Katarakt Tedavisinde Geç Kalmayın!

                   Halk Arasında "göze perde inmesi" diye adlandırılan katarakt, göz sağlığını ve yaşam kalitesini yakından etkiliyor. Sıklıkla orta yaşlı insanlarda görülmesine rağmen kataraktın uygun zemini bulunduğunda her yaşta ortaya çıkabiliyor. Katarakt, göz bebeğinin arkasında yer alan ve göze uzakta 10, yakında da 13 numara kırıcılık sağlayan doğal merceğin saydamlığını yitirerek buzlanması sonucu ortaya çıkıyor. Genelde yaşa bağlı olarak gelişen bir durum olsa da doğumdan itibaren her yaşta görülebiliyor. Bazen göze gelen darbeler sonrası oluşabildiği gibi göz içi iltihapları ve uzun süreli kortizon kullanımı nedeniyle erkenden de ortaya çıkabiliyor. Ayrıca katarakt; çift görme, şekilsiz ve bulanık görme, derinlik hissinin kaybı, göz yorgunluğu, ve gelişen astigmata bağlı baş ağrısı gibi belirtiler verebiliyor.
KATARAKTTA TEK TEDAVİ YOLU AMELİYAT;
                   Buzlanmaya başlayan merceği tekrar saydam hale getirmek ilaçlarla mümkün olmadığı için kataraktın tek tedavi yolunun ameliyat olduğunu belirten doktorlar; "Çoğu hastalığın aksine katarakt, ilaçla tedavisi mümkün olmayan ve tek tedavi yolu ameliyat olan bir hastalık. Bu nedenle kataraktı olan hastalar, görüşlerini ömür boyu etkileyecek çok önemli bu ameliyat için mutlaka katarakt cerrahisinde uzman bir göz hekimine gitmeli. Katarakt tanısı gözün detaylı muayenesi sonrası konulur. Bulgular sonucunda ameliyat kararı alındığında yapılacak yöntem ve göz içine yerleştirilecek mercek hakkında alternatifler hastaya detaylı bir şekilde anlatılmalı" diyor.

TEK AMELİYATLA KURTULMAK MÜMKÜN!
                   Katarakt cerrahisinde son yılların önemli bir gelişmesi Femtosaniye lazer teknolojisinin fakoemülsifikasyon yöntemine entegrasyonu oldu. Femtosaniye lazer yardımlı katarakt cerrahisinde göz içine girilecek tüneller, göz merceğinin ön zarının soyulması ve merceğin içinin küçük dilimlere bölünmesi basamakları daha ameliyata girmeden bir lazer ile yapılıyor ve cerrah ametiyata birçok şey hazır olarak başlıyor. Bu sayede ameliyat daha hassas ve güvenli bir şekilde yapılıyor. Bu da, ameliyat sırasında takılan göz içi merceği en ideal pozisyonda durarak, en iyi kırıcılık performansını göstermesi anlamına geliyor.

                   Katarakt ameliyatı sırasında yerleştirilecek yeni merceğin kuvvetini önceden hesaplayıp hastalara en iyi görüşü kazandırmaya gayret ettiklerini söyleyen doktorlar; "Modern teknolojilerin bize sağladığı astigmatizmayı yada yakını da düzeltebilen özellikli mercekler sayesinde katarakt hastalarımızı mümkün olduğunca gözlüksüz bırakmaya çalışıyoruz. Hasta dilerse kendisi için özel göz içi mercekleri sayesinde sadece uzak görüşü veren tek odaklı mercek ameliyatı olup, okurken gözlük kullanabilir, dilerse de çok odaklı mercek ameliyatı olup hem yakın hem de uzak gözlüklerinden kurtulabiliyor. Çok odaklı merceklerin en yenisi olan üç odaklılar, orta mesafe görüşü vererek bilgisayar mesafesini de iyi gösterebiliyor. Üç odaklı merceklerle hasta memnuniyeti o kadar yükseldi ki, gözlüksüz yaşam dileyen bazı uygun hastalarımıza henüz kataraktları olgunlaşmamış olsa bile aynı ameliyatı öneriyoruz" diye konuşuyor.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

TV'nin Rakibi YouTube mu, NetFlix mi?

                  Türk televizyonculuğunun dizi ihracatında ABD dizileriyle yarıştığı, özgün formatlarla evrensel boyutta başarılarını kanıtladığı bir dönemde yapımların finansman kaynağı reklamverenlerle televizyoncular arasındaki fiyat müzakerelerinin uzaması televizyonlara yayınlanacak içerik konusunda zor günler yaşattı. Ana akım medyanın lokomotifi olan diziler yerine Yeşilçam klasikleri veya yabancı sinema ağırlıklı yayınlar ekranlarda kendilerine yer buldu.

                  Kaliteli yapımlara alışan Türk insanı, artık televizyon dışında internette de bir çok alternatife sahip olduğundan yeni yapımların yayın tarihi geciktikçe televizyona ilgi bu dönemde düştü. Reklamveren-yayıncı pazarlığının izleyici sayısını düşürdüğünü televizyon kanallarının internet sitelerinden de görebiliyoruz. Bu durum Türk televizyonlarında bir "Fetret Devri" yaşandığı yorumlarına sebep oldu. Ocak ayının başında reklamveren-televizyoncu pazarlıklarında anlaşma sağlanınca seyircinin sevgilisi dizililer tekrar yayına girdi ve ilgi de buna bağlı olarak artış gösterdi.
TV Uygulamalarında Platform Nüansı;
                  Dünya genelinde 130 milyonun üzerinde kullanıcısı bulunan NetFlix, ve bunun yanında Blutv, puhutv, Amazon Prime gibi internet üzerinden kullanıcıya seç-izle hizmeti veren platformların büyüme trendlerini gören televizyon kanalları internet ortamında da seyirciyi kaybetmemek için yatırımları arttırıyor. NTV kullanıcı dostu arayüzü ile mobil uygulama alanında ShowTV gibi bir markayı geride bırakabiliyor. Yani mobil uygulama platformu televizyon ekranlarından farklı bir rekabeti içeriyor.

NetFlix Daha Ciddi Bir Rakip;
                  Her ne kadar kamuoyunda YouTube - TV kıyaslamaları yapılsa da hem içerik hem de izleyici kitlesi bakımından çok farklı olan bu iki platformu televizyonun alternatifi olarak konumlandırmak için doğru parametre belirlemek gerekiyor. Bugün YouTube mobil+PC+uygulama toplam erişim düşünüldüğünde TV ile yarışacak bir büyüklüğe ulaşmış durumda. Henüz elimizde mobil+uygulama verileri yok fakat İAB Türkiye İnternet Ölçümleme Araştırması Aralık 2018 PC erişim oranı olan yüzde 79,8 bize önemli bir fikir veriyor.

                  İçerik anlamında ise TV ile kıyaslanmalı. Bırakalım veriler konuşsun. Öncelikle YouTube'un Türkiye'de en fazla izleyiciye ulaşan kanallarına göz atalım, İAB Türkiye İnternet Ölçümleme Araştırması Content Raporu Ocak ayı verilerine göre en fazla izlenen 10 YouTube kanalının sekizi müzik içeriği yayınlayan kanallar. Bunun dışında kanal "NDNG - Enes Batur" kanalı ise gençlerin ve çocukların izlediği türden şakalar, oyun eleştirileri içeren bir kanal. Şunu kabul etmek gerekiyor ki, içeriği kullanıcıdan doğrudan alması sebebiyle YouTube çok büyük bir potansiyele sahip ve şu anda bunu gerçekleştirme yolunda fakat YouTube'da tüketilen içerik ile TV'de tüketilen içerin ciddi bir farklılık gösteriyor. YouTube her şeyden önce bir içerik üraticisi değil. Bununla birlikte içerik yönüyle ele alındığında NetFlix'in televizyona daha ciddi bir rakip olarak öne çıktığını söyleyebiliriz. NetFlix, izleyiciye YouTube kadar olmasa da interaktif bir deneyim yaşatıyor ve bu sayede farklı sosyo-demografik kitlelere hitap edebiliyor. Bunun yanında Oscar adayı olabilecek kalitede film ve Emmy ödüllü diziler üretmiş bir firmadan bahsediyoruz.

                  Online video izleme platformları olarak bir yandan rekabet içerisinde olan NetFlix ve YouTube'un arasında ilginç bir reklam ilişkisi de bulunuyor. Ticaret rekabet tanımıyor ve Gemius AdReal Aralık ayı verilerine göre NetFlix, YouTube'un en büyük reklamverenlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Firma, bunun yanında Facebook ve Sahibinden gibi trafiği yüksek sitelere reklam veriyor. Bakalım, uzun metraj video içerik yayıncılarının internetteki rekabeti önümüzdeki dönemde hangi noktaya evirilecek?
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Görünmez Bankalarla mı Donatıldık?

                 Cep telefonunuzda bir uygulama satın aldığınızda artık ödeme onayı vermek parmak izinizi okutmak kadar kolaylaştı. Hatta, öyle ki bu süreçte parmak izimizi okutmak bir satın alma eyleminden çok sadece uygulamayı indirmenin bir ara yolu şeklinde bilinçaltımıza işlenmiş durumunda. Uber kullandığınızda, Netflix veya Spotify gibi servisler için aboneliklerinizde ödeme süreçleri artık bütünüyle görünmez hale geldi.

                 Değişim sadece ödeme faaliyetleri ile sınırlı değil. Avrupa'da 2009 yılında 238 bin 467 olan banka şubesi sayısı 2015 yılında 188 bin 851'e düşmüştü, bu rakam muhtemelen aradan geçen üç yıllık dönemde çok daha azalmıştır. Benzer şekilde Kuzey Amerika'daki banka şubeleri de azalıyor.
Açık Bankacılık Standarda Dönüşüyor,
                 Son yıllarda Türkiye'deki büyük bankalarda da gözle görülür değişiklikler oluyor. Artık veznelerin yerini şube içindeki gelişmiş ATM cihazları, müşteri ilişkilerine ait minik odacıkların ve resmi görüşmelerin yerini ise ferah ortamlardaki yüksek masaların etrafına konumlandırılmış yüksek iskemleler ile sohbet edasında geçen görüşmeler alıyor.

                 Pek çok sektörde verinin, mahremiyet ve gizlilik esasına uyarak, serbestçe dolaşabildiği açık veri yapıları için çalışmalar yapılırken bankacılık sektörü için açık bankacılık kavramı artık bir standarda dönüşüyor. Avrupa Birliğinde yürürlüğe giren PSD2 düzenlemesi ile birlikte artık lisans alabilen şirketler ödeme yapma ve kabul etme hizmetleri verilebilecek (Payment İnitiation Service Provider - PİSP) ve izin veren müşterilerinin mevcut banka hesaplarına da bağlanarak veri çekebilecek ve bu veriler üzerinden servisler sunabilecek (Account İnformation Services Provider - AISP). Geçtiğimiz ay başında Google tüm bu imkanları elde ettiği lisansı İrlanda'da aldı ve tüm AB ülkelerinde bu hizmetleri verebilecek.

                 Tam bu noktada yazımıza başladığımız noktaya geri dönüyoruz. Parmak iziniz ile uygulama satın alma işlemi artık bilinçaltımızda sadece bir uygulama indirme işlemine indirgeniyor. Amazon Go kasasız bir alışveriş deneyimini bugünden örneklendiriyor. Yakın bir gelecekte bu süreç sadece uygulamalar için değil, yaşantımızın tüm adımlarında standart hale dönüşecek.

Açık Bankacılık ve Bitcoin ATM'lerine İtibar Eden Popüler Medyanın Haberlerine Dikkat!
                 Böylesine bir gelecek için Blockchain ve türevleri gibi güven protokolü sunan yenilikçi teknolojiler, günümüzle kıyaslama bile kabul etmeyecek şekilde ortaya çıkacak devasa veriler ile baş edebilecek yapay zeka çözümleri çok daha önemli hale gelecek.

                 Popülizmi seven medyanın ön sayfalarında Bitcoin ATM'lerine dair haberler okuyabilirsiniz ve bu geleceğin finansal sistemine dair bir rota olarak size sunabilir. İşin doğrusu; bankaların hiçbir yerde görünmediği ancak bankacılık servislerinin her adıma entegre olduğu, yenilikçi teknolojiler ve açık bankacılık kavramı üzerine kurulacak yapılarda Bitcoin ATM'leri ancak basit birer oyuncak olarak kendilerine rol bulabilecekler.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Algoritmalar Hayatımızı Nasıl Etkiliyor?

                   Algoritmik zaman çizelgeleri, kullanıcılara yalnızca algoritmaların göstermeye karar verdiği içerikleri gösterir ve geri kalanı için bir arkadaşı, yakın aile bireylerini veya sık ziyaret edilen profilleri veya benzerlerini değerlendirebilir. Bu verilerin analiziyle ilgili problemler görürseniz, yalnız değilsiniz. Sosyal medyadaki içeriğe erişirken kullanıcı davranışının yanı sıra, bu duruma katkıda bulunabilecek sayısız faktör bulunur. Algoritmik zaman çizelgeleri göz atmayı önemsemez, tıpkı bir kitapçıya girdiğinizde olduğu gibi en çok okunan kitapları önünüze sıralar.

Algoritmalar Hayatımızı Nasıl Etkiliyor?
                   Sosyal medya algoritmaları kronolojik sıraya göre yayınlar göstermez, bunun yerine, bir makine öğrenme algoritması üzerinden her şeyi filtreler. Bilinen temel amaç katılımı ölçmek. Bu ölçüme göre önce ilgi alanınıza bağlı olarak, daha sonra ise ilginizi çekeceğine inanılan daha fazla içerik ekranınızda sıralanıyor. Bir içerik parçasına katılım oranı arttıkça, algoritmanın içeriğin parçasını alıp başka haber kaynaklarına aktarma olasılığı artıyor. Neredeyse mükemmel görünen bu fikir, oldukça mantıklı. Popüler yazılar teorik olarak daha iyi içeriklerden oluşmalı, yoksa neden bu kadar iyi performans göstersinler! Öyle değil mi?
Algoritmalar Popüler Çoğunluğu Temsil Ediyor.
                   Ne yazık ki insanlar, bu algoritmanın çalışmasına ortam sağlayacak kadar akıllı veya dikkatli değil. Tutarlı bir şekilde en iyisini yaptığı düşünülen bu içerikler, sahte haberlerden ünlülerle ilgili dedikodulara, sosyal linç veya iftiralardan diğer bir çok asılsız şeye dek uzanabiliyor. Fakat bu algoritmalar bunu anlayamadıkları için, ekranımıza genel ilgili gören alakasız içerikler doluşmaya devam ediyor.

Algoritmalar Toplum Genelini Yansıtıyor.
                   Algoritmalar, kendisini besleyen bilgilere ve bu bilgiden çıkardığı kalıplara dayanarak öngörülerde bulunmayı öğrenir. İnsanların sosyal medyada her tür önyargıyı sergilediği göz önüne alındığında, çevrenin bir veri kümesi temsilcisi bu önyargıları da öğrenebilir. Bu anlamda, algoritmalar aynalar gibidir. Oturmuş algoritmik bir sistemin, insanların hangi bilgilere eriştiklerini etkilemeye başladığı an, birileri bu bilgilerin hedeflerine ulaşmak için sistemi manipüle etmeye çalışacaktır. Tıpkı günümüzde olduğu gibi.

Önce Facebook Gibi Bir Şirketi Düşünün...
                   Zuckerberg'in mühendislik yeteneğini sürdürme kabiliyeti hisse senedi fiyatını artırmaya da bağlı. Bunu yapmak için, Facebook'un üç seçeneği var: Daha fazla kullanıcı bulmak, kullanıcı başına daha fazla para kazanmak ve para kazanma hizmetleri portföylerini çeşitlendirmek. Bunların çoğu, veri veya kullanıcı sömürüsünü es geçerek sıfır hata payı ile hayata geçebilir mi?

Sonra Google Gibi Bir Şirketi Düşünün...
                   İnternette aradığınız tüm bilgiyi indeksleyen, Facebook'tan daha fazla seçeneği bulunan, adaletli bir sıralama yaptığını aradığımız bilgiye ulaştırdığını düşündüğümüz olmazsa olmaz bir sistem. Google'ın internette aradığımız bilgiyi en doğru sıralamayla ekranımıza taşıdığına inanabilir miyiz? Otomatik tamamlanan arama ekranında sorgumuza karşılık ilk gelen seçeneğin "otorite" sayıldığı, otorite tıklanma oranının yüzde 80'e ulaştığı günümüzde bu popülerliği para ile satın alabiliyor, bulduğumuz bilginin doğru olup olmadığını hiç sorgulamıyoruz.

İnsanları Manipüle Etmek Sosyal Medya Devleri İçin Zor Değil!
                   İlk olarak 2017 yılı başında konuşmaya başladığımız Trump ve Brexit kampanyalarında aktif olarak görev yapan Cambridge Analytica şirketinin bir istihbarat örgütü gibi çalıştığı ortaya çıktı. Ağustos ayının başlarında büyük teknoloji platformları, nihayet hizmet koşullarını açıkça ihlal eden kullanıcıları yasaklamaları gerektiğini kabul ettiler. Twitter, sahte olduğunu düşündüğü hesapları kapattı. Facebook platformu gözden geçirdiğini, giriş ve veri ihlallerini kısıtlayacağını açıkladı. Apple, Facebook, Spotify ve YouTube, işlettiği çok sayıda podcast ve video kanalını kaldırdı.

Otomasyonun Bir Parçası Mıyız?
                   Bir sabah uyandınız, telefonunuzu elinize aldınız. Algoritma tarafından oluşturulan bir içerik beslemesi ve öne çıkan gündem eşliğinde sosyal mecralarda üretilen size uygun içeriği tükettiniz. Sonra e-postalarınıza geçtiniz. Spotify'da size önerilen yeni bir çalma listesini dinlediniz. Daha sonra aracınıza girdiniz ve belki Google Haritalar'ı açarak size önerilen güzergahta ilerlemeye devam ettiniz. Makine öğrenimi burada, yapay zeka burada. Bilgi devriminin tam ortasındayız. Bununla birlikte ortaya çıkacak sonuçlara karşı dikkatli olmamız gerekmez mi?

                   Günümüzde makine öğrenme destekli algoritmalar umut verici bir çözüm gibi sunuluyor ve görülüyor. Buradaki fikir, yapay zeka destekli algoritmaların, insanların olabileceğinden daha adil ve verimli olma yeteneğini güçlendireceği ile ilgili. Dünya çapındaki şirketler, hükümetler, organizasyonlar ve bireyler bir çok nedenden dolayı karar vermeyi bırakıyor. Daha güvenilir, daha kolay, daha az maliyetli ve zaman yönetimi açısından daha verimli olduğunu düşündükleri yapay zeka destekli algoritmalara güveniyor. Ancak, hala bilinmesi gereken bazı endişeler var.

                   Algoritmik sistemler temelde ağlar oluşturarak ve başkalarının da bunu yapmasını sağlayarak işlev görüyor. Öte yandan birçoğumuz teknoloji endüstrisinin yarattığı dezenformasyonu eleştiriyoruz, platformların bilgi alanındaki tarafsız oyuncular olduğunu da iddia ediyoruz. Oysa "if, then, else" ile şekillenen algoritmik bir sistemde tarafsız kalmak gibi bir seçenek yok.

                   Biz insanlar robot veya algoritma değiliz. Seçme hakkımız var, taraf tutarız, duygularımızı gösteririz, bir gruba dahil olmayı severiz. Dayatılan algoritmalar sebebiyle odaklanamıyor, kafa karışıklığı yaşıyoruz. Doğru bilgiye ulaşmak için daha fazla zaman harcıyoruz. Mesajları büyütme gücüne sahibiz ve manipüle ediliyoruz. Ancak tüm bu gidişatı değiştirebiliriz, yeter ki gücümüzün ve olan bitenin farkında olalım. Çarkı hızlı döndüren bir parça olmak yerine, bir birey olduğumuzu, ağımızı büyütebileceğimizi ve sorgulamamız gerektiğini hep hatırlayalım.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Son Dakika Magazin Haberleri

Kit Harington / Spoiler Canavarı:
                     'Taht Oyunları' dizisinde tanışıp evlenen Hollywood'un belki de en sempatik çifti Rose Leslie ve Kit Harington yani nam-ı diğer Ygritte ve Jon Snow geçtiğimiz günlerde küçük çaplı bir küskünlük yaşadılar. Peki, bu kavganın sebebi ne olabilir sence? Geçen gün katıldığı bir radyo programında Rose'un kendisiyle üç gün boyunca konuşmadığını söyleyen Kit, durumu şöyle açıkladı: "Eşime dizinin sonunu söyledim ama sormuştu!" Keşke bize de söylesen Kit!

Jennifer Lawrence / Evleniyor:
                     Bu yıl Hollywood'da bir izdivaç furyasıdır gidiyor! Şimdi de Jennifer Lawrence'ın New Yorklu sanat galerisi yöneticisi Cooke Maroney ile nişanlandığını öğrendik. Bütün dünya İngiltere prensesleri Kate&Megan'ın arasındaki savaş maceralarını konuşasursun Jen'in köşesinden gelen bu atak oldukça ilginç bir haber oldu! Maroney'in Jennifer'a devasa taşlı bir yüzük aldığı da söyleniyor. Şimdi tek merak konusu nedimeler, acaba kimler olacak?

Katy Perry / Yüzük Yıkılıyor:
                     2019'un Sevgililer Günü'ne damgasını vuran yegane çift, Orlando Bloom ve Katy Perry oldu. Çünkü tatlı ikili tam da o gün sosyal medyadan evlenmeye karar verdiklerini açıkladılar. Uzun süredir birlikte oldukları için zaten onlardan böyle bir adım bekliyorduk ve pek de şaşırdığımızı söyleyemeyiz! Olayın bizi şok eden kısmı ise Kay'in parmağındaki o yüzük! Ortada kocaman bir yakut, etrafı da elmaslarla çevrili bir çiçek gibi duruyor. Çok ince zevkli olduğunu biliyorduk zaten Orli!

Hailey'den İlginç İtiraf:
                     Geçtiğimiz günlerde resmi bir nikahla evlenen Justin Bieber ve Hailey Baldwin köşesinden ilginç haberler geliyor. Hailey'in yakın arkadaşı Kendall Jenner'a "Bu kadar genç yaşta evli olmak korkutucu" diye bir itirafta bulunduğu söyleniyor. Üstelik Justin ile yaşamaya başlamak da onun için o kadar kolay olmamış. Fakat çok uzun yıllardır Justin'e aşık olduğunu ve onunla sonsuza kadar birlikte olma fikrinin de onu çok mutlu ettiğini eklemiş.

Miley Cyrus / Seni Seviyorum:
                     Liam Hemsworth ve Miley Cyrus ikilisi biliyorsun ki geçtiğimiz günlerde aile arasında düzenlenen bir törenle evlendi. İlk kez de evli bir çift olarak bir Sevgililer Günü geçirdiler. Ama bizim Miley yaptı yine yağacağını! En çılgın konser görüntülerinden birine (hani şu dil çıkardıklarından) eşini tag'ledi ve aldına da "Seni Seviyorum!" yazdı. Liam, şu sıralar yaşadığı böbrek taşı sorununu bu mesajı görünce unutmuş olmalı!

Justin Bieber / Depresyonda:
                     Hailey Baldwin ile evlendikten sonra Justin'in şu an havalarda uçmasını beklerdik vakat durum anlaşılan pek de öyle değil. Ünlü yakışıklının yaşadığı depresyon sebebiyle tedavi gördüğü belirtiliyor. Hailey'in itirafının sebebi de acaba bu olabilir mi? Sürekli mutsuz olan biriyle aynı evde yaşamak pek de kolay olmasa gerek tabii. Ama bu depresyonun Hailey ile ilgili olmadığını, tamamen şöhret, fanlar tarafından takip edilmek ve kameraların sürekli yüzüne tutulmasıyla ilgili olduğunu da söyleyelim.

Priyanka Nick'in Soyadını Aldı:
                     Bu yılın mutlu çiftlerinden biri de Nick Jonas ve Priyanka Chopra! Onlar da yakın bir zamanda muhteşem bir törenle evlendiler. Geçtiğimiz günlerde Jimmy Fallon'un şov programına konuk olan Priyanka neden "Jonas" soy ismini almak istediğini şu sözlerle açıkladı: "Sophie Turner ile J kardeşi olmak süper olur diye düşündüm. Ayrıca ben biraz geleneksel biriyim. Nick'in soy ismini almayı hep istedim. O zaman gerçekten bir aile olacağımızı düşündüm. Tabii ki kendi kimliğimi de kaybetmiyorum, biz artık bir bütünüz!"
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Güçlü İletişimin Altın Kuralları

                 İletişimi kolaylaştıran teknikler vardır. Bunları günlük hayatınızda, iş ortamında, arkadaşlarınızla veya partnerinizle kullanmanın avantajlarını muhakkak yaşayacaksınız.

UYGUNLUK SORMAK: İletişime başlamadan önce, konuşmak istediğiniz kişiye müsait olup olmadığını sorun. Her an birini dinlemeye hazır olamayabiliriz. Aklımız başka bir yerde olabilir veya çok yorgun olabiliriz. Karşımızdakine "hayır" diyebilme hakkımız vardır. Genelde herkes paylaşacağı şeyin çok önemli olduğuna inanır ve o anda konuşulması gerektiğini savunur. Hatta konuşacağı kişinin her işini bırakıp o şeye odaklanmasını bekler. Bunu önemsenmek olarak değerlendirir. Oysaki sırf karşımızdaki kırılmasın diye, peki diyerek dinliyormuş gibi yapmak, değer vermek değildir.

                 Anlatılan şeye gerçekten odaklanabilmek adına, dinleyemeyeceğimizi fark ettiğimiz bir ana dair dürüst davranmak çok daha kıymetlidir.
DOĞRU ZAMANDA KONUŞMAK: Bir konuşma erteleniyor ise muhakkak zaman ataması yapılmalıdır. Arayı çok açmadan uygun olan ilk an randevulaşmak gerekir. "Gel bu konuyu akşam yemeğinde konuşalım" , "yarın sabah kahve içerken konuşalım" , "yatmadan bir saat önce konuşalım" gibi. Tabii verilen bu söze sadık kalınmalıdır.

OLUMLU İFADE İLE BAŞLAMA: Ne söyleyeceksek söyleyelim, söze muhakkak önce karşımızdakine dair bir takdir ifadesiyle başlamalıyız. "Senin fikrini açıkça söyleyebilmeni takdir ediyorum ancak üslubunda şuna dikkat edersen daha mutlu olacağım" , "Bana yardım etme gayretin çok hoşuma gidiyor ancak şu konuda biraz daha desteğine ihtiyacım var" , "İş hayatındaki başarınla gurur duyuyorum ancak birlikte daha fazla vakit geçirebilmemizi istiyorum" benzeri ifadeler kullanılması önerilir. Bu sayede karşınızdakine bir eleştirinizi veya talebinizi ileteceğiniz zaman, kişi sizi daha fazla dinleyebilir hale gelir. Üstelik savunma duvarları yarıya indirilmiş olunur.

OLUMSUZ EKLERİ KULLANMAMAK: "Senin şunu yapmamanı istiyorum" yerine "Senin şu şekilde yapmanı isterim" şeklindeki kalıpları kullanmaya çalışmak daha doğru bir yaklaşımdır. Zihin "olmamalı-etmemeli" kelimeleri ile çok çabuk olumsuz duyguya düşebilirken, söylenmek istenen aynı şeyler, olumlu kelimelere dönüştürülerek iletildiğinde olumlu bakış açısını korumak ve söylenenleri kabullenebilirlik artış göstermektedir.

YATAK ODASI YASAĞI: Yatağa girdikten sonra zihin için gündemler son bulmalıdır. Yatak odasına adım attıktan sonra kimse aranmamalı, mesaj atılmamalı veya eş ile yatakta konular açılmamalı. Zihin, yatak odasını gevşeme ve dinlenme yeri olarak kaydedebilmelidir. Hem kaliteli uyku uyuyabilmek hem de eşler arası erotizasyonun akışını bozguna uğratacak enerjiyi kapı dışında tutabilmek için...

                 Kaliteli ilişkiler ve doğru iletişim için teknikler reçetesi elimizde. Kullanması bize kalıyor. Herkesin bundan yararlanabilmesini dilerim. :)
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Yeni Bir Beslenme Modeli

                  Sağlıklı ve fit olmak her sezonun en gözde modası olmaya devam ediyor. Aynı moda dünyası gibi beslenme ve zayıflama trendleri de değişiyor. Ben de bunların sıkı bir takipçisi olarak bu ay dünyanın konuştuğu yeni bir beslenme modelinden bahsetmek istiyorum. 'İntermittent Fasting' Yani aralıklı oruç metodu olarak ifade edilen vücudun dinlendirilmesi amacını taşıyan sistem 1945 yılından beri biliniyor. Ünlü Japon bilim adamlarından biri bu metodun kanser ve nörolojik hastalıklar gibi bazı vakaların iyileşme sürecinde çok önemli rol oynadığı belirtmiş ve tıp dünyasında büyük bir devrim olarak görülmüş. Birçok sağlık otoritesi tarafından hastalıkları iyileştirdiği de savunulmakta.
                  Aslında sistemin özü olan oruç: Sümerlerden Yunan ve Roma kültürüne, Tevrat'tan İncil'e ve İslamiyet'e yılın bir ayını olmak üzere ruhen ve fiziken dinlenerek geçirdiğimiz bir dönem. İnsan fiziksel olarak kendini aç bırakırken, ruhen nasıl zenginleştiğini ve güçlendiğini tecrübe eder. Orucun bir çok çeşidi vardır. En çok önerilen iki yöntem bulunuyor. Bunlardan biri belirli günlerde çok az kalori tüketmek, sonrada normal yemek. Diğeri de belirli saatlerde yemek yemeyi ve günün geri kalanını atlamayı öneriyor.

                  Yapılan küçük bir araştırmada yapanların bir kısmının tansiyonunun, kan şekerinin ve kolesterol düzeyinin düştüğü saptanmış. Geniş bir araştırma henüz yapılmamış olsa da uzun süren açlıkla yakılan yağ hücreleri yaşlanmayı geciktirerek, hastalıkların da tedavisinde etken oluyor.

                  Burada kilit nokta sizin o öğünlerdeki beslenmenizin niteliği. Sistem ne yiyeceğimizi değil ne zaman yiyeceğimizi belirlese de siz ne yiyeceğinizi çok doğru seçmelisiniz. Eğer serbest öğünlerde düşük kalorili beslenirseniz, vücut kilo kaybına uğrar. Vücudun ihtiyacı olan protein, vitamin ve minerallerden zengin, şekerden ve glütenden uzak öğünlerle bunu yapmalısınız. Öğün aralarında özellikle sıvı ihtiyacınızı karşılamalısınız.

AVANTAJLARI;
         1- Kilo verme, antiaging (yaşlanmayı yavaşlatma)
         2- Hormonel değişikliklerde özellikle menopoz döneminde kanıtlanmış fiyatları bulunuyor.
         3- Otofaji; yani hücrenin açlık sürecinde, kendi kendini yiyerek iyileşmesi.

DİYET 1;
16 saat aç kalınacak, 8 saat beslenilecek.
13:00: Bol proteinli mantarlı omlet ve ton balıklı salata
16:00: Ananas ve yoğurt veya badem-yer fıstığı-ceviz
19:30 - 20:00: Sebze ve Izgara bonfile.
Yeme olayı biter...
Ertesi gün 12:30 ila 13:00 başlangıç öğünü

DİYET 2;
İki öğün atlauarak 24 saat aç kalınacak.
Gece 20:00'ye kadar normal beslenerek, bir sonraki gün sabah ve öğlen öğünleri atlanarak akşam öğünü saat 20:00'de yaparak bitirilir.

EN DOĞRU SİSTEMİ VÜCUDUNUZ BİLİR
                  Bizim dinimizde yılın belli ayı uyguladığımız ruhen arındığımızı hissettiğimiz, bedenen de susuzluk hariç çok faydalı olan bu dini inancımız aslında ne kadar da sağlıklı bir beslenme dönemi. İ.F. sürecinde oruçtakinden büyük fark var, bol bol sıvı tüketmek temeldir. Oruç olarak tabir edilen süreçleri kalori alınmayan süredir. Yani dinlendirme dönemi. Bu sürede çaylar, kalorisiz ve asitsiz tüm sıvılar tüketilebilir.

                  İ.F. yöntemini uygularken aç kalınan süreç boyunca kanda bulunan insülin miktarı azalıyor. Azalan insülin miktarı vücudumuzun insüline daha duyarlı olmasını sağlıyor. İnsülin duyarlılığının artması, vücudun aldığı besinleri daha doğru bir şekilde kullanmasına yardımcı oluyor. Bu durum bize yağ miktarımızın azalması, kas kütlemizin artması olarak geri dönüyor. Aynı zamanda düşük kan şekeri büyüme hormonumuzun artmasını sağlıyor. Artan büyüme hormonu hem kaslarımızın büyümesini hem de yağ yakımının hızlanmasını sağlıyor. Özetle bu işin mekanik kısmı uzmanlar tarafından böyle anlatılıyor.

                  Ama tabii dünya var olduğundan beri beslenme sistemleri çeşitli trendler içinde gidip geliyor. En doğru olan sistemi yine sizin vücudunuz seçecek. Siz de kendiniz için doğru olan beslenme sistemini, vücudunuzun sağlıklı, dinamik ve fit olması için gereken sistemi buradan yakalar çıkarırsınız. Tabii ki yediğiniz süreç içince vücudunuza iyi gelen gıdaları da seçerseniz çok iyi olur.
         - 0 kan gruplarına protein iyi gelir.
         - A ve B grubuna süt, sebze ve baklagiller iyi gelir.
                  Siz kendinizi en iyi tanıyansınız. Sizi sizden başka kimse tanıyamaz. Çok iyi bir analiz yaparsanız, çok doğru sistem ile çözüme ulaşırsınız. Eğer sppor yapıyorsanız tokluk periyodunuzu egzersiz sonrasında sarkıtın mutlaka! Bu sayede egzersiz sonrasında ihtiyacınız olan proteini, karbonhidratı ve yağı karşılayabilirsiniz.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Zamanın İçinde Kayıp mı Olduk?

                  Zamanın nasıl geçtiğini anlayamamak, sanıyorum sadece beni değil çevremde tanıdığım birçok insanı ilgilendiren genel bir algı sorunu. Daha dün, ne zaman koca yıl bitti de yenisi başladı derken, şimdi birden kış bitti, bahar geldi diye düşünmeye başladık. Zaman için en sevdiğim tanımlamalardan biri zaman yoktur var olan saat ve takvimdir, olmuştur hep. Saat bize önceli ve sonralı bir düzen sunar. Sabah, öğleden önce, öğlen, öğleden sonra, akşamüstü, akşam ve gece, gece yarısı, sabaha karşı, derken tüm gün akıp gider. 
                  Çocukluğumuzdaki o sonsuz, bitmek bilmeyen günler, yaş ilerlediğinde, sayılı günler tek tek azalmaya başladığında birden kontrolden çıkar ve pirinç taneleri gibi, birazı da dışarı dökülerek kendince büyük bir gürültüyle kavanozu doldurmaya başlar. Ta ki son pirinç tanesi de kavanozdaki yerini alana kadar. Bir torbadan, kavanoza aktarırken ki gibi pirinçleri, belli aşamalarda hızı kontrol etme şansımız yoktur, durduramayız akışı, yavaşlatamayız. Zaman, sürekli sabit bir hızda akar, hızı hiçbir şekilde değişmez. Sadece bizim algımız bu konuda bizi yanıltır. Kimi zaman ömrümüzden gidiyor olmasına aldırış etmeden, zamanın bir an evvel geçip gitmesini isteriz. Koyulduğumuz yol, bir an evvel bitsin, varmak istediğimiz yere bir an önce varalım isteriz. Bazen zaman dursun, geçmesin isteriz. Zaman, bunu bilmez, umursamaz ve uzlaştığımız hızıyla saniyeler el ele tutuşarak dakikaları, onlar saatleri, günleri, ayları, mevsimleri ve yılları çeker alır hayatımızdan. Bize de sürekli bir şaşkınlık, kimi zaman bir çaresizlik kalır geriye. İnsan, değerleri adlandırmayı, tanımlamayı sever ve bu kendi kurduğu düzenin içinde de eriyip gider. Cebinizde otuz iki bin liranız olduğunda, nasıl kimi bir liranın harcamasını dert etmiyorsanız, otuz iki bin güneş doğuşunun da bazılarını söylenerek, erken kalkmak zorunda kaldığınız için şikayet ederek harcarsınız. Çalışıyorsanız, hemen hafta sonu gelsin istersiniz, yani beş liranızı hemen harcamaktır derdiniz. Halbuki böyle harcayabileceğiniz sadece dört bin yedi yüz tane beş liranız vardır.

                  İyi bir konser veya film izlediğimizde zamanın nasıl geçtiğini anlamayabiliriz. Eser, bizi o kadar içine çekmiştir ki, geçen süre, ruhumuza o kadar çok katkıda da bulunmuştur ki, söz konusu zamanın içine, alışık olduğumuzun ötesinde duygu ve düşünce sığmıştır. Bunu oyalanmak ile karıştırmamak gerekir. İşten eve dönüş yolunda belli bir zaman geçirmek gerektiğinde ise, oyalanmak iyi bir fikir olabilir. 3 saatlik bir uçuş süresince oyalanmak kat edilen yolu eğlenceli hale getirebilir. Bugünlerde bu tür oyalanmalar için herhalde en çok kullandığımız yöntem sosyal medyada gezinmektir. Sosyal medya tercihlerinize koşut olarak bu oyalanma süresini kaliteli veya kalitesiz geçiriyor olabilirsiniz. Toplu taşıma araçlarında çoğunlukla insanların ellerindeki küçük ekranlarla zaman geçirdiğini görüyorum. Kimileri ellerindeki küçük ekranlarda bir film izliyor, ancak büyük çoğunluk parmaklarıyla hızlı kaydırdıkları bir akışı izliyor. Film izleyenler, günün sonunda bir eseri izlemiş olmanın birikimine, fakat diğerleri ise paramparça ve çoğunlukla da gereksiz bilgiler çöplüğüne sahip oluyor. Gariptir, bende bu gereksiz bilgilerin zaman zaman bir çekiciliği olduğunu biliyorum, her ne kadar bunun cazibesinin nereden kaynaklandığını kendime açıklayamasam da. Fakat başı sonu belli olmayan akışların günün sonunda insana bir katkısı olmadığı çok belli. Üstelik böyle bir akışın izleyicisi olmak, bunu sık tekrarlıyor olmak ayrıca insanın odaklanma alışkanlıklarını da kökten değiştiriyor, sonrasında doğru düzgün bir konuşmayı bir takip edemez hale geliyor insanlar.

                  Ve hatta doğru düzgün bir film veya konser izlerken bile göz ucuyla bu tür mecrada bir şeyler takip etme bağımlılığı haline bile dönüşebiliyor bu. Bu dağınık, bütünlüğü olmayan bilgi ve konuların kimi zaman insana dinlendirici geldiğinin de farkındayım. Temelinde hiçbir düşünce disiplini gerektirmiyor olması, bu mecraları dinlendiriciymiş gibi algılamamızı sağlıyor. Sık duyduğum yakınmalardan biri, insanların bir iş gününün ardından kafalarını boşaltmak ihtiyacında olmalarıdır. Bu, kabaca bir tabirle, bir süre aptal olmak istiyorum, diye tanımlanabilir. Korkunç bir durum olmakla birlikte, bir süre aptal olabilmek için o kadar çok malzeme de sunuluyor ki bize, bu bir yerden sonra doğal bir ihtiyaç ve bu ihtiyacın giderilmesi olarak tanımlanabiliyor. Cebinizdeki otuz iki bin güneş doğuşunu, her biri yirmi dört saat üzerinden bozdurduğunuzda birden yedi yüz seksen sekiz bin biriminiz olunca, muhakkak ki bu bolluk beraberinde bu tür bir cömertlik de getirmiş oluyor. "Benim neden ara sıra kafamı boşaltmam gerekiyor, bu hiç mantıklı değil ki?" asıl sorunun bu olması gerekmez mi?
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

BLOG YAZILARIMIZA ABONE OLUN

ELEKTRİK / ELEKTRONİK İŞLERİNİZ !!!

~~~~~~Bilgisayar Tamiri, Bilgisayar Bakım ve Onarım, Bilgisayar Yazılım ve Donanım, Elektrik Tamir ve Kurulum, Her tür Elektronik İşleri, Güvenlik Kamerası Montajı ve Tamiri, Alarm Sistemleri, Otomatik Kapı Sistemleri Tamir ve Onarım, Yangın Alarmı Sistemleri Tamiri YAPILIR... Devamını OKU>>>

Sponsorumuz Olmak İster Misiniz?

Blogumuzun Arşivi

DOST SİTELER

Kahin Martinez ~ Rüya Tabirleri ~ WeblonG ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ ~ Site Ekle ~ Site