Yazılarımıza Yorum Yaparsanız Çok Seviniriz. ツ

"Hayır" Diyememek Neden Zor?

                     Psikoterapist koltuğunda otururken, iyi eğitimli, geniş sosyal çevreye sahip, iş hayatında başarılı, ciddi bir psikopatolojik durumu olmayan, genel olarak doyumlu bir hayat yaşadığı görülen çoğu danışmanın psikoterapiye başvuru nedenlerinin sıklıkla yakın ilişkilerinde (nişanlı-eş-anne-baba-kardeş gibi) yaşadığı sorunlar nedeniyle olduğunu ve bu sorunların temelinin ise genellikle tek bir merkezde toplandığına tanıklık ediyor. İnsanlarla ilişki içerisindeyken sandığımızdan çok daha fazla karşılaştığımız, sandığımızdan çok daha fazla etkisi altında kaldığımız bir kavram aslında bu, Hayır Diyememek!

                     Hayır diyememe kavramını iyi anlayabilmemiz için öncelikle ilişkilerde sınır kavramına yakından bakmak gerekir. Bir asansörde olduğunuzu düşünün, biraz sıkışık. Diğer kişiyle aranızda kalan ve azaldıkça sizi rahatsız etmeye başlayan mesafeyi düşünün. İşte bu sizin kişisel alanınız, görünmeyen bir halka gibi etrafınızda. Bazılarının halkası daha geniş, bazılarınınki daha dar ama herkesin bir kişisel alanı var, geçildiğinde rahatsızlık duyduğu... İşte ilişkilerde de aynı kişisel alan gibi böyle bir alan var. Psikolojide "sınır" kavramı ile ifade edilir.
                     Sınır koyma dendiğinde çoğu insanın aklına sert davranma, tersleme, uzak tutma gelebilir. Ancak psikolojide ilişkiler için kullanılan sınır kavramı, her ilişkide olması gereken, kişiye özel, herkesin kendine yönelik ihtiyaç ve beklentilerini doğru ayarlamasına imkan tanıyan bir kavram. İlişki demek özellikle de yakın ilişki demek; bir elmanın yarılığı değildir, "o sen, sen o" demek değildir. Herkes ihtiyaçları ve beklentileriyle birlikte bir ilişkide bütündür, tamdır. Kişisel sınırlar dahilinde ancak ve ancak sağlıklı ve doyumlu bir ilişki kurulabilir. Bu ilişki içerisinde olan her kişinin sahip olması gereken bir haktır, tek taraflı değildir. Kendimizi, isteklerimizi, beklentilerimizi, ihtiyaçlarımızı hiçe sayarak "ayıp olurlar" ile "o mutlu olsun yeterler" ile "benim için fark etmez" ile ilişkilerimizi sürdürdüğümüzde bir ilişki içinde kalmış olsak da, gerçek bir doyumdan bahsedemeyiz. Kısacası "sınır" kavramını iyi anlamak, kişinin ilişkilerde neye hakkı olduğunu anlamaya yardımcı olduğu kadar; karşısındakinin de haklarını gözetmesine imkan tanır.

                     Sınırlarımızın farkında olmadığımızda yada farkında olup gereken noktalarda sınır koyamadığımızda karşımıza "hayır diyememe" kavramı çıkar. Hayır diyememe kavramına şema terapi prensipleriyle yakından baktığımızda üç temek sebebi olduğunu görmekteyiz. Fedakarlık, onay aracılık veya boyun eğicilik şemalarına sahip olmak. Tek tek, yada ikili...

FEDAKARLIK; abartılı bir vicdanın hakim olduğu, bencil olmamak ve sevdiklerini mutlu etmek adına kendiyle ilgilenmeyip sadece onlarla yakından ilgilenmeyi, onların sorunlarını, acılarını ön planda tutarken, kendini unutmayı ve kendi ihtiyaçlarını görmemeyi kapsamaktadır. Toplumda erdemli bir tutum olarak kabul edilen fedakarlığın aşırılığı, psikolojide sağlıksız tutumlar arasında yer alır. Aşırı fedakar kişiler için "önce ben" diyebilmek "hep ben" demekle aynı şeydir. İlişkilerini hep verici taraf olarak sürdürür. Onlar için istemediği bir şeye "hayır demek" kendilerine tanımadıkları bir haktır.

                     Öfke biriktire biriktire, bir gün sıranın kendilerine gelmesini bekleyerek, toplumun içi boş alkışları eşliğinde bu tutumlarını sürdürürler. Onay arayıcılıkta ise herkes beni beğensin, herkes benden razı olsun, çevremle zıt düşmeyeyim diye herkese karşı kendilerini sorumlu hissedip, davranışlarını onay alacak, kabul görecek şekilde ayarlamak söz konusudur. Bir tür sevilmek, beğenilmek, dışlanmamak adına kendi ihtiyaçlarını yok sayarak, çevreyle uyum içinde kalmak adına her şeye evet deme söz konusudur. Boyun eğicilikte ise korku sebepli "hayır diyememe" söz konusudur. Hayır derse karşıdaki kişinin onu cezalandırmasından, misilleme ile karşılık vermesinden korkar. Boyun eğicilik şemasına sahip kişiler, fedakarlara ve onay arayıcılara göre "hayır diyemediklerinin" daha çok farkındadır çünkü karşı tarafın tepkisinden çekindikleri ve misillemeden kendilerini korudukları için sınırlarının işgal edilmesine bile isteyerek göz yumarlar.

                     Fedakarlarda kendi ihtiyaçlarının farkında olmama yada ihtiyaçlarını küçümseme, onay arayıcılarda ise ihtiyaçlarının topluma uyumlu olduğunu zannetme söz konusu olduğu için "hayır diyemediklerine" dair bir farkındalık yoktur. Görüldüğü gibi aşırı fedakarlarda da, onay arayıcılarda da, boyun eğicilerde de sınırı karşı taraf belirler, onlar için sınır koyma söz konusu değildir. Üçü de hayır diyemezler, sadece "hayır diyememenin" içsel sebepleri farklıdır. Sınırları işgal edilmiş bir halde sıkışmışlık içinde doyum almadan ilişkilerini sürdürürler. Genelde de depresyon, evlilik yada ilişki sorunları, iki yakının arasında kalma, değersizlik hissi, anlam kaybı gibi çeşitli görünümlerle psikoterapiye gelirler.

                     Tüm bu bilgilerden sonra yeniden düşünün, asansördesiniz, diğer kişi sizinle temas edecek kadar yakın duruyor, kişisel alanınız ihlal edilmiş, boş yer de var ve siz çok rahatsızsınız ama çeşitli sebeplerle o rahatsızlığın içinde kalıyorsunuz. Dayanıyorsunuz, asansördesiniz sonuçta, en uzun yolculuk 1 dakika. Belki de kabul edilebilir sebepler... Peki ya o asansör hayatınız, o kişi en yakınınız, gideceğiniz kat ise ömrünüz olsa?
Yazımızı Beğendiyseniz Sosyal Medyada Paylaşın:

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

BLOG YAZILARIMIZA ABONE OLUN

DUYURU!
GönüLLü Yazar Kadromuzu Oluşturuyoruz.
Sende Sitemizde Yazar Olmak İster Misin?
O Halde Hemen Bize Ulaşın :)

SON YAZILAR

DUYURU;

GÖRÜNÜM

Sitemiz En İyi Chrome iLe Görüntülenir!
© Copyright 2016 Web Long