Sosyal Ağ Algoritmasının Yararı ve Zararı

                 Müşterinin velinimet olduğunu ve ancak memnun müşterinin ürün, servis yada şirkete bağlı kalacağını bilmeyen yoktur. Startup dünyasında müşteri ve satılan ürün sayısının bir yerden sonra üssel olarak beklenir, bu artış olmazsa başarılı olmadığınız varsayılır. Peki üssel olarak müşteri sayınızı arttırmayı başardınız diyelim, müşterilerinizi memnun etmeye devam etmeyi nasıl başaracaksınız?

                 Burada yapay zeka devreye giriyor. Yapay zeka algoritmaları bir internet sitesine giren yada bir mobil uygulamayı kullanan müşterinin hareketlerini kayıt ediyor. Bununla kalmayıp halka açık yerlerde dolaşırken eğer hasbelkader yetki vermişseniz nerede olduğunuz bilgisi toplanıyor. Size birtakım şeyler sunuluyor. Sunulan şeyin (içerik) sizin orada kalmanın daha da artırması için şirketler ellerinden ne gelirse yapıyorlar.

                 Yakın zamanda paylaşılan bebeğini kaybetmiş Avustralya'daki bir kadına ünlü bir sosyal paylaşım sitesinin bebek eşyası reklamı yapılması ile ilgili bir haber vardı. Kadının bebeğini kaybetmesinin üstüne böyle reklama maruz kalması tabii ki üzücü bir haber. Eğer sokaktaki bir panoda bebek reklamı görseydi kadına haksızlık yapıldığını düşünmeyecektik. Haksızlık yapıldığını düşündüren kişisel hesabı ile girdiği sitede böyle bir reklama maruz kalması. Çünkü içten içe şöyle düşünüyoruz; "Eğer benim özelime bir şey getiriyorsan benim ne halde olduğumu biliyor olman lazım." Çünkü insan olarak başka bir insanı kendimize yaklaştırırsak onun bizim halimizden anlamasını ve uygun şekilde davranmasını bekleriz. Bebeğini kaybetmiş birine bebekle ilgili şeyler söylemek ise bir insan yaptığında ya acımasız yada aptalca bir şeydir.
Sosyal Paylaşım Sitesinin Kullanıcıları Aslında Onun Müşterisi Değil;
                 Burada düşündüğümüz iki hata var. Birincisi sosyal paylaşım paylaşım sitesine kendimizle ilgili her şeyimizi, en yakın dostlarımıza bile söyleyemeyeceğimiz şeyleri, anonim olduğumuzu düşündüğümüz zaman yada paylaşılmaz diye düşünüp söylüyoruz. Halbuki sosyal paylaşım sitesi bizim dostumuz değil. Bir dosttan yada insandan bekleyeceğiniz kendi menfaatini sizinkinden üstte tutma, ahlaklı olma gibi bir şey beklemek ise uygun değil. İçinde yapay zeka algoritmaları var diye akıllı ve hatta merhametli davranmasını beklediğimiz sosyal paylaşım sitesinin menfaati çok daha farklı çalışıyor.

                 Sosyal paylaşım sitesinin kullanıcıları aslında onun müşterisi değil. Sosyal paylaşım sitesinin müşterisi reklam verenler yada para verip karşılığında başka herhangi bir amaçla bilgi toplamaya çalışanlar. Çünkü bu kurum yada kişiler sosyal paylaşım sitesinin gelirini sağlıyorlar. Kurum ve kişilerin müşterisi ise sosyal paylaşım sitesi kullanıcısı. Hangi ürünün reklamının kullanıcının karşısına geleceğini algoritmalar belirliyor. Bu algoritmalar ise kullanıcının profilindeki yaş, cinsiyet, ilgi alanları, o anda neye ilgisi olabileceği gibi bilgilere ilgisini belirten kurumlardan birisini, o kurumun kullanıcının karşısına çıkmak için sosyal paylaşım sitesine verdiği ücrete bağlı olarak gösteriyor.

                 En sonunda kullanıcı bir şeyi alıp almamaya karar veriyor ve reklam veren kurum gelir kazanıyor. Bu şekilde reklam gösterince müşterinin satın alma olasılığı düşük olsa bile, tezgahtar, depo, mağaza, vitrin derdi olmayan kurum daha düşük bir fiyat verebiliyor ve satabiliyor. Buralarda satabilen müşteri kurum reklam vermeye devam ediyor. Kullanıcılar da paylaşımlarını yapmaya.

Görüp Dokunamadığınız Ürünü Aldığınızda İşler Kötü Giderse Ne 
Olur?
                 Aldığımız sekiz ekrandan bir tanesi bozuk çıkınca geri gönderdiğimiz ve kargo şirketinin aylarca depoda unutması sonucu kimsenin üstlenmediği, elimizde kalan ve ofisimizde kalan ve ofisinizde hazin bir şekilde bekleyen ekranı düşünüp sinirlendim şimdi. Şimdi bir arama yaptım, "düşük bebek" deyince de "kartal bina yıkıldı" deyince de kıyafet, parfüm ve emlak reklamları geliyor. İngilizce "miscarriage" deyince ise sitenin "kalite"sine bağlı olarak birinde araba reklamı çıktı, diğerlerinde ise ne yaparsan kendini daha iyi hissedersin için bitki çayından egzersize tavsiyeler. Onlara basınca da manasız bir iki şey çıktı ve çıktım.

                 Eğer birisine uygunsuz içerik gitmiş ise, o zaman diyelim ki şikayet etti ve bir şekilde sosyal paylaşım sitesine ulaştı. Bu şikayet bir anormal olarak değerlendirilecek. Yapay zeka sistemleri anormallileri değerlendirirken ya hiç dikkate almaz yada biraz daha iyi ise ne kadar maliyeti olduğuna bakar. Dolayısı ile en sonunda sosyal paylaşım sitesine kullanıcının değeri de ne kadar dikkate alınacağı da ne kadar gelir getireceği ile ilgili olur.

                 Özellikle eğlenmek, zaman geçirmek için değil de, sağlığımız, eğitimimiz gibi daha önemli şeyleri yapay zeka algoritmalarına verdiğimiz zaman, ne yaptıkları ile ilgili gerçek insanların muhakkak haberdar olmaları ve insani kararlar verip sorumluluklarını anlamaları gerekecek. Bunun için de yapay zeka algoritmalarının sadece en iyi kar getiren değil aynı zamanda en anlaşılır, en tarafsız olması önem kazanacak.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Kış Aylarında Dikkat Etmemiz Gerekenler?

                   Kış ayları, kapalı havaların, yağmurun karın bol olduğu, bazen üşütmeye mola verip güneş içimizi ısıtsa da soğukların eksik olmadığı, beslenmemize, giyimimize, hijyene dikkat etmediğimiz takdirde ise sağlığımızı olumsuz etkileyebilecek zamanlardır. Peki, bu mevsim geçişleri ve soğuk havalar bizleri etkilediği kadar evcil hayvanlarımızı da etkileyebiliyor mu? Bakım koşullarında, beslenmelerinde bir takım değişikliklere gitmemiz gerekir mi?

                   Bağışıklık kısaca bizi hasta edebilecek etkenlere karşı vücudumuzun bir direnci olarak tanımlanır. Bağışıklığın beslenme, stres, hijyen ile yakın ilişkisi bir çok kez dile getirilmiş, bazı zamanlarda besin takviyeleri ile desteklenmesi gerektiği kabul edilmiştir. Peki, evcil hayvanlarımızda durum farklı mı?
                   Günümüzde aşılar yardımı ile evcil hayvanlar bir takım hastalıklara karşı her ne kadar korunsa da bu sayıda mevsim geçişlerinde ve kış aylarında dikkat etmemiz gereken bir kaç konuya değinmek istiyorum. Evin içinde bakılan hayvanlar ile bahçede bakılan hayvanlar arasında bir takım farklar söz konusu. Eğer bahçemizi paylaştığımız dostlarımızın rahat bir kış atlatmasını istiyorsak şunlara dikkat edebiliriz:
      ~Köpek veya kedilerin kulübesinin, evlerinin kapısı kuzeye bakmamalı. Soğuk kuzey rüzgarları onları üşütebilir.
      ~Kulübe ve evlerin tabanına talaş gibi kolay temizlenebilecek ve onları sıcak tutacak maddeler dökebiliriz. Gerekli temizliği sağlandığı sürece battaniye de serebiliriz.
      ~Özellikle karlı zamanlarda su kaplarının donmamasına dikkat edilmeli.
      ~Soğuk onların enerji gereksinimi arttıracağı için mama miktarında artış gerekli olabilir. İleri yaş, kronik rahatsızlıklar gibi unsurlar için bağışıklıklarının güçlendirilmesi yönünden vitamin ve besin takviyeleri gerekebilir.

Bu konularda veteriner hekiminize danışmanızda yarar var!

                   Evimizde bakım koşulları sağladığımız dostlarımız içinde en şanslısı kediler. Dışarıya çıkmayan bir kedi için bakım koşullarında çok büyük değişiklikler olmasa da hareket azalmaları görülebildiği için mama miktarına kilo alımı yönünden dikkat etmekte yarar var. En çok karşılaşılabilecek başka bir problem idrar yolları enfeksiyonları.

                   Ona da yazının ilerisinde değineceğiz.
Gelelim evde bakılan ve düzenli olarak gezdirilen köpeklerimize. Köpekler için bu mevsimde sıcak soğuk farkı bir hayli fazla olduğundan bu durum bağışıklıklarını etkileyebilmektedir. Traşlı köpekler için yağmurlu ve karlı havalarda kıyafet giydirilmesi hem temizlik yönünden kolaylık sağladığı gibi hem de vücutlarını ani ısı değişikliklerinden koruyacaktır.

                   Hasta sahipleri özellikle yağmurlu havalarda geziden sonra eve girişlerde ayak temizliği yapmak isterler. Burada kullanacağımız malzeme önemli. Alkollü yada alkolsüz temizleme mendilleri köpeklerimizin patilerinde zaman içerisinde padal dermatit dediğimiz kaşıntılı, tüy dökülmesi ile seyreden dermatolojik problemlere yol açabiliyor. Bu nedenle kuru havlu ile temizlik yapılabileceği gibi petler için üretilmiş temizlik mendillerini kullanmakta yarar olabilir. Yine yağmurlu havalarda ıslak tüyleri temiz bir kuru havlu ile temizlenmelidir. Köpekleri gereğinden fazla yıkamadan olabildiğince kaçınmalıdır.

                   Kar yeme, hem bahçe hem de içli dışlı yaşam süren köpeklerin daha çok meraklarına yenik düştükleri bir konu ile karşımıza çıkabilmektedir. Fazla miktarda kar yemek kusma ve özellikle ishal gibi şikayetlere yol açabilmektedir. Mevsim geçişi ve kış aylarında karşılaştığımız başka sağlık sorunları olarak idrar yolları enfeksiyonları, kusma, ishal ve yoğun gazın eşlik ettiği gastrointestinal şikayetler, ağrı başı çekmektedir.

                   Eğer sık idrara çıkma, özellikle erkek kediler için idrar yapma pozisyonunda uzun süre bekleme, evin değişik yerlerine idrar yapma ve idrarda kan görülmesi gibi durumlar ile kar yeme, beklemiş yağmur sularının içilmesi, ısı farklılıkları sonucu oluşabilecek kusma, ishal, gaz çıkarma gibi durumlar var ise hekiminizle iletişime geçmekte yarar var. Özellikle idrar yolları rahatsızlıkları düşük bağışıklı petlerde görülebilmektedir.

                   Ağrı genellikle ileri yaş hayvanlarda görebildiğimiz bir konu. Özellikle ortopedik operasyon görmüş ve vücutlarında pin, plaka gibi metal cerrahi malzeme bulunan kedi ve köpekler ısı değişimleri ve havadaki statiklenme ile bu mevsimlerde ağrı duyabilmektedirler. Sıcak tutma, veteriner hekim tavsiyeli ağru kesici ilaçlar bu dönemleri rahat atlatmalarına yardımcı olabilmektedir. Bu mevsimde doğmuş kedi ve köpeklerin uygun zamanda parazitler tedavisi aksatılmamalı, aşı programlarına oldukça dikkat edilip eksik aşılamalardan kaçınılmalıdır.

                   Parvoviral enteritler, kedi ve köpeklerde gençlik hastalığı, kennel cough ve sık bilinen adıyla barınak hastalığı gibi viral ve bakteriyel salgın yapan hastalıklar mevsim geçişi ve kış aylarında düşük bağışıklıkla beraber daha hızlı aktifleşebileceği için çiftlik ortamı olsun barınak ortamı olsun sahipleneceğimiz hayvanlar konusunda dikkatli olunmalı, kalabalık popülasyonlarda sokak hayvanları için besleme ve bakım yapıyorsak özellikle evimizde de petimiz varsa eldiven giymek, üzerimizdeki kıyafetleri eve gelir gelmez değiştirmek, ayakkabılarımızın tabanını antiseptik solüsyonlarla temizlemekte oldukça yarar vardır.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

What to Look For in Winter?

                   Winter months, closed weather, rain is abundant in the snow, sometimes we have a break from cold and the sun is warm in the heat of our places, where the lack of cold, feeding, clothing, hygiene in places where the effect will affect the time. So, are these seasonal shifts and cold weather affecting our pets as well as influencing us? In terms of maintenance, do we need to go to a number of directions in their diet?

                   Immunity is defined as a resistance of our body against factors that may make us sick. The close relationship of immunity with nutrition, stress and hygiene has been mentioned many times and it has been accepted that it should be supported with nutritional supplements at some times. Is the situation different in our pets?
                   Nowadays, with the help of vaccines, although domestic animals are protected against a number of diseases, I would like to touch on a number of issues that we need to pay attention to during this season and in winter. There are some differences between the animals in the house and the animals in the garden. If we want our friends to have a comfortable winter, we can pay attention to:
      ~Dogs or cats' kennels, the door of their homes should not look north. Cold north winds may chill them.
      ~The floor of the huts and houses can be easily cleaned, such as sawdust, and we can pour substances that will keep them warm. We can also provide blankets as long as necessary cleaning is provided.
      ~It should be noted that water containers do not freeze, especially during snowy times.
      ~The increase in the amount of feed maybe necessary because the cold will increase their energy requirement. Vitamins and nutritional supplements may be required to strengthen their immunity for elements such as advanced age and chronic conditions.

You should consult your veterinarian about these issues!
                   The cats in our house are the luckiest of our friends. Although there are no major changes in the conditions of care for a cat that does not go out, it is useful to pay attention to the amount of formula in terms of weight gain. Another problem that may be most common is urinary tract infections.

                   We'll talk to him later in the article.
Let's come home to our dogs, who are looked after at home. For dogs, this situation can affect their immunity as the hot cold difference is quite high in this season. Shaving for dogs in rainy and snowy weather, as well as clothes to wear clothes as well as the body will protect from sudden changes in temperature.

                   Patient owners especially want to make foot breaks at home after rainy weather. The material we use here is important. Alcoholic or non-alcoholic cleaning wipes can cause dermatological problems with the itchy, hair loss which we call padal dermatitis in the paws of our dogs. For this reason, it may be useful to use dry towel cleaning or to use cleaning wipes for pads. Again in rainy weather, wet hairs should be cleaned with a clean dry towel. Dogs should avoid as much as possible without excessive washing.

                   Eating snow, both the garden and living in the open-minded dogs can be seen with a subject that is more than a curiosity. Excessive amounts of snow can cause complaints such as vomiting and especially diarrhea. Other health problems that we experience during the winter season include the urinary tract infections, vomiting, diarrhea, and gastrointestinal complaints accompanied by intense gas, leading to pain.

                   If there are cases such as vomiting, diarrhea, gas extraction, frequent urination, especially for male cats, long waiting time in the urine position, urination in different parts of the house and blood in the urine, eating snow, waiting for rain contact your physician. Especially urinary tract disorders can be seen in low immunity pads.

                   Pain is usually a subject that we can see in older animals. Cats and dogs with orthopedic surgery and metal surgery material such as pins and plates in their bodies can feel pain during this season due to heat changes and static in the air. Keeping warm, veterinarian advice can help these periods pass comfortably. Cats and dogs that are born in this season should be avoided at the appropriate time, and parasites should be avoided.

                   Parvoviral enteritis, the disease of the cat and the dog, kennel cough and often known diseases such as the disease of viral and bacterial epidemics such as the disease and the winter season with low immunity can be activated more quickly with the low immunity of the farm environment, whether the shelter environment should be careful about the animals we will adopt, crowded populations If you are feeding and caring for street animals, especially if we have a package in our house, wearing gloves, changing the clothes on us as soon as we come home, it is good to clean the base of our shoes with antiseptic solutions.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Mustafa Kemal Atatürk'ün İstanbul Günleri

                  Mustafa Kemal Paşa 1918'in Kasım'ın 13'ünde geldiği İstanbul'da bir ara Akaretler semtinde oturur ve kitap tutkusu dolayısıyla, komşusu sayılan Osmanlı üstdüzey bürokrat ve diplomatlarından Reşit Saffet ile arkadaşlığını pekiştirir. Elimizden geçen ve Mutfak Sanatları Akademisi kurucu Mehmet Aksel Bey'in ve Kütüphanesi'nde korunmakta olan bir kartvizit bu komşuluğun en büyük belgesidir.
                  Atatürk'ün İstanbul'da yaşadığı süreler ve nerelerde yaşadığına dair açıklanamamış ciddi soru işaretleri vardır. Atatürk'ün İstanbul'daki yaşantısına dair yayın dünyasında kaleme alınmış kitaplar ise bir elin parmaklarını geçmez. Bu konuda bulabildiğimiz ilk kitap Büyük İstanbul Derneği tarafından Niyazi Ahmet Banoğlu'ya hazırlatılan Atatürk'ün İstanbul'daki Hayatı isimli geniş çalışmadır. 1973'te basılan ve 2 cilt olan bu kapsamlı eser, konuyla ilgili en hacimli ve detaylı çalışmadır.

                  İkinci kayda değer çalışma ise İstanbul aşığı, büyük İstanbullu Çelik Gülersoy'un ısrarı ve desteğiyle Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu Yayınları arasından çıkan Ata ve İstanbul isimli kitaptır. Kitabın yazarı Sadi Borak'ın 1973'te basılan çalışmada katkısının pek büyük olduğu fakat bir yanlışlık eseri kitaba sadece Banoğlu'nın adının basıldığı pek çok kimsenin bildiği hatta dillendirdiği bir gerçektir. Bu nedenle Sadi Borak çalışmasının "Sunu" başlıklı giriş yazısına Atatürk'ün söylediği çok ilginç bir sözüyle başlar:

                  "İstiklal tarihinin başı ve başlangıcı olmak üzere, benim İstanbul'daki faaliyet ve temaslarım henüz herkesçe malum değildir." Gerçekten bu konuda şimdiye kadar yazılmış eserler incelenecek olursa, bilgilerin birbirini tutmadığı görülür. Bu dönem Atatürk'ün sözüne uygun bilinmezlik ve belirsizliklerle doludur. Sadi Borak çalışmasının ilk bölümünde "Tarihsel ilişkileri bakımından Ulusal Kahramanıyla böylesine iç içe yaşamış bir kent olarak İstanbul, özel bir yapıtla kurtarıcısına karşı vefa borcunu bugüne dek ödemiş değildir. Oysa Atatürk'ün uğradığı her kent, o tarihsel günlerin anısını diri tutmak için kitaplar yayınlamışlardır" demektedir. 1983'te yayımlanan bu çalışmadan günümüze hala çeşitli bilinmezlikler sürmektedir.
                  Atatürk'ün İstanbul'daki hayatı hakkında başka çalışmalar da vardır. Bunlardan biri 1999'da TBMM Milli Saraylar Daire Başkanlığı'nın hazırlayıp yayımladığı 31 sayfalık, "Atatürk İstanbul'da" isimli broşürdür. Bir diğeri ise Toker yayınları sahibi Yalçın Toker'in hazırladığı Atatürk İstanbul'da başlıklı kitaptır. 2003'te yayımlanan 48 sayfalık kitap, daha çok eğitim çağındakiler için hazırlanmıştır. Son yıllarda yayımlanan Necdet Sakaoğlu'nun kaleminden çıkan bir çalışma ise Atatürk'ün Beşiktaş semtindeki günlerini anlatır ve Güle Güle Çocuklar, Atatürk'ün Beşiktaş Belediyesi tarafından 2008'te yayımlanan çalışma son yıllarda çıkan en iyi araştırmalardandır.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Türkiye'nin Suriyeli Mülteci Gerçeği...

                  Suriye ve Suriye'liler! 2011'den beri siyasi hayatımızın bir yerlerinde, gündelik konuşmalarımızda mutlaka varlar. Konu, sayıları 4 - 4,5 milyon civarına ulaşan Suriye'li mültecilerdir. Vatandaşlarımızın bir kısmı Suriye'li mültecileri büyük bir hüsnü kabul ile karşılamış ve ellerinden geleni yapmışlardır ve yapmaktadırlar. Diğer bir kısmı ise gelenlerin sayılarının fazlalığı karşısında önce şoka uğramış, sonra gelişen birçok olumsuz olayla birlikte alerji duymaya başlamışlardır.

                  Suriye'lilerin çok daha ucuza iş yapmaları, düşük gelirli olup, iş arayan insanlarımızda da farklı bir rahatsızlık oluşturmuştur. Ancak, tarihten gelen Ensar geleneklerimizle biz Kafkaslardan, Balkanlar'ın her yanından, Ortaasya'dan göçen yüzbinlerce soydaşımıza, dindaşımıza topraklarımızı açmış bir milletiz. Bu problemi de bu şekilde algılamamız, kabul etmemiz gerekir diye düşünenlerimiz de mevcut. Ancak, İnsan olarak bu olaya tabii ki çok üzülmekle birlikte, "ne oluyor" konusuna farklı açılardan bakıp Ülkemiz adına yorumlamamızda fayda var.
                  Önceki toplu göçlerin kısa süre içinde en kalabalık olanı Bulgaristan'dan olan göçtür ve 300.000 kişi civarındadır. Ülkemiz bütün bu göçleri başarı ile savuşturmayı başarmıştır. Balkanlardan gelen kişiler birçok şehre dağılmış, daha önce gelen Balkan göçmenlerinin de destekleriyle sıkıntılı günlerini atlatmışlardır. Benzer şekilde, ama daha az sayılarda Kafkaslardan göçüp gelenler de, daha önce ülkemize yerleşen ve farklı şehirlerde konumlanmış Tatar, Abhaz, Çerkez, Gürcü asıllı arkadaş ve akrabalarının yardımıyla sıkıntılı süreçlerini kolaylıkla atlatmışlardır.

Suriyeli Göçmenler Sınırlara Yakın Şehirlere Yerleşti;
                  Ancak bu sefer durum farklıdır. Gelen Suriyeli göçmenler sınırlara en yakın şehirlere yerleşmeyi tercih etmişlerdir. Birleşmiş Milletler Göç komisyonunun raporuna göre, Kilis ve Hatay başta olmak üzere Gaziantep, Şanlıurfa ve Mardin'de Suriye asıllı göçmenlerin oldukça yoğun olduğu gözlenmektedir. Bu kişilerden bazı seçilmişleri özel olarak eğiten gruplar da türemiştir. Eylül 2018 tarihine kadar, özel eğitilen, iş bulunan Suriyeli mültecilerin sayısı 23721'dir. Devletimiz, UNHRC, Yuva Association, Habitat, UNİDO, İLO, Kudra, STL, WHH kurumları tarafından seçilen bu kişilerin niçin ve hangi kriterlerle seçildiği konusunda inşallah kontrol fırsatı bulmuştur.

                  Suriye'lilerin yerleştiği şehirlerimizde Arapça yazılı tabelaların artışı ülkemizin bu bölümlerini kültürel bir deformasyona da uğratmaktadır. İngilizce yazılmış tabelaların fazlalığına tedbir almakta zorlanan ülkemiz çok yakında Arapça yazılı tabelalarla da uğraşmak mecburiyetinde kalacaktır.

Mültecilerin Emperyalist Ülkelerin Emellerine Alet Olma Tehlikesi;
                  Esas tehlike ise yukarıda anlatılanlardan hiçbiri değildir. Esas tehlike bu tip göçler sonunda göç eden grupların emperyalist ülkelerin emellerine alet olmaya müsait gruplar haline kolaylıkla gelenilmesidir. Hele de bu gruplar bir bölgede yığışmışlar ise bu durum ülkenin parçalanmasını, iç savaşı kolaylaştıran unsurlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Çok yakın zamanda Yugoslavya'nın, etnik esaslara dayalı yedi ayrı cumhuriyete, Sırbistan, Hırvatistan, KAradağ, Bosna-Hersek, Kosova ve Slovenya Cumhuriyetlerine bölünmesi, Çekoslavakya'nın Çekya ve Slovakya cumhuriyetlerine parçalanmaları en yakın örneklerdir.

                  Çok yakın geçmişte, Irak'ın Şii, Sünni Arap ve Kürt bölgeleri olmak üzere üç bölgeye ayrılarak konfederasyon yapılması da bu tuzaklardan biridir ve Irak'a ve ülkemiz dahil komşularına hiçbir zaman huzur gelmeyecektir. Bu sebeple, komşumuz Suriye için Konfederasyon formülü ileri sürüldüğünde mutlaka karşı çıkılmalı, Suriye'nin üniter devlet yapısı savunulmalıdır.

Suriyeli Göçmenlerin Ülkelerine Dönüşü Sağlanmalı;
                  Suriyeli göçmenlerin mümkün olan en kısa sürede kendi ülkelerine gitmelerinin sağlanması en doğru siyaset olacaktır. Bu süreç barış sağlanmaması sebebiyle uzun sürecek ise göçmenlerin sınır illeri dışındaki illere dağıtılması ülke güvenliği açısından hayati önem taşımaktadır. Bu sağlanamaz ise yüksek nüfus artışına sahip Suriyelilerin sınır illerindeki demografik yapıyı çok yakında değiştirecekleri görülmektedir.
                  Mevcut nüfusa bir de Suriye İdlib bölgesinden göç olursa bizin için farklı bir tehlike başlamış demektir. Bu muhtemel göç mutlaka durdurulmalıdır. Ensar'ın dayanacak gücü kalmamıştır. Bu tedbirler süratle dikkate alınmadığı takdirde yakında bir de etnik Suriyeliler problemi ile uğraşmak zorunda kalmamız kaçınılmaz olacaktır. Suriye'lilere toptan vatandaşlık hakkının verilmesi ise ülkemiz için felaketin başlangıcı olacaktır.

Doğu ve Güneydoğu'da Yeni Şehirler Oluşturmak Hataydı;
                  Türkiye özeline gelirsek; geçmişte yaptığımız en büyük yanlışlardan biri, Doğu ve Güneydoğu'daki illerimizi bölerek yeni şehirler oluşturmak olmuştur. Bunda amaç bu küçük şehirlere Yasaya göre en az ikişer milletvekili kontenjanı vererek Kürt asıllı bir partinin meclise girmesini sağlamaktır. Böylece TBMM'de sesleri duyulacak ve görüşlerini rahatlıkla ifade edebileceklerdir. İyi niyetle bakıldığında amaç buydu!

                  Bilerek veya farkında olmadan kürt asıllı yurttaşlarımızın bulunduğu bölgelerin sınırları dikkate alınarak yapılan bu yeni şehirlerin sınırları, daha sonraları PKK gibi örgütlerin kullandıkları en önemli malzemelerden biri olmuştur. Milletvekili başına 15-20 bin oy karşılığı iki veya üç milletvekili çıkarak bu iller, nüfusları çok az olmasına rağmen harita üzerinde önemli alanlar oluşturmuştur. Her seçim sonrası Medya'da malum bir partinin kazandığı bölgelere farklı bir renk verilmiş, sanki o bölgede yaşayanların hepsi ayrı bir ülke istiyormuş gibi takdim edilmiştir. Devlete düşen görev mevcut seçim sonuçlarını dikkate alarak bu yanlış görüntüyü ortadan kaldırmak olmalıdır.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

100 Yıldan Fazla Nasıl Yaşanır?

                   Doğuyor, yaşıyor, yaşlanıyor ve ölüyoruz. İnsan var oluşunun doğal döngüsü bu. Fakat bazıları, diğerlerinden daha uzun yaşıyor. en uzun ömür konusunda dünya rekorunu elinde tutan kişi, tam 122 yıl ve 164 gün yaşamış olan Fransız Jeanne Louise Calment'ti. İyi ama uzun ömrün sırrı ne?

                   İnsanlar karmaşık ve uzun ömürlü canlılar, bu da yaşlanma sürecini araştırmayı cidden zorlaştırıyor. O yüzden de bugüne kadarki araştırmaların büyük kısmı hayvanlar üstünde yürütülmüş. Bu tür araştırmalarda tercih edilen türlerden biri, elinizdeki dergideki virgül büyüklüğündeki ufacık bir solucan olan Caenorhabditis elegans; diğeriyse Mus musculus, yani bildiğiniz laboratuvar faresi. Solucanlar genelde iki ila üç hafta yaşıyor. Farelerinse üst yaşam limiti üç yıl civarında. Her iki hayvan da bizimkilere çok benzer genler içeriyor. Bu modelleri kullanan araştırmacılar, yaşlanma sürecini geciktirebilecek bazı adaylar saptadılar bile, kök hücreler, kalori kısıtlaması ve bazı ilaçlar gibi. 
                   Dünyanın her yanından bilim insanları uzun yaşam sorusuna yanıt bulmak için onlarca yıldır çaba harcıyor ve özenli çalışmaların sonucunda nihayet insanlar üstünde denenmeyi bekleyen bir bilgi birikimi oluştu. Buck Yaşlanma Araştırmaları Enstitüsünün CEO'su Brian Kennedy şöyle der; "Yaşlanmayı anlamaya odaklanan, kar amacı gütmeyen bir tıbbi araştırma kurumuyuz. Kapılarımızı 1999'da ilk kez açtığımızda, yaşlanmanın önemli bulduğumuz tüm hastalıkların ardındaki bir numaralı risk faktörü olduğunu gördük. Geçtiğimiz on yıl içinde farelerde ve hatta primatlarda yaşlanmanın yavaşlatılabileceğini görmüş olmamız çok heyecan verici. Asıl güçlük bu bilgiyi alıp insanlara uygulamak. Sadece ömrü uzatmak değil amacımız; biz, insanın sağlıklı yaşam süresini uzatmanın peşindeyiz. Yani hastalıksız ve işlevsel olarak geçirilen sürenin."

Neden Yaşlanıyoruz?
                   Bu soruya şipşak verilecek bir yanıt yok. Biyolojideki her şey gibi, bu sorunun da yanıtı genetiğin ve çevrenin bir bileşimi. Yaşlanmayla ilgili en köklü kuramlardan biri, bunun bir evrimsel kaza olduğu. Charles Darwin'in ünlü kuramı, en güçlü yada en iyi ayak uyduran hayvanların çiftleşip genlerini bir sonraki nesle aktarabileceğini söyler. Bu şansı bulabilmek için canlıların ömürlerinin ilk yıllarını sağ olarak atlatması, eş bulması ve yavrularının erişkinliğe gelmesine yardım etmesi gerekir. Yaşam süresince vücutlarımız zarar görür ve kötüleşmeye başlar ama üreme sonrasında canlıların ne kadar yaşadığının bir önemi yoktur. O yüzden yaşamı uzatıp hasarı onaracak genleri evrimleştirme konusunda büyük bir baskı yoktur. Hatta bu, genlerinizi aktarma şansınızı artıracaksa evrim açısından hızlı yaşayıp erken ölmek daha bile iyi olabilir.

Vücut Saatini Yavaşlatmak!
                   Neredeyse tüm hücrelerimizde 23 çift kromozom var. Her kromozom da bir dizi proteinin etrafına dolanarak X harfi oluşturan uzun bir DNA molekülüne sahip. Bu X'in uçlarındaysa telomer adlı yapılar var. Telomerler yıllardan beri, yaşlanma karşıtı bilim insanlarının çalışmalarının odak noktası. Çünkü bir hücre ne zaman bölünse telomerleri kısalıyor.

Profesör Kennedy şöyle diyor: "Eğer hücreleri vücuttan çıkartıp test tüplerine koyarsanız büyümeyi bıraktıkları uzun süre önce kanıtlandı. İnsanlar 50 yıldır bunun yaşlanmanın bir bileşeni olabileceğini düşünüyorlar." Telomerleri, bazı kök hücrelerde yer alan telomeraz adlı bir enzimle tekrar uzatmak mümkün. Fakat çoğu yetişkin hücrede telomeraz kapatılmış durumda. Telomeraz olmayınca, biz yaşlandıkça telomerler kısalıyor ve hücrelerimiz kendini kapatmaya başlıyor. Yaşlı hücrelerden bazıları ölüyor, bazılarındaysa "senesans" görülüyor (tam anlamı yaşlanma) ve bu hücreler bölünmeyi bırakıyor.

                   Buck Enstitüsündeki araştırmacılar senesans olgusuyla yakından ilgililer. "Araştırmacılarımızdan Judy Campisi, vücuttaki yaşlanmış hücrelerden kurtulma stratejileri geliştiriyor," diye devam ediyor. "Sorun şu ki yaşlı insanların vücudunda bile senesan hücre sayısı çok fazla değil. Bir dokunun %5'i yada %10'u kadarı bu durumda olabiliyor." O zaman şu önemli soru geliyor akla. 'Dokunun yalnızca çok küçük kısmında görülen senesansın etkisi nasıl bu kadar büyük olabiliyor?' Judy, senesan hücrelerin aynı ortamdaki hücreleri olumsuz etkileyen faktörler salgıladığını buldu.

                   Dr. Campisi ilk olarak farelere bu süreci araştırdı ve senesan hücreleri genetik mühendisliği yöntemiyle öldürmenin bir yolunu geliştirdi. "Bunu yaptığınızda hayvanlar daha uzun süre sağlıklı kalıyor," diyor Kennedy. Dr. Campisi şu anda aynı sonuçları verebilecek bir ilaç geliştirmeye çalışıyor. Fakat amaç illaki ömrü uzatmak değil. Bu senesan hücrelerin yaşla ilgili hastalıklarda da rolü olabilir. araştırmacıların asıl hedefi bu; "Amacımız insanların daha uzun süre sağlıklı ve işlevsel kalması. Muhtemelen daha da uzun yaşayacaklardır ama bizim için sağlıklı yaşam süresini uzatmak, yaşam süresini uzatmaktan daha önemli."

Yaşlanma Geciktirme Hapları;
                   Yaşlanma sürecini yavaşlatacak bir hap imkansız gibi görünebilir ama daha şimdiden birkaç aday ilaç bulunuyor. Bunlardan en çok bilinen ikisi rapamisin ve metformin. kalori alımını azaltmanın farelerde ömrü artırdığı uzun zamandan beri biliniyordu ve araştırmacılar bunun "rapamisin hedefi" yada TOR olarak bilinen bir besin algılama yolundaki genlerle ilişkili olduğunu açığa çıkardılar. Hücrelerde çok fazla besin olunca bu yol büyümeyi teşfik ediyor ama besin azsa hücreyi kendi moleküllerini geri dönüştürmeye sevk ediyor. Bu geçiş çok önemli.

                   Rapamisin ise nakledilmiş organların reddedilmesi riskini azaltmak için zaten kullanımda olan bir ilaç ve TOR yolunun etkinliğini azaltarak hücreleri geri dönüşüm moduna geçiriyor. Rapamisinin solucanlarda, sineklerde ve farelerde yaşlanmayı yavaşlattığı bilinse de insan üstündeki etkisi henüz net değil. Metformin de bir diğer yaşlanma karşıtı ilaç alternatifi. Bu ilaç, karaciğerin ürettiği glikoz miktarını azaltıyor ve kandan glikoz alımını artırıyor. Bu özelliği yüzünden halihazırda diyabet tedavisinde kullanılıyor.Farelerde ve solucanlarda yapılan bazı çalışmalar, metforminin ömrü artırabildiğini ve diyabetli insanlarda yaşla ilişkili hastalık riskini düşürdüğünü gösteriyor. İlacın sağlıklı insanlarda bir etkisinin olup olmayacağı henüz belirsiz ama ABD'deki araştırmacılar bunun için bir klinik araştırma yapmaya hevesli.
                   Bu ilaçların yaşlanmayı gerçekten yavaşlatıp yavaşlatmadığını görmek için insanlar üstünde araştırma gerekiyor.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Drone'a Bak Sahibini Tanı!

                  Drone'lar ile eğlenceli anlara ve yeni kullanım alanlarına ek olarak, hayatı durdurmanın yeni yollarına da şahit oluyoruz. Havaalanlarını kapattırıyor, uçaklara düşme tehlikesi yaşatıyor, hatta suikast düzenlemekte dahi kullanılabiliyor. Ancak gelişen dijital kriminoloji, drone'lardan sahipleri hakkında birçok ipucu elde ederken, drone saldırılarına karşı da yerli çözümler kullanılıyor.

                  İnsansız hava aracı olarak da bilinen drone'ların amaçları, onları kimin uçurduğuyla doğrudan ilgili. Londra Gatwick Havaalanı, geçen Aralık'ta bir drone sebebiyle önce birkaç saat sonra neredeyse birkaç gün uçuş yapılamayacak hale geldi. Daha önce yapılan denemeler ise iki kişilik hafif bir uçağın kanadına çarpan drone'un kanatta uçaktakilerin hayatını tehlikeye sokacak kadar hasar yaratacağını gösteriyor. Hapishanelere silah, uyuşturucu madde sokmak için drone kullanılıyor. Hatırlarsanız, geçen sene Venezuela'da Maduro'ya da drone ile suikast girişiminde bulunulmuştu.
Şahinle yakalamayı bile denediler..
                  Halihazırda elimizdeki teknolojiler, aslında oldukça kötü amaçlarla kullanılabilir, bir drone ve bir yüz tanıma motoru birisinin başına bela açmak için yeterli. Peki, onları neden durduramıyoruz? Radarlar için ufaklar. Kullanıcı yüzlerce metre yakında da olabilir, kilometrelerce uzakta da.

                  Radyo sinyali karıştırıcılar çoğu üründeki yazılımla uyumlu ve onları güvenli bölgeye dönmeye zorlayabiliyor ama modifiye bir drone bu komutlara uymak zorunda değil, hedefine ilerlemeyi sürdürebilir. Drone'ları fiziksel olarak durdurmak da zor, iş silahlarla vurmaya kadar gidiyor. Hollanda polisinin bu iş için şahin eğitip, şahinler komutları pek izlemediği için projeyi iptal ettiğini biliyor muydunuz?

Her gün 120 saldırıda drone kullanılıyor..
                  Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Bilgi İşlem Dairesi Başkanı dünyada her gün yaklaşık 120 drone saldırısı gerçekleştiğini söylüyor. Drone'larla yapılan saldırıların yüksek risk grubunda olduğunu belirten başkan, devlet başkanlarının özel timler kurdurduğunu da ekliyor.

                  Önlem olarak en sık başvurulan yöntem yüzde 80 ile sinyal engelleme olurken, drone kontrolünü ele geçirerek uzak bir noktada imha etmek yüzde 15, doğrudan saldırı önleme ise yüzde 5 paya sahip. Başkan, kullanılan çözümlerin ise her ülkede yerli olduğunun altını çiziyor. Ülkemizde üretilen drone'ların da fiziksel olanlara ek olarak siber saldırılarla uğraştığını biliyor, duyuyoruz.

30 modelden bilgi alınabiliyor..
                  Diğer yandan kriminoloji de bu konuda yeni bir uzmanlık alanı açmış durumda. Kameranın eski çekimleri, önceki konumlardan harita çıkartmak, hatta drone uygulamalarındaki kredi kartı bilgilerine kadar erişebilmek mümkün. Ancak elbette her durumda bu bilgilere ulaşılamıyor.

                  ABD'deki Ulusal Standartlar ve Teknoloji Enstitüsü yetkilileri, piyasadaki 30 cihaz modelinden rahatlıkla bilgi alabildiklerini belirtirken, İnterpol de bu yılın ilk yarısında bir yönerge yayınlamayı hedefliyor. Adli topta dijital adımlar arasına drone'un katılması için birçok ülke çalışıyor. Bakalım, yeni teknolojiler bize daha çok kötülük mü iyilik mi getirecek?
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Sosyal Öğrenme ve Yapay Zeka

                Akademisyenler bilgiye aç insanlardır. Bu açlığı gidermenin çeşitli yolları var. Birincisi tabii ki okumak. Makaleler, dergiler, kitaplar, çevrimiçi metinler vb. okuyacak o kadar çok şey var ki ama zaman yeterli gelmiyor maalesef. İkincisi izlemek ve dinlemek. Evet, teknolojinin şimdi geldiği noktaya bakacak olursak, ekrana bakmayı ve bir şeyler izlemeyi çok seviyoruz. Mesela Coursera vb. platformlarda çevrimiçi o kadar ders var ki, zaman olsa da hepsine yetişebilsek diyor insan. NetFlix tarafından konulan içeriklere bakıyorum da oradan bile öğrenecek çok şey var. Zaman geçirmek güzel şey ama bunu kaliteli zaman geçirme modeline de çevirmek lazım.
                Bu yazıda sosyal öğrenme hakkında fikirler vereceğiz. Sosyal öğrenmeyi yukarıdaki modellerin aksine, ikinci bir boyut gibi düşünebiliriz. Mesela bir şeyleri tek başımıza okuduktan sonra, başkaları ile bir araya gelip okuduklarımızı tartışabiliriz. İnanıyorum ki insanlar çevreleriyle veya birbiriyle etkileşerek daha çok şey öğrenebilir. 

                Teknoloji insanları yalnızlaştırıyor fikrine katılmıyorum. Öğrendiklerimizi paylaşmak bizim elimizde, hoş zaten paylaşmazsak öğrendiklerimiz çoğu zaman uçup gidiyor. Beynin hatırlaması için tekrar şart, bu tekrar olmadan da sadece zaman geçirmiş oluruz.

                Bazen o kadar çok konu başlığı var ki, insan her şeye yetişemiyor. Herkes bu etik çıkmazını çözme peşinde, ama nasıl olacağını kimse bilmiyor. Bu da önümüzdeki on yılın araştırma konusu olacak. "Ben özlemedim ki seni kedi özledi" modelini kimse istemiyor. Yani yapay zeka karar verdi, ben de o karara saygı duydum demek mümkün olmamalı, olmayacak da...

                Düşünsenize elinizde bir yapay zeka programı var, nasıl çalıştığı hakkında en ufak bir fikriniz yok. Bir kişiyi işe alacaksınız, tüm bilgileri giriyorsunuz, size bu kişiyi işe al veya alma diyor. Siz de paşa paşa ne diyorsa onu yapıyorsunuz. Evet bir karar vermek lazım ama öncelikle bu kararın nedenlerini anlamak şart. Yani sorduğumuz soru sadece "Nedir?" değil, aynı zamanda "Neden?" olmalıdır. Belki de sunulan gerekçeler size saçma gelecek.

                Mesela "Hava bugün çok yağmurlu o yüzden X kişisini işe alma" gibi bir gerekçe gelirse karşınıza, bu yapay zeka programı saçmalıyor diyebilmeliyiz. Her şeye kafa sallayan zihniyet yanlıştır. Her şeyi sorgulamak lazım, kendimizi sorgulamak dahil. En sevdiğim soru "Neden" sorusudur. Karşı taraf beni ikna ediyorsa, fikrimi değiştirmeye her zaman hazırım.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Diyaframı Doğru Kullanma Yöntemleri

                 Temel dayanıklılık sporlarının başında gelen bisiklet,kalıcı olarak vücudumuzda kaliteli bir dolaşım ve solunum sistemi sağlar. İskelet ve kas sistemleri ise koordineli bir biçimde hareket sisteminin mükemmelliği doğrultusunda çalışır. Sinir sistemimiz ise yukarıda saydığımız sistemlerimizin aralarına ve hatta en ince ayrıntılarına kadar sızmıştır. Tüm bu işlerin merkezinde de kalbimiz vardır. Zira her bir kalp atışı tüm bu sistemleri işler hale getirir.

Hareket etmek yada etmemek işte bütün mesele bu!
                 Solunum ve dolaşım sistemleri açısından bakarsak, değil antrenmanını yapmak sadece bisiklete binmek, hareket etmek bile aktif dokulara oksijen zengin kanı temin etmeye yeterlidir. Ancak özen göstermemiz gereken bir konu var.

Nefes!
                 Çoğumuz yoğun bir tempoda hayatın akışına bırakıyoruz kendimizi. Yıllar içinde bozulan vücut duruşumuz (postür), endişeli düşüncelerimiz, gerginlik ve baskılar sonucunda zorlanan hayat ritmimiz hızlı göğüs nefesi (sığ nefes) almamıza neden oluyor ve çok daha fazla karbondioksite maruz kalıyoruz. Bunun sonucunda da tedirgin, nefessiz ve hızlı çalışan bir sinir sistemi ile boğuşuyoruz.

Nasıl nefes alıyoruz?
                 Dakikada ortalama 12 - 20 kez, günde 17 - 28 bin, yılda 6 milyon ve bir ömür boyunca ise 500 milyon kezden fazla soluk alıp verdiğimiz düşünüldüğünde bu mekanizmayı bu kadar sık kullanıyorsak her şeyin yolunda olup olmadığından emin olmak için onu kontrol etmek akıllıca olacaktır.

                 Solunum sistemimizin ana kası olan diyaframımızı kuvvetlendirmek bu durumda fizyolojik olarak çok mantıklı. Diyafram kası bir kubbe gibi yada açık bir şemsiye gibi kaburgalarımızın alt kısmını sarar. Güçlü bir diyafram bisiklet üzerindeki pozisyonumuzu postürel açıdan destekler, çünkü omurgayı, omurgaya yapışan ve pedalı yukarı çekmemizi sağlayan kalça fleksör kaslarımıza destek verir ve basınç yükünü hafifletir.

                 Diğer yandan bisiklet üzerinde aldığımız pozisyon gereği göğüs kafesimizi oluşturan kaburga kemiklerimizin aralarında sıkı duran küçük kaslar vardır (interkostal kaslar). Şayet devamlı olarak göğüs nefesi (sığ nefes)kullanacak olursak bir süre sonra bu kaslar yorulacaktır. Diyafram nefesi kullanmayı öğrendiğimizde göğüs kafesimiz rahatlayacak kaburga aralarındaki kaslarımız gevşeyecek, kalbin performans yükü hafifleyecek ve fizyolojik olarak içimizdeki değişimlerin yanı sıra arzu ettiğimiz bisiklet sürme keyfinde de gözle görülür bir ilerleme olacaktır.

Uygulama basit!
                 Sırt üstü yere uzanın. Dizlerinizi hafifçe bükün, sizin için daha rahat olacaksa başınızın altına bir yastık koyun. Ellerinizin birini nazikçe karnınızın üzerine, diğerini göğüs kafesinizin üzerine koyun. Diyaframınızı kullanarak nefes almaya konsantre olun. Nefes aldığınızda karnınızın yukarıya yükseldiğini nefes verdiğinizde ise aşağıya indiğini hissedin. Bu egzersizi 4 saniye nefes verecek 4 saniye de alacak şekilde uygulayın. Bu çalışmayı oturduğunuz yerden günün her saatinde yapabilirsiniz.
                 Bisiklet üzerinde ise pedal çevirdiğinizde, 2 saniye nefes alıp 2 saniye vererek uygulayabilirsiniz. Bunu 3 saniyeye çıkarmak yada 3 saniyede alıp iki saniyede vermek de bir seçenek. Siz kendinize uygun olanını bulacaksınızdır. Böylece fazlaca nefes alarak (diyafram kullanarak) akciğerlerin alt bölgelerine hapsolmuş karbondioksit oksijenle yer değiştirmiş olacak, bunun sonucunda güçlü kalp atışlarımızı kontrol altına almış olacağız.

                 Sizce de artık otomatik pilottan çıkma vakti gelmedi mi? Vücudumuz bizden farkındalık bekliyor. Sadece 6,5 litre kanımız var. Kaliteli yada kalitesiz, yorgunuz yada değil, hareket ediyoruz yada etmiyoruz. Yukarıda bahsettiğimiz bütün konuların anlamı değişimler yaratması için bilgi sadece küçük bir anahtar. Sihir yaratansa bilgilerin arkasındaki farkındalığımızdır.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

BLOG YAZILARIMIZA ABONE OLUN

ELEKTRİK / ELEKTRONİK İŞLERİNİZ !!!

~~~~~~Bilgisayar Tamiri, Bilgisayar Bakım ve Onarım, Bilgisayar Yazılım ve Donanım, Elektrik Tamir ve Kurulum, Her tür Elektronik İşleri, Güvenlik Kamerası Montajı ve Tamiri, Alarm Sistemleri, Otomatik Kapı Sistemleri Tamir ve Onarım, Yangın Alarmı Sistemleri Tamiri YAPILIR... Devamını OKU>>>

Sponsorumuz Olmak İster Misiniz?

Blogumuzun Arşivi

DOST SİTELER

Kahin Martinez ~ Rüya Tabirleri ~ WeblonG ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ ~ Site Ekle ~ Site