Ray Tracing: 3D Işık Boyama

                   Bilgisayarda gerçekçi 3D dünyalar yaratmak hiç de kolay değil. Ekran kartınız oluşturulacak nesnenin şeklini, konumunu ve ne yöne doğru baktığını biliyor olsa bile, hangi yüzeylerin görünür olduğunu belirlemek için hesaplama gerekiyor. Gerçekçi bir görüntünün oluşturulması için yapılan hesaplamalar konusunda farklı yaklaşımlar mevcut. PC ekran kartlarının performansı bugüne kadar ancak 3D görüntülerin ekrana dökülmesine, yani "render" edilmesine olanak tanıyabiliyordu.

Standart İşlem: Poligonların Dönüştürülmesi...
                   Sahnenin ekranda oluşturulması işlemi, sahnede yer alacak nesnelerin her birinin farklı çokgenlerden oluşmuş geometriler olarak hesaplanması ve ardından 2 boyutlu bir yapıya dönüştürülüp parlaklık ve renk bilgisinin de eklenerek tekrar çizilmesini kapsıyor. Bu basit yöntem ile yüksek performanslı donanımlar kullanıldığında çok detaylı görüntüler elde etmek mümkün. Ancak bu nesnelerin kendi aralarında oluşan etkileşimi, özellikle ışık, gölge ve yansıma da dahil olduğunda biraz karmaşık bir hal alıyor ve özel bir işlem gerektiriyor. Üretilmiş olan piksellerin renk ve parlaklık değerleri gölgeleme yardımı ile değiştiriliyor. Bugüne kadar oyunlardaki sahnelerin yapaylığı hemen anlaşılıyordu, zira ışıklandırma genellikle hep aynıydı.
Ray Tracing: Işığı Takip Ediyor...
                   Işın izleme yönteminde ise farklı bir yaklaşım mevcut: Görüntünün oluşturulması bir odak noktasından başlıyor, bu da sahnedeki bir kamera yada oyuncunun bakış açısı olabiliyor. Ray tracing yöntemi, sahnedeki bir ışık kaynağından çıkan ve kameraya düşen her bir ışını geriye doğru takip ederek meydana gelmiş olan renk ve parlaklık değişimlerini her yansıma için teker teker hesaplıyor. Ardından bu hesaplama kameranın önündeki nesne ile karşılaştırılıyor ve uyum sağlanıyor.

                   Bu düzlemde bulunan her nokta, izlenmiş olan ışının nesneyi burada kestiği değerlerle "renklendiriliyor". Tüm bu işlemler kameradan başlayıp geriye doğru izlendiği için sahnede ışının temas etmediği noktalar otomatik olarak karanlık kalıyor ve donanımın işlem gücü de boşuna harcanmamış oluyor. Ancak Ray tracing yöntemi, özellikle birden fazla yansıma varsa raster yönteminden çok daha yoğun bir işlem gerektiriyor ve bu nedenle daha çok film ve oyun stüdyoları gibi profesyonellere yönelik.

                   Ray tracing sayesinde olabildiğince gerçek görünen birçok film sahnesi ve özel efekt izledik. Onlarca süper bilgisayardan oluşan merkezlerde gerçekleştirilmesine rağmen Ray tracing ile üretilen sahnelerin render edilmesi çok uzun sürüyor. Ev bilgisayarlarında ise interaktif oyunlar ve VR uygulamalarında gerçek zamanlı olarak Ray tracing işlemleri kısa süre öncesine kadar imkansız görünüyordu.

PC'de Profesyonel Fonksiyonlar...
                   Geçtiğimiz Eylül ayından bu yana, nVidia'nın en yeni GeForce RTX serisi grafik işlemcileri, Ray Tracing işlemlerini gerçek zamanlı olarak yapabilme yeteneğini evimizdeki bilgisayarlara taşıdı. Donanım tarafında bu, yüksek işlem gücü ve hızlı depolama bağlantılarının yanı sıra özel Rat tracing motoru sayesinde gerçekleşiyor. Yazılımda ise yine özelleştirilmiş arayüzler mevcut. Microsoft'un DirectX 12 API'sini Ray Tracing desteği ile genişletmesinin ardından artık oyun sektörünü durdurabilecek bir engel kalmadı diyebiliriz.

                   Nvidia RTX teknolojisinin Ray tracing efektleri ile güncellenen oyunların ilk örneklerinden biri de Battlefield 5 oldu, fakat bu efektler yalnızca yansıma ve su yüzeylerinden ibaretti. Demoda izlediğimiz muhteşem gerçeklik de bunun sonucuydu. Full HD çözünürlükte bu demo nVidia GeForce RTX 2080 Ti üzerinde 60fps üzerinde bir akıcılıkla gerçekten göz kamaştırdı, hatta 4K çözünürlük bile mümkündü. Oysa Ray Tracing desteğinin kazandırılması çok kısıtlı bir süre içinde gerçekleşmişti. Kodun optimize edilmesi ile çok daha fazla Ray Tracing özelliğinin eklenmesi şaşırtıcı değil.
                   nVidia'nın RTX teknolojisi, önceden yapılmış hesaplamaları kullanan raster tekniği ve ray tracing yöntemini bir arada kullanıyor. Ağır yük gerektiren ray tracing işlemi yalnızca efektleri oluşturarak sahnenin çok daha zengin ve gerçekçi olmasını sağlarken diğer öğeler geleneksel raster tekniği ile yaratılıyor. Bu teknolojinin kimsenin tekelinde kalmaması için nVidia, üreticiden bağımsız grafik arayüzü Vulkan API'si için bir eklenti geliştirdi. Böylece eğer AMD'nin gelecek nesil ekran kartları bu teknolojiyi destekleyecek güce sahip olursa daha gerçekçi 3D dünyaları bu platformda da görmemiz mümkün olacak.

Geliştirme Platformları...
                   Her yeni grafik teknolojisinin başarısı, oyun geliştiricilerinin desteğini kazanmasına bağlı. nVidia bu koşuda uzun zamandır önde. Geliştirme ortamının yanı sıra, fizik işlemleri motoru PhysX ve efekt grubu VisualFX ile birlikte şirketin GameWorks adlı oyun altyapısında ray tracing modülü olan OptiX de yer alıyor. Bu eklenti Ray tracing algoritmalarının hesaplanmasını hızlandırıyor ve bu yöntemle oluşturulmuş görüntülerde gürültü giderimi gibi post-processing işlemlerini de gerçekleştirebiliyor.

                   Kısacası kısa süre içinde PC oyunlarında pahalı Hollywood filmlerini aratmayacak gerçeklikte sahneler görmek mümkün olacak. Tabii ki Ray Tracing kullanılarak üretilen bir 3D oyununun oyuncuyu tam anlamıyla içine hapsetmesi için yüksek çözünürlüklü VR gözlüklerle oynanması çok önemli. Bu düşün tam anlamıyla gerçekleşmesi için de hala biraz beklememiz gerekiyor.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Places to Visit in Belgrade

BELGRADE FORTRESS: The life at the ridge over the confluence of the Sava and Danube has lasted for over two millenniums. The core of today's two million agglomerations is the Belgrade Fortress and the Kalemegdan Park. They form a unique spatşal entity with clearly visible remains of the Fortress divided into Upper and Lower Town, with two distinct styles - elements of medieval architecture combined with dominant baroque solutions typical for the 18th century.
KALEMEGDAN PARK: The Kalemegdan Park, Large and Little, developed in the area that once was the town field, are the place to rest and joy. The Belgrade Fortress and the Kalemegdan Park together represent a cultural monument of exceptional importance, the area where various sport, cultural and arts events take place, and are fun and joy for all generations of Belgraders and numerous visitors of the city.

SAİNT SAVA TEMPLE: The most dominant feature of modern Vracar is the second largest Orthodox church in the world, Temple of Saint Sava. İts construction shaped not just the present appearance of the plateau, but also the skyline of the entire Belgrade and it is visible from most parts of the city. The plateau has been reshaped in the early 2000's, with fountains, marble access roads to the temple with pillars and playgrounds added, while the already existing monument to the leader of the First Serbian Uprising, Karadjordje. The plateau is also the location of the National Library of Serbia and Karadjordjev Park.

MUSEUM NİKOLA TESLA: The museum preserves the complete heritage of greatest Serbian scientist and inventor Nikola Tesla and is located in the heart of Belgrade, in a beautiful residential villa built in 1929, designed by the notable Serbian architect Dragisa Brasovan. İn accordance with Tesla's last will and tedtament, his heritage was moved to Belgrade in 1951. The permanent exhibit consists of the original documents, books, magazines, plans and drawings of the greatest Serbian inventor.

ADA CİGANLİJA: Ada Ciganija is the most famous summer resort in Belgrade. Once an island, now a peninsula, Ada is the largest, most beaytiful and one of most visited places in Belgrade. After stepping into Ada, you will enter the world of fun, relaxation and recreation situated in a small, quiet oasis in the midst of the city. The Lake is surrounded by more than 7km of beaches awarded with the Blue Flag for the quality of the beach, and offers all possibilities for spending hot summer days in the city. During summer, Ada Ciganlija becomes like a small city with daily population of more than 100,000 visitors (300,000 visitors during weekends) who come here to swim, run, play all kinds of sports or just enjoy a hot summer afternoon while sipping cold drinks in cafes. İn autumn and winter, Ada Ciganlija has a beautiful promenade, flanked by cafes and nightclubs ad is not crowded. Ada ciganlija has more than 50 open-air sports fields, including a golf course, and cable-ski circuit. There are football pitches, tennis courths, handball, volleyball and basketball courts, as well as baseball, rugby and hockey pitches, also facilities for the extreme sports of bungee-jumping, wall-climbing and paintball.

ZEMUN: Once a separate city now famous part of Belgrade for its river taverns and restaurants, specific atmosphere and tasteful fish dishes, fresh from the river Danube. İn the Main street is a Homeland museum and Madlenianum Opera and Theatre. On the bank of Danube, Zemunski kej, is a kilometers long promenade, with barges-cafes, amusement park and formerly largest hotel in Belgrade, Hotel Jugoslavija, now home to Grand Casino. At night, these barges-cafes are the epicentre of night life, and they are open till dawn. Gardos Tower is the most recognizable symbol of Zemun that offers panoramic wiew of Belgrade. This neighborhood preserved its old looks, with narrow, mostly cobblestone streets and individual residential houses.

THE ROYAL PALACE: The Royal Palace was built between 1924 and 1929, on orders by King Alexander I, as the official royal residence. İt is designed in the Serbian-Byzantine style, surrounded by pergolas, park terraces, pools, a pavilion and a concert terrace. Located on the ridge of a hill, it provides a magnificent view of Dedinje, the Kosutnjak forest, Topcider and Avala. Within the same complex, a residence for the sons of King Alexander I had been built and it was named the White Palace. İts salons are arrenged in the styles of Louis XV and Louis XVI and it contains a valuable art collection including notable art works by Rembrandt, Fromentin, Vouet, Poussin, Bourdou, Jaksic, Mestrovic and many others. The palace is open for visits on weekends, during the tourist season, as it is a home of His Royal Highness Crown Prince Alexander of Serbia and his family.
KNEZ MİHAİLOVA & REPUBLİC SQUARE: The Republic Square is literally the epicenter of the city, being surrounded by National Theatre and National Museum, but it is best known for the statue of Prince Mihailo on the horse, which is the most popular meeting place for Belgradians. Knez Mihailova Street is the pedestrian area that unifies the beautiful architecture, and leads towasrs the Belgrade Fortress and Kalemegdan Park, while on the other way leads to Terazije, and famous Terahijska cesma, drinking fountain in front of the Hotel Moskva, which is a great lookout point to the Sava river valley.

SKADARLİJA BOHEMİAN QUARTER: Skadarlija is an bohemian quarter of Belgrade, which is vibrant and lives 24/7. İt arose during the 19th century, with a large number of inns (called kafana), and since then, has been a gathering spot of the most renowned personalities in Belgrade. İt is frequently compared to the Montmartre of Paris - both in appearance, and atmosphere. İn all the inns, a visitor may taste typical Serbian food, drink local wines and listen to live traditional music until the early morning hours. The present Skadarlija, a short and curved street, is a remarkable Belgrade tourist attraction. Since 1993, the official opening of the summer season in Skadarlija has been marked by rising a "bohemian flag". The ceremony is always attended by celebrities, including popular and opera singers, actors, and artists.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Amsterdam The Land Of Freedom

                 Amsterdam, the capital city of the Nerherlands, is a unique and charming Dutch metropolis with picturesque canals, narrow row houses, world-class museums and a youthful atmosphere. Wander along the cobblestone streets, enjoy coffee with waffles at a sidewalk cafe, or head out of town to see the windmills and tulip fields. With tons of streets to wander, museums to visit, and sights to see, Amsterdam's options for fun and entertainment are endless.
                 An adult wonderland, Amsterdam is one of most bikefriendly cities in the world. Often referred to as the Venice of the North, Amsterdam's gorgeous 17tcentury canals and bridges make cycling or walking a perfect way to see a picture-postcard vision of Amsterdam with its tilting homes. For an enchanting day trip, head out beyond the city borders to the majestic windmills of Zaase Schans, the famous tulip fields in and around Keukenhof, and the historic towns of Edam and Volendam.

                 Each area of Amsterdam has its own character, charm and hidden treasure. Check out the NDSM Wharf district-once an old shipyard turned into a creative haven. Here, you can mingle with a vibrant artist community, as well as enjoy a variety of bars and restaurants. Lose yourself for hours in the city's lively Latin Quarter, known as De Pijp, where you can browse the famous Albert Cuyprmart street market, or take a stroll in the beautiful gardens of Sarphatipark.

                 Venture west of the city to the Bos en Lommer and De Baarsjes districts, where you'll find cool cultural establishments, green spaces and a young, multicultural crowd. Or, for a peaceful escape, head over to the Jordaan district, where you can pop into galleries and boutiques as you walk or cycle along the lovely canals and avenues. Another quintessential Dutch activity includes shopping alleyways often referred to as Amsterdam's best shopping hub. Soak up some culture in the Museumplein neighborhood, home to the Rijksmuseum, the Van Gogh Museum and the Stedelijk Museum of Modern Art. This area is an art lover's utopia. Not fark from here is the well-preserved Anne Frank House, which contains a thought-provoking museum.

                 Cycling and walking everywhere can bring on a hearty appetite. On the restaurant front, Amsterdam offers a culinary melting pot of tastes that will please your palate-from indonesian and tapas to Mediterranean and modern Dutch dishes. Stop and indulge your taste buds with viaamse frites (a cone of fries) topped off with your favorite sauce. And, don't go home without trying bitterballen (deep-fried, crispy meatballs served with a caramel-like syrup filling in the middle). Or, if you're feeling more adventurous, find a haringhandel (herring cart) to order a broodje haring (raw herring served in a sandwich with pickles and onions.)
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Jewels Of The Ottoman Empire

                 Spanning six centuries, it is generally acknowledged that jewelry making in the Ottoman Empire was at its creative zenith in the sixteenth century. As a young prince, Sultan Süleyman I had learnt the craft in Trabzon and when he ascended to the throne in 1520, following in the footsteps of his father Sultan Selim I, he established ateliers in İstanbul-attracting the expanding empire's finest jewelers and craftsmen.

                 A passionate advocate and patron of this refined art, Süleyman the Magnificent-as he is also known-brought as mant as 90 craftsmen, including 60 goldsmiths and 30 jewelers, from all ower the world to work in the ateliers of the Topkapı Palace. Likewise, spectacular objects and jewelery were produced in the hans of the Grand Bazaar-small businesses around shady courtyards in the Grand Bazaar. İstanbul became the beating cultural heart of the empire, attracting legendary jewelers and craftsmen-often Armenians, Greeks, Persians, Arabs, Slavs, an Jews.
                 These skilled artisans made many of the beautiful items that we still marvel at today, ranging from weaponry and armor, to hairbrushes, clothing, dining ware, and chess sets. They also crafted an array of exquisite personal possessions, like pens and sweetmeat caskets. İn the sixteenth century, inspiration for these luxurious items came in various forms; motifs reflecting nature were popular, as were-more unusually-themes harking back to the dynasty's nomatic past.

THE APPRENTİCE;
                 The Ottoman Empire came to an end in 1922 and, during the first decades of the Turkish Republic, times were hard. İstanbul's workshops went into decline and there was a tendency towards mass-produced jewelry. But even so, the multi-ethnic legacy never abandoned İstanbul; the city remained home to many talented and innovative craftsmen, passing their skills on to new generations.

                 One of them is Arman Suciyan, two in 1988 at the age of 15, with help from family contacts within the Armenian jewelry community, made a decision that changed his life forever. "İt was through a close family friend of ours, who recommended me as an apprentice to Misak Toros" . "Like many master craftsmen, his family had been in the jewelry making business for four generations," he said. Toros was the last family business, Toros was also a theater and film director, and a classical guitarist. "All these different aspects influenced his jewelry design, making his work very different from the traditional, accepted approach," Suciyan Said.

                 Suciyan spent seven years as an apprentice. First, to a master in the Grand Bazaar-which is still home to mant of İstanbul's Armenian jewelry makers and craftsmen. Under the tutelage of this traditional master, Suciyan learned the basics and had the chance to see whether the craft would suit him. İt did, and he spent a further three years under the watchful eye of Misak Toros in his Nişantaşı workshop.

                 İt was working in the workshop, with plendy of encouragement from Toros, that he was able to fully realize his potential in jewelry craftsmanship. Whike there, he also discovered that he had a talent for modeling jewelry from wax. As Suciyan explained: "The lost wax method is an ancient production technique used by craftsmen; one that we still use in the jewelry trade today. I enjoyed working with the plasticity of wax, as opposed to the rigidity of metal. İt was the perfect medium for me to express my love of form and explore its possibilites."

                 Whenever possible, Suciyan sources his materials locally and responsibly. He prefers certains types of stones and metals. "The wide color spectrum offered by sapphires appeals to me, as do cabochon and unusual amorphous stones, since I can incorporate them into my sculptural style," he said. "As for metals, I mainly work with silver, mixing it with bronze, as this gives me the opportunity to play with their colors. I mainly use gold to accentuate different design details."

JEWELRY İN A CHANGİNG WORLD;
                 Some aspects of jewelry making are unchanged over hundreds of years but other methods are rapidly evolving. Suciyan is sure that technologies, such as 3D printing or modeling, are allowing more people to express their unique ideas and create jewelry much faster than in the old days, when everyting was made by hand. "Bespoke, personalized designs could be another trend too, as nowadays people are searching for something that expresses their own unique identity," he Said. "Maybe the conventional use of precious materials won't always be necessary and new, unconventional materials are appearing. Yhese could merge with the digital gadgetry that surrounds us," Suciyan explained.

                 There is one thing of which we can be certain. His impeccable workmanship will ensure that, like Ottoman treasures, Suciyan's jewelry will become part of the city's cultural and creative heritage.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Doğada Hayatta Kalmanın Püf Noktaları

                   Bazen ne kadar kolay olduğunu unuturuz. Yoğun hayat programlarımız arasında susadığımızda arıtılmış bir şişe su yada ateş yakmak için bir düğmeye basmanın kolaylığının farkına varmıyoruz. Beklenilmeyen bir anda, başınıza bir kaza gelebilir veya yolunuzu kaybedersiniz. Şimdi, size medeniyetle hiçbir bağı olmayan vahşi doğa şartlarına hazırlıklı olmak için temek hayatta kalma ipuçları vereceğiz.

                   İletişim önemlidir, lütfen yola çıkmadan önce nereye gideceğinizi yakınlarınıza söyleyin ihmal etmeyin. Nereye giderseniz gidin, beklenmedik bir şekilde mahsur kalsanız bile, uygarlıkta bir yerden yola çıktınız. Gideceğiniz yeri yakın arkadaşlarınıza ve ailenize anlatın ve belirli bir rotanız veya süreniz varsa bilgi verin.
Zihninizi Açık Tutun!
                   Şimdi sakin olmanın ve pozitif düşünmenin zamanı. Hayatta kalma durumu panikleme zamanı değildir. Olumlu ve ön görülü bir tutum sergilemeye odaklanırsanız, zor bir durumdan kurtulma olasılığınız daha yüksektir. Öncelikle, gerçekçi bir bakış açısı edinin ve kendinizi mümkün olan en iyi fiziksel be zihinsel durumda tutmaya özen gösterin. Eğer doğada kaldıysanız ve elverişsiz hava şartları mevcut ise barınak inşa etmek ve su bulmak ile ilgili, acele etmeyin, çünkü bu paniğe yol açabilir. Dur, nefes al ve neye ihtiyacın olduğunu düşün, çevrenizi gözlemleyin ve yeni bir plan yapın.

Bir Plan Geliştirin!
                   Sahip olduğunuz kaynakları belirleyin. Elinizdeki her şeyi saklayın, bu ürünler en değerli eşyalarınız olacak ve hayatınızı kurtarabilir. Hayatta kalmak için gerekli olan kritik görevleri tanımlayın. (su, barınak, sıcaklık)

Uygun Bir Kamp Yeri Bulun!
                   Doğru kamp yeri seçmek güvenliğiniz için çok önemli. Yaban hayvanlarından korunmak ve kuru kalmak önceliğiniz olmalıdır. Dere kenarında kamp fikri hoşunuza gidebilir ama tehlikelidir. Böcek yuvalarından doğal tehlikelerden arınmış bir kamp alanı seçin, gecenin ortasına çökebilecek kuru dalların yanı sıra, düşen kayalardan uzak bir alan belirleyin.

Uygun Bir Barınak Yapın!
                   Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, hipotermi soğuk havada bir numaralı katildir. Bu, uzun süreli bir hayatta kalma durumunda iyi yalıtılmış bir barınağın en önemli önceliğiniz olması gerektiği anlamına gelir. Vücudunuzdaki sıcağınız öncelikli sıcaklık kaynağınızdır, yatarken vücudunuza uyum sağlayacak ölçüde barınak oluşturun.

                   Yaratıcı olmanın tam zamanı. İnşa edebileceğiniz çeşitli barınaklar vardır ve her birinin farklı artıları ve eksileri. Geceleri sıcaklık ve hava şartlarından koruma için gökyüzünden gelen hava şartlarından korunmalısınız. Kayalık, dağlık arazideyseniz, çıkıntıları arayın. Dalları ve yaprakları ve bunun gibi yalıtım sağlayabilecek herhangi bir şey kullanın. Çam iğnelerini kullanarak yumuşak bir yatak yapabilirsiniz.

                   Sıcak bir günde doğada kaldıysanız bazı durumlarda, ısıdan korunma çoğu zaman önemli olacaktır. Sakin düşünün. Toprakta birkaç santimetre kazmak daha serin bir zemini ortaya çıkarabilir. Yalın bir şey inşa ederek açıkta kalan zeminde bir sığınak yapmak için çubukları kullanın. Hava akışını sağlayın ve bu barınağın amacı gölge yaratmaktır. Dalları, yaprakları, uyku tulumu veya battaniyeyi korunmak için kullanabilirsiniz.

Temiz Su Bulun!
                   Vücudunuz da su olmadan en fazla ortalama 168 saat yaşayabilirsiniz. Bir tatlı su kütlesine yakın olmanız sizin için iyi bir şans, sadece susuzluğunuzu gidermeden önce temizliğinden emin olun. Görüşte su yok mu? Aramaya devam edin ve yağmurdan su elde etmek için su toplayıcılar yapın. Yağmur, kar ve çiğ, şaşırtıcı derecede kolay bir şekilde topladığınız en güvenilir temiz su kaynaklarıdır. Kar da vücudunuzun su emmesi için ihtiyaç duyduğu enerji oranı yüksektir. Karı yutmak yerine, önce eritin. Bu bir ateş veya kamp sobası ile kolayca yapılabilir. Bunlar seçenek değilse, güneşi kullanın. Buzları doğrayıp doğrudan güneş ışığında bir su torbasına asarak işlemi hızlandırın. Güneş yoksa vücudunuzun ısısını kullanın. Bir dakika kaynayan su, zararlı bakterileri öldürmek için en iyi ve en güvenli yoldur.

Bir Ateş Yakın!
                   Eğer yanınızda çakmak yada ateş yakabilecek hazır bir malzemeniz varsa işiniz kolay. Yoksa aynı şekilde bir çakı ve bir parça sert kaya ile de yapabilirsiniz. Kurutulmuş malzemeyi yakmak için kıvılcım çıkana kadar çakmaktaşı ve çeliği birbirine vurabilirsiniz.

                   Çakmaktaşı ve çelik yok, ama büyüteç, gözlük, kamera veya dürbününüzün lensini kullanmayı deneyebilirsiniz. Güneş ışınlarını kuru ot, saman veya kağıda titretmeden yansıtarak ateş yakabilirsiniz. Benzer bir yolda su şişesi ve kağıt kullanarak büyüteç yöntemine çok benzer şekilde ateş yakabilirsiniz.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Hayvan Hakları Yasası Nasıl Olmalı?

               ~ Öncelikle varoluş amacı hayvan refahı ve hayvan hakları olan yasal mevzuatın "Hayvanları Koruma Kanunu" şeklinde bulunan 5199 Kanun başlığı "Hayvan Hakları Kanunu" olarak düzenlenmelidir.

               ~ Avrupa'da olduğu gibi, hayvanlara kanunen "hukuki statü" tanınarak, "Mal" değil "Can" olarak kabul edilmelidir. Sahipli ve sahipsiz hayvan ayrımı yapılmaksızın, tüm hayvanların eşit ve adil yasal güvence altına alınmalıdır.

               ~ Hayvanlara karşı sadece bazı şiddet ve kötü muamele eylemlerinin değil, tüm eylemlerin "Kabahat" olmaktan çıkartılıp, "Suç" olarak tanımlanmalıdır.

               ~ Hayvanlara karşı hem özel hem de tüzel kişiler tarafından işlenecek suçların, caydırıcı ve önleyici nitelikte hapis cezası yaptırımına tabii tutulmalıdır.

               ~ Bu suçların, "şikayete bağlı suç" olmaktan ve şikayet hakkının sadece belirli kişi ve kurumlara özgülenmekten çıkartılarak, her bir vatandaşı hak tanınarak kamu davası niteliğinde belirtmesi gerekmektedir.
               ~ Hayvan dövüşlerinin ve güya folklorik gösterilerin tamamen yasaklanması gerekmektedir. Canlı hayvan dövüşü, Sirk, Hayvanat Bahçesi, Yunus/Penguen Parkları kaldırılmalıdır. Hayvanseverlere kapılarını kapatan İl ve İlçe belediyesi barınaklarına ve barınak personellerine ilişkin cezai yaptırım getirilmeli ve denetim koşulları yeniden düzenlenmelidir.

               ~ Belediyelerin toplama eylemlerinin yasal sınırları ve müeyyideleri net olarak belirlenmelidir. Hayvan polis teşkilatı oluşturulmalıdır.

               ~ Üretim, ticaret ve satış üçgenine ilişkin hiçbir yasal düzenleme getirilmemesi, bir heves uğruna satın alındıktan sonra terk edilen hayvanların koruma kapsamı dışı kalmasına, merdiven altı üretimin devam etmesine, sokaklardaki ve barınaklardaki hayvan popülasyonunun kontrolsüzlüğünün engellenememesine sebebiyet verecektir. Kanun kapsamına üretim, ticaret, satış ve terk hususlarının detaylı olarak alınması gerekmektedir.

               ~ Mevcut yasal düzenlemede yer alan "yasak ırk" kavramı kaldırılarak, hayvanın tecritini doğuracak düzenlemelerle değil hayvan sahibine uygulanacak müeyyidelerle yeniden düzenleme yoluna gidilmelidir.

               ~ Özellikle İstanbul ili adalar ilçesinin kanayan yarası niteliğinde olan fayton uygulamasının tüm Türkiye kapsamında tamamen sonlandırılması gerekmektedir. 5199 Sayılı Kanun kapsamında İl Hayvan Koruma Kurulu üyelerine yer verilirken meslek birliği statüsündeki Baroların Hayvan Hakları Merkez ve Komisyon temsilcilerine kurulda yer verilmelidir.

               ~ Yakın geçmişte yerel yönetimlerin sınırları dahilinde bulunan sokak hayvanlarına karşı 5199 sayılı Kanun ve Hayvanların Korunmasına Dair Uygulama Yönetmeliği kapsamında kendilerine yüklenen yükümlülüklere aykırı ve yetki sınırını aşmak suretiyle gerçekleştirdikleri usulsüz toplama uygulamaları toplumsal infial yaratmış olup halk arasında bu uygulamalara ilişkin yerel yönetimleri bağlayıcı yaptırımlar getirilmesi gerekmektedir.

               ~ Her ne kadar spor faaliyeti olarak dile getirilse de ölüm sonucunu doğuracak "AV" adı altında betimlenen eylemlere ilişkin hiçbir düzenleme gerçekleştirilmemiştir. Avlanmanın ilk çağda insanların beslenme amacını karşılamaya yönelik olduğu, ancak 21.Yüzyılda beslenme sorunu olmadığı, bu halde öldürme neticesini doğuracak bu uygulamanın tamamen kaldırılması yasanın varoluş amacına uygun olacaktır.

               ~ Tasarı ile suç kapsamına alınan eylemlerin, tüzel kişi faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmedilmelidir. Tüm bu açıklamalar ışığında, Hayvan Hakları alanında, kamunun beklentisini ve saha ihtiyacını karşılar nitelikte, uygulanabilir ve caydırıcı hapis cezası yaptırımı içermeyen, hayvanlara hukuken statü tanımayan, sahipli-sahipsiz ayrımı yapan, şikayet hakkını belirli kişi ve kurumlara bahşeden hiçbir yasal düzenlemenin, hayvanlara karşı işlenen suçlara engellemeye yeterli olmayacağını ve bu yönde yapılacak hiçbir düzenlemenin hukuken ve vicdanen kabul edilmesinin mümkün olmadığını belirtmek istiyoruz.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Talented And Sexy Jake Gyllenhaal

                 Jake Gyllenhaal lived a childhood full of art in Hollywood, as the son of a director father and a screenwriter mother. He starred in cult movies at the beginning of his career and although he has deep blue eyes and a good looking face, he stood out as a talented actor. Now, Gyllenhaal is winning hearts with the new NetFlix movie, Velvet bBuzzsaw.

                 Jake Gyllenhaal was born in Los Angeles on December 19th, 1980, three years after her sister, Maggie Gyllenhaal who is a gifted actress in ner own right. After graduating from the Harvard-Westlake High School in Los Angeles as his older sister, Gyllenhaal enrolled at Columbia University. Deciding to focus on his acting career he dropped out of college after two years. Many thing that he was able to do so because he has a director father and a screenwriter mother.

                 Although he started his acting career with the 1999 movie, "The Fall with October", many of us got to know him with Donnie Darko, the unforgettable cult film of 2001. While we were asking each other who this handsome and talented young actor was, he had started to work with directors such as David Fincher, Ang Lee and Sam Mendes. These new roles continued to polish the star. In order to get to know this charismatic and talented actor, we should take a look at the films that he built his career on. In 2004, he played in Roland Emmerich's movie "The Day After Tomorrow" in a leading role. In 2005 he played in Ang Lee's controversial movir Brokeback Mountain and he proved himself again as playing the gay cowboy, Jack Twist.

                 This challenging role also earned him an Academy Award nomination for Best Supporting Actor. That same year, he played a soldier who fought in Iraq in the Gulf War in the movie "Jarhead", directed by Sam Mendes. In 2007 he was in the leading role in in David Fincher's highly acclaimed movie "Zodiac". He received critical acclaim as caricaturist Robert Graysmith, two investigated the killings committed by a mysterious murderer. In 2010 he played Dastan in the "Prince of Persia". In 2013, he starred in two of Denis Villeneuve's films. After playing in "Nightcrawler", in 2015 he portrayed boxer Billy Hope who struggled to rise again after losing everything in "Southpaw".

                 In 2016, he played a senior investment banker Davis Mitchell in "Demolition" with Naomi Watts. Another notable movie in 2016 was Tom Ford's Nocturnal Animals. He won a BAFTA nomination for Best Actor with the role of writer starred with Carey Mulligan in Poul Dano's movie "Wildlife". Gyllenhaal, who has become devoted to the cinema with obsessive and outgoing characters, as he did with Donnie Darko is now appearing in the NetFlix movie, "Velvet Buzzsaw" which premiered at the Sundance Film Festival. Oscar and two Golden Globe nominations, Jake Gyllenhaal shares the movie with BAFTA-nominee Rene Russo and Oscar nominee talented actor John Malkovich. Let us leave a little note about his private life for those who love him emotionally. This blue-eyed charismatic actor dated Reese Witherspoon, Taylor Swift, Kristen Dunst, Alyssa Miller, Rachel McAdams, Minka Kelly, Lea Seydoux and Natalie Portman. Let's not go without adding that he is still unmarried, even though he is always always associated with attractive names.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Köpeğinizi Anlama Sanatı...

                Sahiplendiğiniz köpek yavru ise kendisinden başka hiçbir şeye zarar veremeyeceğini bilmenizi isterim. Ona soktuğunuz yeni çevreye güven duyması ve çevresindeki kişileri ve cisimleri tanıması için zaman vermeniz gerekir. Sizler evinizi yeni bireyinize tanıtırken, bir yandan da sürü liderinin kim olduğunu ona göstermiş olacaksınız. Burada ki en büyük iş yükü de aile bireylerine düşmektedir. Köpeğinize eve ilk geldiği günden başlayarak belirli kurallar koymalı, ona da baştan beri bu kuralları öğretmeli ve ev içerisindeki her bir bireyin de bu kurallara bağlı kalmasını sağlamalısınız.
                Ne yazık ki köpek eğitiminde tutarsızlığa ve belirsizliğe yer yoktur. Mesela biriniz kanepeye çıkmasına izin verirken, diğer bir aile bireyi izin vermezse köpeğinizin kafası karışır ve dengesiz, söz dinlemeyen bir köpeğiniz olur. Dikkat etmeniz gereken konulardan bir tanesi de, yavru köpeğinizi evde ilk defa yalnız bıraktığınızda havlamaya başlar. Hemen onun yanına gidip susturmak isteyebilirsiniz. Bu gibi durumlarda aslında tek yapmanız gereken şey onu görmezden gelmek iyi yada kötü tepki vermemektir çünkü köpeğiniz kafasında "demek ben ağladığımda yanıma geliyorlar, havladığımda dikkatlerini çekebiliyorum" gibi bir mantık oluşturabilir ve alışkanlık haline getirebilir. Onun yerine yatağının içerisine havluya saracağınız eski tüp ses çıkartan saat stresini azaltacak ve rahatlamasını sağlayacaktır.

                Ayrıca bilindiği üzere köpekler doğaları gereği de her zaman saklanabilecekleri, dinlenebilecekleri ve korktuklarında sığınabilecekleri yani kendilerini güvende hissedebilecekleri bir alana ihtiyaç duyarlar. O yüzden evinizin içinde köpeğinize böyle bir alan oluşturmak köpek psikolojisinde büyük önem taşımaktadır. Kesinlikle çok büyük olmasına gerek yoktur, sadece yatabileceği kadar alan olması yeterlidir.

                Köpek sahiplerinin en çok zorlandığı noktalardan bir tanesi de yavru köpeklerde tuvalet eğitimidir. Yavru köpeğinize tuvalet eğitimi vermek için herhangi bir yaşı beklemenize gerek yoktur. Bu yüzden eve ilk geldiği andan itibaren tuvalet eğitimi vermeniz daha doğru olacaktır. Eve ilk geldiği dönemlerde muhtemelen evin herhangi bir yerine çiş yada kakasını yapacaktır, sakın dışkısını gösterip kızmak gibi yanlış hareketlerde bulunmayın. Her seferinde bıkmadan yeni yerini göstermelisiniz çünkü bu tarz tepkiler köpeklerde psikolojik olarak hasara neden olmaktır.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Uzaydaki Lazer Nedir? Ne İşe Yarar?

                   Uzaydaki lazerler deyince büyük olasılıkla sizin de aklınızda aynı şey canlandı: fantastik uzay gemileri arasındaki dev savaşlar, iyilerle kötüler nefes kesen bir gezegenin üzerinde çarpıştıkça beliren patlamalar. Gerçekte o noktadan çok uzaktayız (gerçi geleceğin ne getireceğini kim bilebilir?) fakat yine de lazerlerin şu anki ve gelecekte planlanan bazı kullanım alanları filmleri aratmıyor.

                   Lazerler neredeyse uzay çağının başlangıcından beri uzayda kullanılıyor. Mühendisler ilk başta lazerleri, yörüngedeki uyduların uzaklığını hassas biçimde ölçmek için kullanmışlardı. Böylece bir uydunun ne kadar hızlı ve yüksekte olduğunu ölçmek, bu paha biçilemez veriyle de Dünya yörüngesindeki tüm uyduların küresel bir haritasını çıkarmak mümkündü. Lazerler aynı zamanda birbirlerine kenetlenen iki uzay aracı tarafından da kullanılabiliyor. Örneğin; Uluslararası Uzay İstasyonu'na kargo uzay aracı geldiğinde olduğu gibi. Bu da iki aracın, aralarındaki mesafeyi önceden ölçmesini sağlıyor.

                   Lazerler daha yakın tarihte, iletişim içinde uzayda yepyeni bir kullanım alanı buldu. Uzay araçları geleneksel olarak Dünya'yla yada birbirleriyle radyo dalgaları yada mikrodalga kullanarak iletişim kurar. Ama ikisi de çok iyi yöntemler değildir. Çok dağıldıkları için veri aktarım hızları can sıkıcı derecede düşüktür. Çok da güç harcarlar ve Güneş sisteminin derinliklerine giderken bu kolayca gözden çıkarabileceğiniz bir şey değildir. Lazerle iletişimse çok daha fazla verinin çok daha kısa zamanda gönderilmesine izin veriyor.
                   NASA, 2013'ün Ekim ayında Ay Lazerle İletişim Gösterisi (LLCD) adlı çok önemli bir testi yerine getirerek bu yöntemin ne kadar faydalı olabileceğini kanıtladı. Bu sayede 622 Megabit (Mbps) hızında ver aktarımı yapılabildi ki bu, benzer radyo sistemlerinin sağladığının altı katından da fazla. Ay yörüngesindeki Ay Atmosferi ve Toz Ortam Kaşifi (LADEE) adlı uzay aracının üstünde bulunan deney, lazerle iletişimin gerçekten de uzay uçuşlarının geleceğinde aldın standarda dönülebileceğini kanıtlıyor.

                   Lazerlerin uzayda değiştirdiği tek şey iletişim de değil. Bilim insanları, uydulara monte edilmiş lazerleri Dünya'ya doğru ateşleyerek, yüzey yüksekliğindeki en küçük değişiklikleri, örneğin kutuplardaki eriyen buzları takip edebiliyorlar. NASA, Eylül 2018'de sırf bu iş için Buz, Bulut ve Yer Yükselti Uydusu (ICESat-2) adlı bir uydu fırlattı. Her saniye 60.000 ölçüm yapan bu uydu, Grönland ve Antarktika'daki buzlarda meydana gelen değişimi, bir kurşun kalemin çapı kadar hassasiyetle ölçebiliyor. Bu da iklimsel değişimin gezegeni ne kadar ısıttığını, gezegenimizin buzlarının ne kadarını kaybetmekte olduğumuzu bize gösteriyor.

                   Bunu galaktik uzay savaşları kadar etkileyici bulmadıysanız sıkı durun çünkü lazerlerin uzaydaki yepyeni bir kullanım alanı dudaklarınızı uçuklatabilir. Gelişmiş uzay araçlarını uzak mesafelere, muhtemelen başka yıldızlara taşımak için lazerle itmek. Işık yelkeni denilen bu uzay araçları sadece 100 atom kalınlığında süper ince bir materyalden yapılmış geniş bir tabaka halinde olacak. Ortasında da sadece birkaç gram ağırlıkta ve tüm aygıtları içeren küçük bir yapı bulunacak.

                   Bir futbol sahası büyüklüğündeki bu devasa yelkenlere lazer ışını tutarak, ışık hızınınkine yakın inanılmaz yüksek hızlara çıkarmak mümkün. Bu da yakın yıldızlara (örneğin 4,2 ışık yılı ötedeki Proxima Centauri) yolculuk süresini makul seviyelere indirebilir. Kimyasal itkiyle çalışan geleneksel uzay araçlarının oraya varması binlerce yıl alırken bir ışık yelkeniyle bunu bir nesil içinde başarmak olanaklı. Bu düşünce, önümüzdeki yıllarda bu tür bir uzay gemisi fırlatmayı planlayan İsrail kökenli Rus milyarder Yuri Milner'in Breakthrough Starshot projesi gibi projelere ilham kaynağı oldu.

                   Lazerler aynı zamanda Dünya'yı terk etmek değil de, korumak için de kullanılabilir. Örneğin üstümüze gelen bir asteroidin bir tarafını ısıtmak için lazer kullanabiliriz. Bunun etkisi büyük olmayacaktır ama yeterince önceden başlanırsa asteroidin rotasını, gezegenimize çarpmasını önleyecek kadar değiştirebilir. 2013'te ABD'de, Santa Barbara'daki California Üniversitesinden bilim insanları çok kuvvetli bir lazerle asteroidleri tümüyle yok etmeyi önerdiler. Bir lazerin asteroidi meydana gelen maddeleri buharlaştırmakta kullanılabileceğini, böylece asteroidin yok edilmese bile hedefinden şaşacağını ileri sürüyorlar. DE-STAR adını verdikleri bu proje, 500 metre uzunluğundaki bir asteroidi bir yıl içinde tamamen ortadan kaldırabilecek. Daha yakındaki hedeflere baktığımızda, bilim insanları lazerlerin gezegenimizin yörüngesindeki uzay çöplerini ortadan kaldırmak için de kullanılabileceğini söylüyorlar. Yörüngedeki döküntülere lazer tutarak bir taraflarının ısınmasını sağlamak, böylece onları yörüngeden çıkarıp atmosfere yaklaştırmak olanaklı.

                   Gezegenimizin etrafında dönen binlerce parça uzay çöpü olduğunu düşünürseniz, bu yarattığımız pisliği temizlemek için iyi bir başlangıç olabilir. Eğer gönlünüz bilimden yanaysa Avrupa Uzay Ajansı ESA'nın Lazer Girişimölçerli Uzay Anteni (LİSA) projesine bakabilirsiniz. ESA, 2034'te üç adet uzay aracı göndermeyi ve bunların biebirlerine lazer ışını tutmalarını hedefliyor. Lazerlerdeki küçük sapmalara bakarak kütleçekim dalgalarını (karadelik çarpışmaları gibi büyük olayların uzay zamanda yol açtığı dalgalanmaları) saptamayı umuyorlar.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

BLOG YAZILARIMIZA ABONE OLUN

ELEKTRİK / ELEKTRONİK İŞLERİNİZ !!!

~~~~~~Bilgisayar Tamiri, Bilgisayar Bakım ve Onarım, Bilgisayar Yazılım ve Donanım, Elektrik Tamir ve Kurulum, Her tür Elektronik İşleri, Güvenlik Kamerası Montajı ve Tamiri, Alarm Sistemleri, Otomatik Kapı Sistemleri Tamir ve Onarım, Yangın Alarmı Sistemleri Tamiri YAPILIR... Devamını OKU>>>

Sponsorumuz Olmak İster Misiniz?

Blogumuzun Arşivi

DOST SİTELER

Kahin Martinez ~ Rüya Tabirleri ~ WeblonG ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ ~ Site Ekle ~ Site