Poşetten Sonra Depozito Uygulaması

                 Yeni yıl ile birlikte Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından alınan kararla uygulamaya geçen ücretli plastik poşet, ilk etapta kullanım oranında %75'lik azalmaya neden olurken, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, 2023'e kadar tüm içecek ambalajlarında da depozito uygulamasına geçileceğini bildirdi.

DOĞAYA OLUMLU ETKİ;

                 Bir pet şişe bin yıl, cam şişe 4 bin yıl, metal kutu 10 yıl, plastik poşet 400 yıl ve piller ise 300 yılda doğaya karışıyor. Plastik poşetlerin yapıları gereği sadece %1'i geri dönüştürülebiliyor. Plastik bir poşetin geri dönüşümü ayrıca yeni bir poşet üretmekten daha da pahalıya geliyor. Tüm bu sebeplerden dolayı bu konuda toplumun duyarlı davranışının başta ekonomiyi, doğayı ve sağlığımızı olumlu etkileyeceğinin altı çiziliyor.

                 Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından Antalya'da düzenlenen "2023'e Doğru Türkiye'de Çevre ve Şehirciliğin Geleceği İstişare Toplantısı"nın açılışında konuşan Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, plastik poşetlerle ilgili yeni uygulamaya değinerek, bazı ülkelerin plastik poşetleri paralı yapmanın dışında neredeyse yasaklamaya başladıklarını ifade etti. Bakan, uygulanan bu proje sayesinde bez çanta ve filelerin kullanılmaya başlandığına işaret etti.
İÇECEK AMBALAJLARINA DEPOZİTO;

                 Toplantı sonrası alınan kararların bulunduğu 24 maddeden oluşan sonuç bildirgesini açıklayan Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, 2023'e kadar tüm içecek ambalajlarında da depozito uygulamasına geçileceğini ve Katı Atık Planı (KAP) Projesi kapsamında yerel yönetimlerin Bakanlık tarafından destekleneceğini bildirdi. Bakan Murat Kurum bu şekilde katı atık yönetim tesislerinin yatırımlarının tamamlanmasının sağlanacağını da bildirdi. Ayrıca Bakan Kurum "Sıfır Atık Projesi"nin 2023'e kadar tüm kamu ve kurum ve kuruluşları ile özel sektör tarafından uygulamaya geçeceğini belirtti.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

İş Dünyası İçin Tavsiyeler

                  Yıllar önce okuduğum bir kitapta, "İyi ve Kötü Zamanlarda İş Yönetimi" başlığı altında bir bölümden kendime notlar çıkarmıştım. Bunlar 15 yıllık hayatımda bana her zaman yardımcı oldu. Her daim bir adım ileri gitmemi, gelişmemi sağladılar. Sizinde faydalanmanız dileğiyle şu şekilde paylaşıyorum:
  • -Sevdiğiniz işi yapın ve böylece yaşamınızda bir gün daha çalışmak zorunda kalmayacaksınız.,
  • -Kalbinizin sesini dinleyin ve pozitif enerji için kendi kişisel kaynaklarınızı keşfedin.
  • -Yaptığınız işi tutkunuzun üzerine kurun.
  • -Hayalinizin peşine düşün, işinizi oyunla harmanlayın.
  • -Diğer insanlarla cömertçe paylaşın.
  • -Herkesin kendini özgürce ifade edebileceği bir atmosfer yaratın.
Yaptığınız Şeyi İnsanlarla Bir Arada Yapın;
  • -Sizinle aynı değerleri paylaşan kişileri bulun.
  • -Korku ve zorlamayı ilişkilerde kullanmaktan kaçının.
  • -Şeffaflık barındıran ilişkiler kurun ve insanlarla ortak beklentiler geliştirin.
  • -Bağlantıda olduğunuz tüm insanları onurlandırın, yüceltin, onların katkılarının farkında olun.
  • -Her gün işinize kendinizdeki en iyi özelliklerinizle birlikte gelin.
  • -Pozitif olun, kendinize güvenin ve diğerlerine bu güveni yayın.
  • -Diğerlerinin başarılı olmasına yardım edin.
  • -Çok az kuralınız olsun ve sırrınız olmasın.
  • -Her gün çalışanlarınızı ayakta alkışlayabileceğiniz ortamlar yaratın.
Kişiselleştirmek Durumundasınız;
  • -Nezaket ifadesi olan basit mimikler kullanın.
  • -Her durumda güvenilir ve iyi niyetli olun.
  • -Pozitif etkileşime geçmede insanlara ön ayak olun.
  • -Kapılarınızı açın ve uzlaşmanın ötesine geçin, cömert olun.
  • -Hem mekanın sahibi hemde müşterisi olun.
  • -Her şeyi bir deneyime dönüştürün.
  • -Herkese özel ve değerli olduğunu hissettirecek şekilde davranın.
  • -İşiniz sadece ellerinizi kullanarak yaptığınız sıradan bir şey değildir. Yüreğinizi de katın.
Hedef Belirleyin;
  • -Başarınızı nasıl tanımladığınız konusunda açık ve net olun.
  • -İşinizle aranızdaki ilişkinin nasıl olmasını istediğinizi tasarlayın.
  • -Umutlarınızın, amaçlarınızın ve hayallerinizin peşine düşerken kendinize güvenin.
  • -Başkalarının hedeflerini anlamaya çalışın ve onların hedeflerini şeylere saygı duyun.
  • -Kendini fırsat olarak sunan tercihler karşısında pozitif seçimler yapın.
  • -Gitmek istediğiniz yönün doğruluğunu hedeflerinizle ölçün.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Ücretli Poşet İsyanı

                  Bu yazımızda sizlere bir kasiyer gözüyle ücretli poşet furyasından bahsetmek istiyorum. 2018 yılının ortasından bu yana resmileşmeyi bekleyen bir yasaydı bu. 2018 Aralık ayında ise bu resmiyete bağlanmış olup 2872 sayılı kanuna göre en az 25 kuruş olmak kaydı ile 1 Ocak'tan itibaren satışa sunulmuştur. Tabiki o yasaya kadar insanoğlu serbest kullanımın nimetlerinden gani gani faydalanırken bir anda o bedavanın verdiği duygunun yerini, mutsuzluk kapladı.

                  Hani bir şeyin değerini kaybettiğimizde anlıyoruz ya! Bu da ona verilecek en güzel örnek olsa gerek. Poşetler ücretli olduktan sonra %70'lik gibi büyük bir tasarruf elde edildi. Şimdi akıllarda tek bir soru var. Madem böyle bir tasarruf yapılabiliyordu, neden zora gelince bunu yapıyoruz.
                  Birde insanlarda şöyle bir zihniyet oluştu. "Devletimiz bizi nerden sömürecek" , oy verilen partilerin üzerine leke atılmaya başlandı, "Devlet cebine başka nerden para indirecek" gibi spekülasyonlar üretmeye başladılar. Hani bunlar rahatı bozulmuş, herşeyde bir sorumlu aramaya çalışan insan zihniyeti olarak görülüyor. Olaya bir de sizlere benim anlatacağım gözle bakmanızı istiyorum. Gerçekten bu devletin bir suçu mu, yoksa bizlerin israfı mı onu kıyaslamanızı istiyorum.

                  Henüz poşetlerin ücretli olmadığı zamanlarda kasamızın üzerine bıraktığımız poşetlere müşteriler gıda ile deterjanları ayrı koyardı. Şimdi ücretli diye tek poşete karışık koyuyorlar. Kasa üzerinde ne kadar poşet varsa kullanıp, üstüne yetmediği gibi kalanı direk top halinde poşetin içine atıp "çöp için lazım olur" savunmasını yapıyorlardı. Ben bir kasiyer olarak fazla alınan poşetler için müşterilerle girdiğim laf dalaşlarını hiç saymıyorum bile. Şimdi bu insan hem heryer kirli diye, hem doğa git gide yok oldu diye, hem soluduğu hava kirli diye şikayet edip duran biri... Ve bu insan pet şişeden su içmek zararlı diyerek cam kullanan bir insan. :)

                  AB standartlarını bir kenara koyun! Biz kendi ülkemiz için ne yapıyoruz diye düşünmeli insan. Çöp poşeti firmaları kapansın diyen bir zihniyet, bir anda kasadan verilen poşetleri ücretli yapmak yerine direkt kaldırsaydı ne yapardı sizce? Çöp poşetinin faydalarını saymakla bitiremezsiniz, ama tek kullanımlık küçücük kasa poşetinden insanın ne beklentisi olabilir? Hem eşyalarımı taşıyacak hem çöp poşeti olacak fikri var elbette... Ya amcanız, yeğeniniz, çocuğunuz, anneniz, babanız, dayınız, halanız, lalanız vs. ya o çöp torbası üreten firmada çalışıyor olsa! Ve bu firmalar tek tek kapansa! İşte insanoğlunda empati denen birşey kalmamış. "İhtiyacın olan kadar al" fikri çürüyüp gitmiş art zihniyetlerde.

                  Eskiye dönelim hep birlikte. Eskiden fileler vardı, bez çantalar... Günümüzde bunu kullanmamızı engelleyen ne vardı? Hiç bir şey... Aslında insanlar hep bir hammallık yapmama zihniyetindeydi. Ama işten çıkıp, markete uğrayıp birşey alacaksın ve o hammallığı yine yapacaksın. Ki taşıdığın şey elindeki torbalar kadar ağır bir yük bile olmayacak.

                  Şimdi poşetler ücretli olduğu için yakınan bir müşteri olduğu zaman direk şunu soruyorum ya direk kaldırsalardı? Hazırlıksız geldin markete, mecbur kaldın aldın bir tane, ya oda olmasaydı? Yada şunu soruyorum neden şikayetçisiniz aksine memnun olmanız lazım ülkemiz bir israftan kurtuluyor, yoksa siz Türk değil misiniz? Neden devlete bu konuda yükleniliyor diye düşünüyorum, mantıklı bir fikir üreten kimse yok. Bu tamamiyle bencilliğin vermiş olduğu bir zihniyet, art görüş.

                  Kendi düşüncemi söylemek istiyorum. Keşke ücretlendirmek yerine direk kaldırsaydılar.
Hatta daha ileri de gideyim 25 kuruş yerine en düşüğünü 1 TL yapsaydılar. Neden mi? Ülkemize zarar veren sigara kadar ikinci bir zararı da poşetler veriyordu. Ben devletimizin bu konuda az bile yaptığını düşünüyorum. Ha birde logolu poşetlere reklam parası isteriz diyen müşteriler çıktı. :) Eskiden bedava yapıyordunuz o reklamı şimdi para verince neden logosuz isteriz diye tutturduklarını onlara sormayı denediniz mi? Ben denedim. Emin olun tamamiyle devleti karalama davasından başka birşey değil. Logosuz poşetler büyüktür ve meblağsı daha yüksek diye logolu kullanıyor. Bu da ayrı bir zihniyet. 

                  Hadi biraz siz kurun empatiyi. Sizce bu fikirleri öne süren insanlar mı haklı, yoksa poşet israfında düşüş sağlayan devlet mi haklı? Ülkemiz namına yararlı birşeyler yaptıktan sonra devlete herşey mübahtır.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Mobilya Raflarınız Ne Kadar Düzenli?

                 Evinizi yerleştirirken kendinizi özel bir geceye hazırlanıyomuş gibi düşünebilirsiniz. Nasıl ki saç ve makyaj yaptırıp özenli kıyafetler giyiyorsanız bunu dekorasyon için de uygulayabilirsiniz. Yaşam alanlarının en önemli düzenleyicilerinden raflar da doğru ve yerinde planlandığında atmosferi göz alıcı bir hale getirir ve dekorasyona katkı sağlar. Ama bunun tam tersi bir etki de yaratabilir.

EN PRATİĞİ ÜÇGEN METODU;
                 Raf düzeni için objeler arasında denge sağlayan üçgen metodunu deneyin. İlk üçgen iki vazoyu gruplayarak tek bir obje gibi değerlendiriyor. Benzer ürünleri aynı rafta kullanırken üçgenin ortasına ilginç bir biblo ekleyin. İkinci üçgen benzer formlu üç vazoyu her iki rafa bölerek yerleştiriyor. Böylece aynı doku ve renk skalasını dengelemiş oluyor. Üçüncü üçgen kitapları baz alıyor ve eşit adetlere ayırarak rafların her iki tarafına dağıtıyor. Dördüncü üçgen ise renkli objeler, bitki ve çiçekleri raflarda kalan açık alanlara eşit miktarda yerleştirmeyi sağlıyor.
GRUPLAR OLUŞTURUN;
                 Kitap, vazo ve çerçeve gibi belli ürün grupları oluşturun ve bunları iki yada daha fazla kez tekrarlayın. Raf genişliğine göre üçlü veya dörtlü gruplar da oluşturabilirsiniz.

YATAY ve DİKEY DÜZEN;
                 Bir arada kullanılan yatay ve dikey objeleri renk ve desen stiline göre düzenlemek mükemmel bir kurgunun çıkış noktası. Bunu yaparken araya bağlayıcı bir aksesuar yerleştirmeyi unutmayın.

FARKLI YÜKSEKLİKLER;
                 Ürünleri asker sırası gibi dizmek düzenli gösterir diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Rafların dikkat çekici görünmesi için işin kuralı aynı yükseklikte olanları yan yana getirmemek. Benzer yükseklikte çerçeve ve vazoyu ayırmak için arasına daha kısa yada uzun bir obje yerleştirin.

RENK KULLANIMI;
                 Renk paletinizi rafınızın rengine göre belirleyin. Eğer beyaz yada naturel ahşap bir raf kullanıyorsanız krem, bej, beyaz ve yeşil gibi dingin renklere yönelin. Eğer rafınız koyu ahşap tonlarında veya daha canlı renkteyse yerleştireceğiniz ürünleri kontrast tonlarda seçerek tüm dikkati bu alana çekebilirsiniz.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

İstanbul Coffee Culture For Connoisseurs

                  Coffee culture in İstanbul can be first traced back to the Ottoman Empire. After being introduced to İstanbul from Yemen, coffee became a trendy beverage among the ruling classes during the era of Sultan Süleyman the Magnificent, and later developed its own rituals and ceremonies in the palace. The aroma of coffee was not confined to the palace for long, it soon became a comon part of everyday life. İstanbul's first coffeehouse was opened by two traders, Hakem from Aleppo and Şamlı from damascus, in Tahtakale in the mid-sixteenth century. Soon after, coffeehourses for different occupations tradesmen, janissaries firemen, folk poets, and musicians spread throughout the city, functioning as social, cultural, and entertainment spaces.
                  Coffee culture thrived in Ottoman society and was later introduced to Europe. Some historic Ottoman era coffeehouses are still operating in İstanbul today, serving the authentic taste of dark, strong Turkish coffee. With such history, you may wonder why Turkey's national drink is now tea instead of coffee. After the foundation of the republic, the state encouraged tea consumption to promote Turkish tea plantations and the national economy. Popular preferences switched to tea, a cheaper and more convenient beverage. However, coffee didn't disappear from people's lives.

                  After the instant coffee brand Nescafe entered the Turkish market in 1984, it became a drink commonly served in restaurants and stores as an alternative to tea. Around the 2000s, the arrival of international chains triggered a revival in Turkey's coffee consumption. People quickly adapted the coffeehouse culture to these modern cafes, which are now among the most popular gathering spots for İstanbul urbanites.

                  A few years ago İstanbul started catching up with the trend of specialty coffee referring to the whole process from farmer to cup using single origin coffee emphasizing the transparency of produce, the use of high quality beans with improved techniques, and a scientific approach. İn 2012 Çağatay Gülabioğlu opened Turkey's first specialty coffee shop, Kronotrop. He recalls that, at first, it was not easy for Turkish contomers to get used to the flavor of speciality coffee, which is light and fruity. Their palates were used to the strong taste of Turkish coffee. "They thought there was something wrong" said Gülabioğlu, describing people's impressions when his shop first opened. "They called it sour."

                  But, gradually, more and more people started to appreciate the taste of speciality coffee and it became increasingky trendy, with various kinds of cafes popping up all over the city. Costomers can now easily find a place that suits their own tastes, either for a particular flavor or the right atmosphere. The founfer and owner of Coffee Department, Metin Benbasat claimed that speciality coffeeshops are not seeing others as competitors because each of their coffee is unique. By using different varieties of beans and different ways of reasting, every shop has unique coffee and their own loyal customers.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Çocuklarda Disiplin Nasıl Sağlanır?

                 Bebek 1 yaşına gelip ayaklandığı andan itibaren itaat konusu devreye giriyor. Tehlikeli bir şey yaptıklarında onlara sözümüzü dinletmenin en iyi yolu, birçok şeyi yapmalarına izin vermektir. Çocuk eline bir makas aldığında "onu bana ver" dersiniz. Onun sözünüzü dikkate almasının ilk şartı, bu tip engellemeleri sık sık duymamasıdır. Çoğu kez, çoğu şeyi yapmaya izinli olursa, az ve nadiren oluşan tehlikeli anlarda sözümüzü dinler ve itaat eder. Hayatında yasaklar çoğalırsa, bir süre sonra dikkate almama ihtimali yükselir.
                 Yaş küçüldükçe uyarılar, net, kesin ve kısa olmalı. Çocuğun anlamayacağı, mantıksal açıklamalar ve meşrulaştırmalar gereksiz ve kafa karıştırıcıdır. Ayrıca çocuk tarafında yetişkin hakkında güveni zedeler. Makas örneğinden devam edecek olursak, açıklama komuttan sonra gelmelidir. İlk yapılması gereken, bırakmasını söylemektir. Daha sonra, kesici bir aletin muhtemel tehlikelerini açıklayabiliriz. Önce komut vermekte bir sakınca yoktur, çünkü yetişkin ve çocuk rollerine uygun davranmıştır. Yetişkin, otorite figürü olarak gerekeni söylemiş, küçük ise yeni bir şey öğrenirken makası kendisi bırakarak etkin bir rol üstlenmiştir.

                 Akıllı itaat, çocuklarımızdan beklentilerimizi yaşlarını dikkate alarak, sürekli ve düzenli olarak gözden geçirmemizi gerektirir. Ödevlerden önce televizyona dalmak, söylenen saatten geç eve dönmek... Her aşamada aklımızdan çıkmaması gereken yol gösterici, iyi niyettir. Eğer televizyon izlerken başarısı düşmüyorsa, buna göz yummalıyız. Bu tip sınır aşımları, kişilik gelişimi ve büyümenin gerektiği becerileri edinmenin de bir yoludur. Söylenenleri harfiyen uygulayan çocuk, ileride arkadaşlarına da karşı gelemez. Kendi iradesini dinlemeyi ve ifade etmeyi bilmemek, kendi olamamak, hayatı boşa geçirmektir.

                 Aileler bazen istediklerinin yapılması için "benim için" , "bak beni üzme" , "sonra hasta olurum" gibi duygusal yollara başvururlar. Oysa istekler şahsileştirilmemelidir. Çocuğumuza koyduğumuz yasak veya ricalar, birer kapris değil, gerekli ve doğru davranışlardır. Mesele aileyi memnun etmek değil, ailenin koyduğu kurallara saygı göstermektir. Böylece ilişkinin merkezine baskı değil saygı yerleşir. Akıllı itaat, kimin kimi daha çok sevdiğinin göstergesi değil, mantıklı bir yol paylaşımıdır. Kimse kimseyi memnun etmek için yaşamamalıdır. Bu davranış kalıbı, ergenlikte çok olumsuz sonuçlar doğurur.

                 Ergenlik döneminde hormonlar itaat etmeyi zora sokar. Yasaklar sorgulanır, kurallar tartışılır, limitler zorlanır. Böyle zamanlarda tartışmak vakit kaybı olmaktan öte, ilişkiye de zarar verir. Tartışmak ve lafı uzatmak gereksiz ve faydasızdır. Aslında ergenin ihtiyacı her zamanki gibi güvende olma hissidir. Bunun için karşılıklı konuşmaların doğası değişmeli, pazarlık, çözüm odaklı görüşme gibi, orta yolu bulmak için çaba sarf edilmelidir. Aile 23:00, çocuk 24:00 der. 23:30'da anlaşmak gerekir. 23:45'te geldiğinde gecikmesi yüzüne vurulur. 24:00'te gelirse, memnuniyetsizlik kararlı şekilde belirtilir, yine de ikinci şans verilir. Eğer bu şansı da değerlendiremezse, onun için önemli olan gezmeye engel olunur.

                 Ailelerin rolü yetişkin olana kadar çocuklarına eşlik etmektir. Yetişkinliğe geçebilmek için karşı gelmeyi öğrenmek şarttır. Karşı gelebilmek için de itaat etmeyi öğrenmek şarttır. Bu meselede, diğerlerinde olduğu gibi "iyi yetiştirmek" çocuk itaat edip etmeme konusunda özgür hissedene kadar ona yol göstermekten geçer.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Hayatımızda Neleri Kaçırıyoruz?

              Fazla mesailerinden eve döndüğünde, çocuğun yattığı için onu göremediğin günlerin mi oldu? Zamansızlıktan şikayet edip ailenle gideceğin tatili mi erteledin? Yorgunluğu öne sürüp, eşinle geçirebileceğin aşk dolu sevişmelerden mi kaçtın? Tutumlu olmak adına çok istediğin konsere gitmekten mi vazgeçtin? Gurur savaşlarına yenik düşüp, sevdiklerinle küs geçirdiğin günler mi oldu?

              Zamanı gelmedi diye düşünerek henüz o bayılarak aldığın elbiseni giymedin mi? Rezil olmaktan çekinip hala karaoke gecesine katılmadın mı? Kilo hesaplarında kaybolup, en sevdiğin yemekten hiç yiyemedin mi? Her defasında bu son deyip, sigaraları üst üste söndürmeye devam mı ettin? Bitirmeyi düşündüğün ilişkinde hala uzatmaları mı oynuyorsun? Tembellik cazip geldiği için arkadaşlarınla sosyalleşmeye zaman ayırmadın mı?
SONUÇ: Evladın seni birkaç gün yaşayamadı, döndüğünde düşündükçe motive olacağın tatil anın yok, kendini ve ilişkini besleyecek şah damar olan cinselliğin balta yedi, harcamadan kaçınarak etkinliklerde bulunamadın, doğru zaman bir türlü gelmediği için seni çok mutlu edecek kıyafetini askıda bıraktın, sevdiklerinle anı biriktirebileceğin zaman dilimlerini küslüklerinle yalnızlığa mahkum ettin, sevdiğin yemeği kendine armağan etmeyi suçluluğa dönüştürecek kalori hesaplarında boğuldun, sigaranın dumanıyla ne kadar yaşayacağını bilmediğin ömründen kıstın, kaçındığın veda ile hayatının aşkıyla karşılaşma ihtimalini uzaklaştırdın, görüşmediğin arkadaşlarla paylaşabileceklerinizi ıskaladın.

              Geride bıraktığınız günlerin, ayların, yılların tablo analizi böyle olmasın diye çabalayın! Geri dönüşü olmayan zamanın kıymetini hatırlayarak, yaşanacak her şeye önem gösterin! Var olduğunuzu size hissettirecek olan şey, anları doldurduğunuz yaşanmışlıklar hazinesidir. 

              Akan zaman, kaybolan anlarınızı değil, deneyimlerinizi ve anılarınızı biriktirsin. WebLong olarak yeni yılda hayatınızdaki tüm güzelliklerin farkına varmanız ve bunları yaşamak için kendinize izin vermeniz dileğiyle....
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Evi Doğru ve Düzenli Kullanma Rehberi

                 Yaşam alanlarını kullanımınıza göre doğru planlayarak ve işlevsel düzen kurguları yaparak, çok daha konforlu ve verimli kullanıp rahat bir yaşama imzanızı atabilirsiniz. Eviniz dağınık ve çok kaotik mi görünür? Bunun nedeni belki de doğru yerleşim uygulaması ve düzen eksikliği olabilir. Günlük hayatta her şeyi aynı anda çözümlemek zor. Ancak bu karışıklığın hemen her evde karşılaşılan ve tekrar eden dekorasyon hatalarından kaynaklanabileceğini de unutmayın.

HATA (1) DUVAR ÖNÜ YERLEŞİMİ;
                 Salonda kanepe, berjer yada koltuk gibi hacimli mobilyaları duvarlara doğru ittirerek yapacağınız bir yerleşim aslında o alanı olduğundan karmaşık ve düzensiz gösterir. Bunun yerine özellikle koltuk ve kanepeleri duvarlardan belli bir mesafede öne doğru yerleştirmek odayı ferahlatır. Ayrıca doğru bir trafik akışı için oturma birimlerini sehpa etrafında gruplamak mükemmel bir sohbet alanı da yaratır. Mobilyaları halı çerçevesi içinde toplamak da belli ölçüde düzen sağlar.

HATA (2) YASTIK KALABALIĞI;
                 Kanepe, koltuk yada yatağı süsleyen en önemli aksesuar dekoratif yastıklar. Ancak bunu yaparken hep desenli ve çok renkli olan seçenekleri birlikte kullanmak mekanı dağınık ve kaotik gösterebilir. Oysa doğru adet ve belli bir uyumla yerleştirilmiş bir kaç yastık bambaşka bir etki yaratabilir. Ayrıca simetri takip etmek de düzen sağlar. İki uca aynı yastık, sonra iki farklı yastık ve ortaya farklı formda başka yastıkla seti tamamlayabilirsiniz. Eğer derin bir kanepeniz varsa dört yada beş sıra yastık dizisi uyumlu renk ve desenle kullanıldığı sürece çok dekoratif durur.

HATA (3) DUVARLARIN UYUMU;
                 Her yerde rastgele asılmış resimler tablolar, aynalar ve her şeyin üzerinde durduğu raflar... Bir mekanı darmadağınık göstermeye yeter de artar bile. Odaya düzenli bir görünüm kazandırmak için resimleri galeri tarzında gruplayarak asın. Küçük objeleri kanepenin arka duvarını boydan boya geçen bir rafın üzerine dizmek de dengeli ve görsel açıdan hoş bir görünüm yaratır.

HATA (4) FAZLA AKSESUAR;
                 Konsol, masa veya sehpa üzerini tamamen aksesuarla doldurmak karmaşık bir algı yaratır. Bu yüzden dekoratif objeleri yerleştirirken bir strateji uygulayın ve uymayanları çıkararak sadeleşin. Küçük ölçekli aksesuarları bir tepsi, kase yada cam bir kutu içinde yerleştirin. Daha sonra varsa çerçevelerinizi gruplayın. Küçük ve sevdiğiniz objelere dikkat çekmek için bir kitap yığını üzerine yerleştirin. İki katlı bir sehpanız varsa geniş dergi, kitaplar ve büyük objeleri alt rafta kullanın.

HATA (5) ÇOK RENK, ÇOK KARMAŞA;
                 Bir evin karmaşık görünmesi çoklu renk kullanımıyla da ilgili olabilir. Uyumlu ve konforlu bir görünüm için nötrlerle bir veya en fazla iki çarpıcı ton kullanın. Nötr renkli duvarlar, perde, halı ve mobilyalar odanın nefes almasını, daha geniş ve ferah görünmesini sağlar. Ayrıca jüt, hasır ve yün gibi naturel renkte doğal dokuma halılar, salonun boş kalan alanlarına renk katmanın ve mobilya yada aksesuarlarda kullanılan yoğun renk kümelerini dengelemenin en kolay ve dekoratif yollarından.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Yeni Yıla Hafif Bir Başlangıç

                  Eskiden kalan, ama atmaya kıyamadığımız pek çok şeyi evde tutmak, kalabalık ve karmaşa yaratmanın ötesine geçmiyor. Son yıllarda pek çok stilin de kendi içinde sadeleştiğini gözlemliyoruz. Durum böyle olunca elde kalmış şeyleri bağışlayarak yada ihtiyaç sahiplerine vererek sadeleşebilirsiniz.

                  Evde dağınıklıktan daha kötü bir şey olamaz diyorsanız hafiflemenin vakti gelmiş demektir. Etrafınızda karmaşa yaratanların bir listesini hazırlayın ve özellikle sabah uyandığınızda kendinizi dinlenmiş hissetmek için işe yatak odasından başlayın. Çok sevdiğiniz, bağımlılığınız yada ihtiyacınız olan şeyler de dahil hayatınızı sadeleştirin. Bu noktada vazgeçeceğiniz şeyleri, güzel veya işe yarar olmasına göre sınıflandırmak akıllıca olur.
                  Mesela iki katlı bir sehpa yada dekoratif sepetler dağınıklığı önlemeye yardımcı işe yarar ürünlerdir. Biriktirmeyi seviyorsanız kendinizi koleksiyonunuza sürekli yeni bir parça eklemekten alıkoyamayabilirsiniz. Müthiş bir tablo, cam veya seramik obje koleksiyonunuz olabilir ancak bunları etrafta dağınık biçimde sergilemek karmaşa yaratır. Tabloları aynı duvarda ve objeleri camlı vitrin dolabına kronolojik bir sırayla yerleştirerek düzene sokun. Böylece aynı döneme ait benzer şeyleri tutmak yerine satabilir yada bağışlayabilirsiniz. Bu hem koleksiyonunuzu rahatlatır, hemde sizi.

                  Eskicilerden alışveriş yapmak hobiniz olabilir ama bu her beğendiğinizin gerçekten bir dönem eseri olduğu anlamına gelmez. İşin sırrı iyi bir araştırmacı olmakta gizli. Böylece gereksiz yere eşya satın almaktan ve para harcamaktan da kurtulmuş olursunuz.

                  Bebek sahibi olmak hayatta pek çok şeyi değiştirir. Özellikle de yaşam alanlarını... O çok sevdiğiniz krem rengi halılara artık veda etme vakti... Durum böyle olunca zeminde kolay yıkanabilir bir kilim kullanarak eski halılardan arınabilirsiniz. Eğer ille de bir halı satın alacaksanız tek bir hamlede odayı her zaman kullanışlı kılacak modellere yönelin ve elinizde birbirinden farklı birkaç parça halı varsa bazılarından vazgeçin.

                  Her beğendiğinizi alıp evi moda akımlarına göre eşyayla doldurmak yerine gerçekten zaman içinde değer kazanacak iyi bir tasarıma yatırım yerinde bir tercih olabilir. Üstelik böyle tasarımların modası da hiç geçmez. Bu kimi zaman ahşap bir koltuk, kimi zaman dekoratif bir yastık bile olabilir. Burada önemli olan sizin zevkinizi yansıtırken değişen dekorasyon stilleriyle de uyum sağlaması. Mesela ikat desenli yastıkları hem geleneksel, hem de modern stillerde kullanabilirsiniz. Aynı şekilde ahşap kolçaklı bir berjeri, döşemesini değiştirerek modernize edebilirsiniz.

                  1960'ların retro stildeki deri sandalyeleri krom veya ahşap modern bir masa ile harika bir uyum yaratır. Yastık kılıfları değiştirilebilir, bu yüzden evde bir yastık ordusuyla yaşamaya gerek yok. Mesela 45×45 cm dört adet, 30×50 cm iki adet ve 65×65 cm iki adet dekoratif yastıkla kanepe ve koltuklarınızı mükemmelce dekore edebilirsiniz. Gerisi kalabalık yaratır, boşuna tutmayın.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Mutfakta Kurtulmanız Gereken Eşyalar

               Mutfak eşyalarını atmak mı? Aslında hiç de göründüğü kadar kolay değil. Ancak fazlalıkların yığılmasına oldukça müsait olan mutfaklarda bu 10 şeyi atarak, mutfağınızın derli toplu bir görünüme kavuşması için en azından bir başlangıç yapabilirsiniz.
PİŞİRME GEREÇLERİ;
               Bir gereçten kaç adet var? Örneğin 2 adet spatula, 3 kepçe, 4 adet maşa varsa bu sayıları bire indirerek işe başlayabilirsiniz.

YEMEK KİTAPLARI;
               Hala çekmeceleri açtığınızda karşınıza tarif broşürleri, yemek kitapları ve defterler çıkıyorsa bunları da sadeleştirmenin zamanı gelmiş demektir. Dijital ortamda pek çok tarifi bir arada bulabileceğiniz için, manevi değeri olan tarifleri ayırarak geri kalan tarif kitaplarını başkalarıyla paylaşabilir yada geri dönüşüme yollayabilirsiniz.

SİPARİŞLERDEN KALANLAR;
               Eve sık sık dışarıdan yemek siparişi veriyorsanız neredeyse bir çekmeceniz kürdan, paketli tuz-karabiber, soslar, kullan-at çatal bıçaklarla dolu demektir. Bunları da atarak en az bir çekmece kazanabilirsiniz.

KAVANOZLAR, SAKLAMA KAPLARI;
               Birbirlerine renk ve stil olarak uymayan kaplar dağınık bir görünüm yaratabilir. Özellikle bu tarz baharat yada erzak kavanozlarını elinizin altında olsun diye bankonun üzerinde kullanıyorsanız biraz seyreltme yoluna gidin. Mesela kapağı olmayanlarla işe başlayabilirsiniz.

BARDAKLAR, KUPALAR;
               Bulaşık makinesinde yıkamaktan zamanla sislenen cam bardaklar, çizilen kupalar, kulpu kırılan fincanlar... Bunları da ayıklayarak dolaplarınızda sadece en yeni ve en sevdiklerinizi bırakabilirsiniz.

ESKİ KURULAMA BEZLERİ;
               Lekeleri yüzünden kullanmaya çekindiğiniz kurulama bezlerinin tamamını atın, boşu boşuna yer kaplamasınlar. Bunların yerine kullan-at bezleri de düşünebilirsiniz.

BUZDOLABININ ÜZERİ;
               Seyahatlerinizden topladığınız magnetler, minik hediyeler, anı değeri taşıyan fotoğraflar belki evet ama restoranların sipariş magnetleri, paket servis broşürleri buzdolabının üzerinin karışık dolayısıyla mutfağınızın da dağınık görünmesine sebep olur. Bu alanı da sadeleştirebilirsiniz. Üstelik artık telefona yükleyeceğiniz sipariş uygulamaları ile pek çok farklı kampanyadan da yararlanarak daha fazla alternatifi bir arada bulabilirsiniz.

TARİHİ GEÇMİŞ GIDALAR;
               Baharatlar, kuru baklagiller, reçel, salça gibi kavanozlu gıdalar, soslar... Sandığınızdan daha fazla yer kaplayan bu tip gıdaların son kullanma tarihlerini kontrol ederek zamanı geçenleri ve bozulanları atın. Ve lazım oldukça alın.

SADECE BİR KEZ KULLANDIKLARINIZ;
               Severek aldığınız tava, şeklini çok sevdiğiniz sosluk, iç içe geçerek aslında çok yer kaplamadığını düşündüğünüz fakat dolapta nerede olduğunu bile unuttuğunuz çerez takımı... Bir kez kullandığınız eşyaları da elden geçirin. Çünkü bir şeyi kullanmıyorsanız aslında bu o parçaya çok da ihtiyacınız olmadığının bir göstergesi.

KÜÇÜK EV ALETLERİ;
               Eğer çırpıcınız varsa miksere, rendeniz varsa elektronik rendeye ihtiyacınız olmayabilir. Elde yapabileceğiniz şeyler için kullanmayı tercih ettiğiniz, ama çok yer kaplayan mutfak robotlarına gerçekten ihtiyacınız olup olmadığını bir kez daha düşünün.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Vanilla Panna Cotta Recipe


  •               Preparation time 45 minutes, plus cooling, whisking and setting Cooking time 25 - 30 minutes...

İNGREDİENTS
  • 400ml/14fl oz double cream
  • 1 vanilla pod, split open lengthways
  • Thinly peeled zest of 1 lemon
  • 1 gelatine leaf
  • 50ml/2fl oz cold milk
  • 1 tbsp grappa
  • 50g/2 os icing sugar, sifted
For The Rhubarb
  • 2 sticks rhubarb, trimmed
  • 150g/5 oz vanilla sugar
  • Thinly peeled zest and juice of
  • 1 blood orange
  • 1 tbsp Mazzetti Etichetta Oro balsamic vinegar
  • 75ml/3fl oz Moscato d'Asti sparkling white wine
For The Hazelnut Croquante
(makes about 400g/14oz)
  • 200g/7oz whole skinned hazelnuts
  • 200g/7oz caster sugar
1) Heat 300ml/½pt of the cream with the vanilla pod and lemon zest until boiling, then simmer until reduced by a third. Poyr into a large bowl set over ice and leave to cool.

2) Soak the gelatine leaf in the cold milk for 5-10 minutes until soft. Remove from the milk and reserve.

3) Warm the milk gently until just below boiling point. Off the heat, add the soaked gelatine and stir until melted, then strain the milk into the reduced and cooled vanilla cream. Stir in the grappa. Leave until cool, whisking every 5 minutes to prevent the mixture becoming lumpy.

4) Whip the remaining cream with the icing sugar to form soft peaks. When the vanilla cream has cooled and reached the consistency of double cream, remove the vanilla pod and lemon peel, then fold in the sweetened whipped cream.

5) Pour the mixture into cappuccino cups or small moulds and leave to set in the fridge for at least 2 hours.

6) To make the croquante, preheat the oven to 180°C , 350°F, Gas 4. Spread the hazelnuts on a small baking tray and roast for 5 minutes, until they are a light golden colour. Remove from the oven and set aside.

7) Put the sugar in a pan and add 1 tbsp of cold water. Cook, without stirring, on a medium head until the sugar melts and turns lightly golden. Ad the hazelnuts and cook for 1 minute. Pour onto an oiled baking sheet and leave to cool and set. Once set, bash with a rolling pin to break up into pieces any size and shape you like. The croquante ca be kept in an airtight container for a month.

8) Meanwhile, prepare the rhubarb. Gas 4 and cut the rhubarb into batons 5cm/2in long and 2cm/ ¾in wide. Spread them in a baking dish and cover with the vanilla sugar. Add the orange zest, then drizzle over the orange juice, balsamic vinegar and Moscato d'Asti. Cover with foil and bake in the oven for 15 minutes until the shubarb is tender but not stewed. Remove from the oven and cool.

9) To serve, dip the cups/moulds in hot water for 5-10 seconds the panna cottas should turn out easily (or you can serve in the cups) Top each wşth some rhubarb and its huice and a couple of drops of balsamic vinegar, with shards of croquante sprinkled over and around.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Fruity Festive Feasts

              The famous seasonal pudding aşure often called Noah's pudding in English is a glorious mic of dried fruits and nuts adorning an otherwise humble wheat berry pudding, and is often served during Muharram, the first month of the İslamic calendar. Similarly, the jewish Tu b'shvat seder table is all about dried fruits and nuts, welcoming spring and the blooming of trees. And, of course, dried fruit makes for delicious fruit cakes, figgy puddings, plum puddings, and mince pies all perfect for christmas.

              These celebrations partly stem from the practices of ancient agrarian communities, an dried fruits are a key component of dishes marking the cycle of seasons. Turkey's role as a major producer of dried fruits and the world's leading exporter of raisins, dried figs, and apricots is rooted in a long standing Anatolian tradition. Back in Hittite times, circa 2,000 BC viticulture was highly developed. The city of Melita, todays Malatya, whose name is derived from the hittite word for honey (melit or milit) was famous for its legendary fruit orchards. No wonder that today the city is considered as the capital of apricots, famed for their sweetness.

              Dried figs were favorites of rich and poor alike in ancient Greek and Roman times, Aegean region of Anatolia were long exported from the port Smyrna (today's İzmir) reaching its zenith during Ottoman times. İndeed Anatolian shade dried, seedless white grapes were even named after the ottoman sultan hence the name sultanas and sultaniye grapes now make delicious fruity coupage wines with steely dry Emir grapes. But as far back as Hittite times, grapes were dried as a nutritious sweet, often incorporated into breads and dishes, as well as used for producing wine and molasses.

              Anatolia's grapes whether black whole bunch grapes, seedless black grapes, big prune like black grapes from Horoz Karası, Kilis Karası, or golden brown Besni grapes from south east now amount to an astonishing variety. But this trio is just an elementary introduction to the world of dried fruits in Turkey.

BEYOND THE TRİO:
              Black mulberries have recently become populari although white mulberries always used to be snack tucked into pockets of kids going out to play or to school. İn the past, when sugar was scarce and expensive, powdered mulberries were used as a sweetener. Mulberries make an ideal sweet salty contrast when mixed whit leblebi, a snack made from roasted chickpeas. One royal staple ottoman tables were barberries. Still growing wild in the woods around the Kastamonu region, barberries are small narrow berries, tart and slightly sweet. They used to adorn buttery saffron pilafs shining like rubies, fit for the sultan. Now the berries are known as zereşk, typically imported from İran, and have made a comeback on modern tables, ideal to melted butter, and tossed in salads where they give a refreshing tang. They do miracles when infused with liquors like Amaretto or Grand Manier, an are glorious when sprinkled over vanilla ice cream or milky puddings like panna cotta or creme brülee.

              One latest trend is for whole persimmons. Their succulent sweet flesh develops an even deeper sweetness, almost like a date, when hung and dried on string. The fruit was actually known as the date of Trabzon, where dates cannot grow in the rainy climate. Another new fad is to cut thin slices of fruits, such as strawberries, and dry them to a chip like texture. Just like barberries, they perform well in salads, and on cakes, tarts, an cream puddings.
LAST BUR NOT LEAST
              Dried fruit sweets are often the perfect end to a festive feast. Sucuk usually refers to garlicky, spicy beef Turkish sausage, but cevizli sucuk is also given to sausage shaped sweets made by dipping strings of walnuts in grape juice syrup thickened with starch. The liquid gels around the strings of nuts, and forms a fun snack. Pestil (fruit leathers) are made by pastinf gelatinous grape or mulberry juice onto waxy paper or plastic wrap, and drying them, resulting in silky, chewy, rollable sheets of fruity goodness. These can be folded into triangular parcels stuffed with pistachios to make muska, meaning a talisman.
              They are indeed like talismans of fortune, one feels lucky upon biting one. The same is done with stone fruits where the pulp apricots or prunes are spread out and dried. Cezerye is a mix of black or purple carrots an walnuts, pretty muck like a fruit loaf cut into fingers. İf you are lucky to find a whole cone shaped cezerye, you can decorate it with dried fruits and nuts, and make your own table top edible Chritmas tree to chop down and munch on Christmas Day, and enjoy the rest with mulled wine on Boxing Day.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Yiyerek Kilo Verilebilir Mi?

                  Bugüne kadar beslenme düzeninizde sizi korkutan, el sürdürmeyen yemekler, şimdi yepyeni bir yorum kazanarak masum hale geliyor. İnsülin direnci, tiroit, menopoz gibi sorunlar nedeniyle istediği gibi keyifle yemek yiyemeyen hatta dikkat etmesine rağmen kilo alan birçok kişi var. Lezzetsiz ve sıkıcı yemeklerle beslenme düzeninin kabusa dönüştüğü günleri geride bırakabilirsiniz.

                  Beslenme uzmanları 10 yıl boyunca bu sorunlara yönelik çok özel bir araştırma yürüterek keyfince hamur işi yemek ve kilo almak istemeyenlere yönelik, bilimsel tarifler ortaya çıkarıyor. Hamburger, mantı, pasta, börek gibi hamur işlerini yemek isteyip, yiyemeyenler için uygun tarifleri araştırıp bulabilirsiniz. Bildiğiniz gibi insülin direnci, diyabet, glüten hassasiyeti ve menopoz döneminde kiloya dair problem yaşayan, doğru beslenme konusunda ideal ve sürdürülebilir yöntemleri arayan çok fazla insan var.
                  Bu bilgiler, hayatınız boyunca sağlıklı ve kaliteli yaşamak adına dikkat etmeniz gerekenleri, izlenebilecek sürdürülebilir yolları gösteriyor. Sıkça duyduğumuz bir söylem. Diyet ve beslenme kişiye özel bir olgu. Her duyduğunuz diyet, beslenme yöntemiyle sağlıklı ve sürdürülebilir bir yaşam elde edemezsiniz. Hatta sağlığınıza iyi gelmeyen yanlış seçimler yüzünden, beklediğinizden daha kötü noktalara gelebilirsiniz. İşte bu yüzden, kişilerin öncelikle doğru bir kontrolden geçmesi, vücudunun ihtiyaç duyduklarını bilmesi ve uzman kontrolünde sorunlarına yönelik, sürdürülebilir beslenme metotları ile daha kaliteli bir yaşama kavuşması oldukça önemli. Uzmanların en sık rastladığı mesele, kişilerin bedenlerindeki tetikleyici sorunları bilmeksizin kulaktan dolma diyetler ve beslenme yöntemleri ile ne yazık ki yaşadıkları sorunları daha kötü noktalara taşımaları ve ileriye yönelik daha da büyük risklere sebebiyet vermesi...

ARTIK YASAK YOK!
                  Bu söylemden yola çıkarak bilindiği gibi hamur işleri, geleneksel tarifler ve metotlar ile özellikle de kişinin ihtiyacından fazlasını tüketmesi noktasında kilo alımına neden oluyor. Menopoz dönemindeki kadınlar, metabolizmaları hızla yavaşladığı ve eski yeme alışkanlıklarını düzenleyemedikleri için hamur işlerini yediklerinde eskiye göre daha büyük etkiler görüyor. Ayrıca insülin direnci, diyabet, glüten hassasiyeti yaşayanlar da hamur işi yiyemiyorlar, kendilerine uygun hamur işlerini bulmakta zorlanıyorlar.

Sürdürülebilir beslenme ile dönem dönem diyete girip, arkasından özellikle hamur işi başta olmak üzere, yeme ataklarına son vermekten bahsediyoruz. Sürdürülebilir beslenme, asla kendinizi kısıtlamadan, dilediğinizce çiğ börek, pasta, lahmacun yediğiniz bir düzen. Yerken bir protein barındaki miktar kadar protein alıyorsunuz. Lif açısından yüksek, tamamen doğal, besin değeri yüksek gıdalar tüketiyorsunuz. Aynı zamanda lezzet her zaman ön planda oluyor. Bu yemekleri yerken kilo veriyorsunuz çünkü kalorileri çok düşük. Dolayısıyla bu durum geçici bir süreliğine değil, hayat boyu sıkılmadan, bıkmadan uygulayabileceğiniz tarifleri içeriyor.

SAĞLIKSIZ GIDALARI SAĞLIKLI HALE GETİRMEK!
                  Özellikle beyaz undan yapılan mantı, hamburger ekmeği ve lahmacun gibi yiyecekler ile cheesecake, brownie ve sufle gibi tatlılar kan şekeri seviyesini hızla yükseltiyor. Doygunluk hissi yaratmanın aksine kısa sürede acıktırarak, tekrar karbonhidratlı gıdalar yemek isteği doğuruyor. İçeriğindeki doymuş yağlar, proteini düşük gıdalar, metabolizmada alınan kalorinin direkt yağ olarak depolanmasına neden oluyor. Örneğin; keçiboynuzlu brownie'den almış olduğunuz protein miktarı 12 gr. Ortalama bir brownie'den 380 kalori alırken, bundan sadece 80 kalori alıyorsunuz. Aynı zamanda katkı maddelerinden uzak durmak çok önemli.

                  Özellikle menopoz dönemindeki kadınlar, insülin direnci ve glüten hassasiyeti olanlar, hipoglisemi sorunu yaşayanlar ile diyabet hastaları, bu rehberi mutlaka araştırmalı ve alışkanlık haline getirmeli. Bunun dışında mutfağında, sofrasında, sevdikleri ve çocukları için sağlıklı besin ve protein değeri yüksek kalorisi düşük hamur işleri yapmak isteyenler de faydalanabilir.

                  Bildiğiniz gibi glüten hamur işinde bağlayıcı özelliğe sahip. Hamuru pişerken glüten bir arada tutuyor. Dolayısıyla farklı tarifleri yaparken hiç bir oranı ve malzemeyi değiştirmemeniz gerekiyor. Yoksa formül tutmaz, besin değeri de tadı da lezzetli olmaz. Dünya eskiye göre daha gelişmiş olsa da, bilgiye daha kolay ulaşılabilse de ne yazık ki halen bazı yanlışlar ve hatalar yapılıyor, kulaktan dolma bilgilere inanmaya devam ediliyor. En önemli yanlışa değinerek özetleyecek olursak, asla ama asla kulaktan dolma, başkasında etkili gördüğünüz diyetleri ezbere uygulamaya kalkmayın! Şayet kendinizle ilgili yolunda gitmeyen bir durum fark ederseniz mutlaka bir uzmana danışın. Belki de bilmediğiniz bir rahatsızlığınız var ve kilo almanızın nedeni aslında bu! Çok kısa sürede, doğru bir tedavi ile rahat rahat kilo verebilir, sağlıklı bedene kavuşabilirsiniz.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Sevgililer Günü Laneti!

              Sevgililer günü konusu yıllardır bir çok oyuncunun canını sıkar. Oyun oynayan bir sevdiceğim olsa keşke dileği, kulaktan kulağa dolanır durur. Ancak ortada var olan bir gerçek var ki oyun oynayan her iki cins de yıllardır burnumuzun dibinde. Tek yapmanız gereken çılgınlar gibi sağa sola koşturmak yerine, sakince oyununuzu oynamak veya ekipmanınızı mıncıklamak o kadar. Bu özel günde illa amacınız farklılık yaratmaksa, kendinizi Atari salonuna bile atabilirsiniz.
              Çok afedersiniz, artık o tarz salonlardan kalmadı değil mi? Ah arkadaş... Jeton kuyrukları, piksellerin dansı, o Street Fighter'lar, o Tekken'ler, Snow Bros, Mortal Kombat, Punisher, Metal Slug, Shdow, Dancer ve dahası... Nostalji yapalım derken ağlamayalım şimdi. Madem atari salonumuz yok, o zaman VR veya PlayStation kafeye gidiyoruz. Hatta ilk defa VR deneyenler için ilginç deneyim alanları oluşturan mekanlar bile var. PlayStation kafelerin kaderini hepimiz biliyoruz. 

              Çok çeşitli co-op oyunlarla süslü konsollar, partnerinizle gidebileceğiniz tatlı mekanlar arasında. Şimdi diyeceksiniz ki "ee sadece oyun mu oynayalım?" Evet! İlla farklılık yaratmaksa amaç, kadın veya erkek olun fark etmez, partnerinize hazırlamak istediğiniz sürpriz oldukça farklı olmalı. Sıradan bir buket çiçek yerine unutamayacağı aksiyon dolu bir gün, çok daha eğlenceli olacaktır. Sevgililer Günü laneti de tam olarak burada ortaya çıkıyor. Bu tarz özel günlerin para tuzağından ibaret olduğunu düşünenlerdenim. Normalde 10-15 TL'lere fırlamış. İnsan hayret ediyor.

              Ülkemizin havasından mıdır, suyundan mıdır bilemiyorum da sürekli bir şeylere fazla para koyayım da çok kazanayım kafası yaşıyor esnafımız. Sizin yapmanız gereken ise hediye alacaksanız, aylar önce alıp saklamanız ve 14 Şubat zamanı çiçek falan almamanız. Ne gerek var, yazık zaten solup gidiyor sonra çöp. Saksıda çiçek alın bari de bakıp bakıp sizi ansın. Sular falan hem hobi olur işte. Karşı taraftan düşününce en son Sevgililer Günü zamanı "hadi gidip kumpir gömelim" diyecek kadar odun olan bir insan için romantizm noktasından vereceği tavsiyeler genellikle mide veya anlamsız gülmekten ibaret olacaktır. Luna park, boş boş sahilde gezmek, tavla oynamak, VR kafe, bisiklet kiralayıp takılmak, internet kafeye gidip CS:GO atmak, Guitar Hero kafe, kalabalık olmayan mekanlarda yemek yeme ve dahası.

              Böyle zamanlarda merkezi yerler çok kalabalık olur. Partnerinizle yalnız kalmak istiyorsanız veya en azından kafanızın şişmesini istemiyorsanız, yeni yerler keşfetmek de o günün eğlenceli geçmesini sağlayabilir. Her şeyi bir kenara koyun, bekarsanız aynı şeyleri yine yapabilirsiniz. Lanetin güzelliği de burada zaten. Hayatın tadını çıkartın. Birileri, elbet sizin farkınıza varacak ve pembe toz bulutu suratınıza vurduğunda, her şey için çok geç olacak! Yalnız oyun oynamak, teknoloji dünyasına dalmak çok güzel de aynı duyguları paylaşan biriyle bunları yaşamak efsane bir his.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Doğu Asya Korku Mitolojisi mi Aradınız?

                   Vaktinde Detention diye bir oyun çıkmıştı, hatırlayanınız var mı? Tarihi bir korku oyunu olarak tabir edilen Detention bir hayli beğenilmiş ve Red Candle Games'e yeni oyunlar içinde imkan sağlamıştı. İşte yapımcı firma da bu fırsatı değerlendiriyor ve Devotion'ı bizlerle buluşturmaya hazırlanıyor. 
                   Alışık olduğumuz formatın pek de yakınında olmayan Devotion, 1980'lerde Tayvan'da, bir apartman dairesinde geçiyor. Bu daire elbette pek alışıldık bir ev değil çünkü içi gizemle dolu. Sadece gizemli olması da konu değil, içinde bulunmamız gereken bu ev kayıp bir bölge ve zaman içerisinde cehenneme doğru yaklaşmış. (Gerçek anlamda değil, kaosa yaklaşmak anlamında) Evde yaşayan aile, dini inançları yüzünden biraz kaybolmuş ve biz de bu inançları doğrultusunda ettikleri yeminlerin ne gibi sonuçlar getirdiğine, korku dolu anlarla şahitlik edeceğiz.

                   Bravo bize! Önceki oyunun iki boyutlu görsel tarzının yerine, fragmanda gayet de iyi gözüken üç boyutlu ve detaylı görüntüleri getiren Devotion, korku-gizem-araştırma ve Uzak Doğu'nun korku tarzına meraklı olanlara ilaç gibi gelecektir. Oyun sadece PC'de, Steam üzerinden satılacak ve sadece 15 gün sonra, 15 Şubat'ta piyasaya sürülecek.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

BLOG YAZILARIMIZA ABONE OLUN

ELEKTRİK / ELEKTRONİK İŞLERİNİZ !!!

~~~~~~Bilgisayar Tamiri, Bilgisayar Bakım ve Onarım, Bilgisayar Yazılım ve Donanım, Elektrik Tamir ve Kurulum, Her tür Elektronik İşleri, Güvenlik Kamerası Montajı ve Tamiri, Alarm Sistemleri, Otomatik Kapı Sistemleri Tamir ve Onarım, Yangın Alarmı Sistemleri Tamiri YAPILIR... Devamını OKU>>>

Sponsorumuz Olmak İster Misiniz?

Blogumuzun Arşivi

DOST SİTELER

Kahin Martinez ~ Rüya Tabirleri ~ WeblonG ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ ~ Site Ekle ~ Site