tür Elektronik İşleri, Güvenlik Kamerası Montajı ve Tamiri, Alarm Sistemleri, Otomatik Kapı Sistemleri Tamir ve Onarım, Yangın Alarmı Sistemleri Tamiri YAPILIR... Devamını OKU>>>

Sponsorumuz Olmak İster Misiniz?

Blogumuzun Arşivi

DOST SİTELER

Kahin Martinez ~ Rüya Tabirleri ~ WeblonG ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ ~ Site Ekle ~ Site