Afyon'un Parmak Isırtan Lezzetleri

AFYON LOKUMU;
                  Misafirliğe giderken hediyelik, özel günlerde ikramlık, kahve yanında şeker, bisküvi arasında aperatif, çocuk eğlencelerinde keyifli şekerleme olarak tercih edilen lokum niye bu şehirde markalaştı? Afyonkarahisar mutfağının sayısız tatları arasında, "Afyonkarahisar Lokumu"nun ilk sıralarda yer almasının nedenini gelin beraber keşfedelim.

                  Bölgenin kendine has iklim ve toprak yapısından dolayı şeker pancarının bölgede fazlaca üretilmesi yöre halkını lokum imalatına yönlendirmiştir. 1900'lü yıllarda Afyon'da ilk lokum imalathanesinde yetişen usta niteliği kazanmış girişimciler irili ufaklı 10'un üzerinde yerel imalathane açmıştır. Afyon Lokumu özel geleneksel tadı için gerçek bir ustalık ve üretimin her aşamasında yerel usuller gerektirir. Özde şeker, su, doğal mısır nişastası ve limon tuzu kitlesi kullanılır. Çeşitlilik için çeşni maddeleri, kuru veya kurutulmuş meyveler ve benzeri maddelerin ilavesiyle yöresel tekniğine uygun olarak hazırlanır. Küçük küp veya dikdörtgen şeklinde kesilen, tercihen üzerine Hindistan cevizi, Antep fıstığı vb. talaşı veya pudra şekeri kullanılır.

                  Kendine özgün tada ve kokuya sahiptir. Yüksek besin değerli, oldukça lezzetlidir. Diğer lokumlara kıyasla daha az şekerli olmasından dolayı lezzeti çok hafiftir. Büyüklerin tabiriyle "Yedikçe içini baymaz". Günümüzde il genelinde yaklaşık 80 tane irili ufaklı lokum üreten firmanın günlük ortalama miktarı ise 100 tondur. 1 kilo Afyonkarahisar Lokumu'nun uzunluğu yaklaşık 1,5 metre geldiği düşünülürse, günde üretilen lokum miktarının arka arkaya eklenmesiyle dünyanın çevresini 1 kez, 1 haftalık üretilen lokum miktarının arka arkaya eklenmesiyle dünyanın çevresini 2 kez dolaşmak mümkündür.

                  Türkiye'nin diğer tüm şehirlerinden daha fazla lokum üretilen Afyonkarahisar'da imalatı yapılan lokumunun yıllık ihracat miktarı 10 milyon doları bulmaktadır. İhracat yapılan ülkeler arasında Belçika, Almanya, Fransa gibi Avrupa ülkelerinin yanı sıra Arap ülkeleri Katar, Kuveyt, Cezair, Libya, Kosova, Türkmenistan ve Azerbaycan bulunmaktadır. Ülkenin doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine süren yolculukların vazgeçilmez durağı Afyonkarahisar'da bu eşsiz lezzetin keşfini siz de paylaşın.

AFYON KAYMAĞI;
                  Dünya mutfakları arasında ilk sıralarda bulunan Türk mutfağının mihenk taşı, tatlılarıdır. O tatlıların olmazsa olmazı ise kaymak... Kaymağı bugün pek çok şehirde, hatta market raflarında bile görebiliyoruz. Ancak kokusu, kıvamı ve rengi ile bu kaymağın bir benzerine rastlayamazsınız. Her birimizin kaymak olarak tükettiği süt ürünü bu şehirde nasıl bu kadar nefis bir tada dönüşerek "Afyonkarahisar Kaymağı" adını aldı merak ettiniz değil mi?


                  Bu şehrin coğrafi konumu ve coğrafi özellikleri, rakımı, sert iklim şartları, doğal kaynak suları, sahip olduğu meraları, doğal otlakları ve yaylaları ile büyükbaş hayvancılığa uygundur. Bu nedenle Afyonkarahisar'da hayvansal ürünleri sağlıklı koşullarda ve bol miktarda üretmek daha kolaydır. Şehrin kaymağı da manda sütünden elde edilmektedir. Besiye çekildiklerinde özellikle Afyonkarahisar'a özgü haşhaş küspesi ile beslenmeleri mandaların sütlerine ayrı bir lezzet vermektedir. Manda ineğe göre daha az süt verse de, inek sütünün yağ oranı %4 civarında iken manda da bu oran yaklaşık iki katıdır. Nazlı bir hayvan olan manda, ineğe göre çok daha az süt verir. Bir sağımda elde edilebilecek süt mikarı 3-4 litre arasında değişir. Manda sütünde bulunan yağın özelliği ile rengi beyaz ve kıvamı yoğundur. İnek sütünden elde edilen kaymak ise sarımsı ve sulu kıvamlı olur.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Polisiye Romanı Nasıl Yazılır?

                 Büyük Rus yazar Dostoyevski'nin, "Sabahları erken kalkarım çünkü bir an önce çalışma masamın başına geçip hikayemin nasıl devam ettiğini merak ederim" dediği rivayet edilir. Stephen King ise karakterlerini daha hikayesinin başında çıkışı olmayan bir duruma sokar, ardından da onların bu durumdan kurtulma çabalarını izler, öyle yaptığını söyler yani... Bilmiyorum, belki de bu dehaları sabahları masalarının başında ziyaret eden, kalemlerini edebiyatın en mükemmel eserini yazmaya iten, kendilerini de yazının Olimpo Dağı'na çıkaran bir ilham perisi gerçekten de vardır. Yine de ilham perisi olgusunun sıradan fanilerde geçerli olduğu konusunda ciddi şüphelerim var. (Dostoyevski ve King'in yukarıdaki gibi davranmadığına da eminim. Bu cümleleri söylediklerini de sanmıyorum)

                 Tecrübeme dayanarak söylüyorum ilk cümlenizi yazmadan hikayenin bitişini bilmenizde çok büyük bir yarar var. Nereye gideceğimi bilirsem başlangıçla bitiş arasındaki o yol çok daha anlamlı olur. Yazarken asla daire çizmem, yuvarlak laflar etmem ve tali yollara sapmam. Oldu ki yaptım, bunu okurumu şaşırtmak, verdiğim bazı ipuçlarını ona unutturmak, onu ofsayta düşürmek amacıyla, bilerek uygularım.

                 Eğer yazar, kahramanının başına ne geleceğini bilirse bambaşka yazar. Bu sadece kahraman için değil, eserin kötü adamı için de geçerli. Eğer kötü karakterin kaderini belirlediysem (ölüyor mu, kalıyor mu gibi...) hikayenin nasıl bir seyir alması, onun kahramanlarımla ne zaman ve nasıl karşılaması gerektiğini daha iyi kestirebiliyorum. Sonunu bilmek, yazmak istediğim polisiye romanın kurgusunu ve ritmini doğrudan etkiler. Kahramanlarımın karakterlerini de...

PLANLAMA, POLİSİYE YAZMANIN TEMELİDİR AMA...
                 Demek ki planlama, polisiye roman yazmanın temelidir (tabii yukarıdaki edebiyat dahilerinden biri değilseniz). Ama planlamanın da sınırı var. Yazmanın en güzel tarafı, aklınıza sürekli yeni fikirler gelmesi, bunun son derece kişisel bir yaratıcı süreç olması. Dolayısıyla planlamayla kendiliğinden gelişen olaylar arasından denge kurmak önemli.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Akıllı Teknoloji Devleri İnceleme Altında

                     Samsung, Apple ve Huawei şu an Türkiye'deki en popüler telefon markaları. Bu üreticilerin en üst seviyeyi ellerinde tuttukları kesin. Bu en üst seviyeden uzakta, bir çok Android telefon modelleri de ortaya fiyat sınıfında bulunmasına rağmen uygun fiyatlarla harika performans sunabiliyorlar. Peki bunun sırrı nedir? Bu soruya bir cevap bulmak için 8 model teste tabi tutuldu. Testin kazananı Huawei P20 ile birlikte, ki bunun fiyatı 4,000TL arasında. Huawei P20 ve P20 Lite telefonlarına ek olarak, üç Asya markası daha söz konusu, bunlara Huawei'nin alt firması Honor ve HTC de dahil. İki Nokia (7 Plus ve 6) ile Motorola Moto G6 Plus da değerlendirildi. Fiyat tavsiyemiz Huawei P20 Lite Çin malı ve 1900 TL'lik fiyatı ile en iyi ekrana sahip.
Android Sürümlerine Dikkat!
                     Uygun fiyatlı HTC Desire 12 (Android 7.0) hariç, tüm modellerde en son Android 8.0 veya 8.1 (Oreo) sürümü vardı. Fakat bu tüm modellerin aynı yazılım desteğine sahip olduğu anlamına gelmiyor. Huawei ve Honor kullanıcılarının EMUI-8 ara yüzüne özlem duymaları olası.

                     Moto G6 Plus standart Android ile geliyor, yani Google'ın tüm Android uygulamaları ve değiştirilmemiş orjinal arayüz ile. İki Nokia ise Android One sürümleri; Temelde, bunlar özel Google özellikleri olan standart Android'ler. Bunlarda iki yıllık güncelleme garantisi var ve buna güvenlik güncellemeleri de dahil. Basitçesi, Android One Nexus programının devamı..

İyi ekranlar var ama kamera kalitesi değişken;
                     Bütün telefonların ekran ebatı 5.5 ila 6 inç arasında. Bu tüm telefonların görece büyük olduğu manasına geliyorsa da telefonlar tek elle tutulup kullanılabiliyor. Ortalama çözünürlük 1,080 x 2,280 piksel, detay anlamında zenginler ucuz Desire 12 hariç, bunun çözünürlüğü 720 x 1,440 piksel seviyesinde. Cihazların görünüşü ve işçiliği de son derece tatmin edici. Çinliler başka modellere benzeme konusunda asla çekingen değiller. Honor 10 ve Huawei P20 Lite neredeyse aynı iPhone X kasasına sahipler.

                     Moto G6 Plus, 590 cd/m2 ve 48:1 gibi yüksek bir ekran parlaklık değeri ile dikkat çekiyor. Nokia ve HTC'nin ucuz ama sınırlı telefonları hariç, diğer tüm modellerde iyi ekranlar var. Fakat malesef aynısını telefonların kameraları için söylemek mümkün değil. Testin kazananı P20 19.7 megapiksel çipi ve çiftli LED aydınlatması ile en iyi fotoğraf kalitesine ulaşıyor. Huawei halen Samsung Galaxy S9 Plus seviyesinde değilse de etkileyici fotoğraflar çekebiliyor, düşük ışıkta dahi. Motorola ise tamamen farklı 12 megapiksel sensörü ve tuş gecikme süresi bir saniyenin üstünde ve bu da keskin snapshotları zor hale getiriyor. HTC ve Nokia 6 da düşük ışıkta etkileyicilikten uzak bir performans ortaya koyuyorlar.

                     Fiyat tavsiyemiz Huawei P20 Lite da ortalamanın az üstünde bir kameraya sahip. Akıllı telefonlar idare eden fotoğraflar çekse de, snapshotları detaylarda kayboluyor. Eğer ucuza iyi bir kamera arıyorsanız, Nokia 7 Plus'ı değerlendirmelisiniz. Bir not: HTC ve Huawei (P20 Lite) haricinde tüm modeller 4K video çekebiliyor.

Güçlü piller ve sağlam işlemciler;
                     Orta seviye segmentinde uzun ömürlü ve güçlü piller var. Online kullanımda Nokia 6 2018, 10:25 saat ile en uzun kullanım süresine sahip. Ortalama olarak, cihazların pil ömrü 8.5 ila 10.5 saat arasında, sadece Huawei P20 Lite 7:38 saat seviyesinde. Tüm cihazları şarj süresi 2 - 2.5 sat seviyesinde, sadece HTC Desire 12 istisna, bunun şarjı 3.10 saat sürüyor. Tüm bu cihazlar gerekli kablo ve adaptör ile hızlı şarj imkanı sağlıyor. HTC hariç.

                     Orta sınıf fiyatına rağmen 1 ila 6. sıra arasındaki modeller en üst seviye modellerinkine yakın bir performans sergiliyor. Qualcomm ve Hisilicon işlemciler çoklu işlemler ve hafıza yoğun kullanan oyunlar için yeterli güce sahipler. 3.000 TL'den ucuz modeller söz konusu olunca, şu ana kadarki iyi izlenim kayboluyor gibi olsa da, HTC'nin başlangıç seviyesi telefonu hariç tüm cihazların performansı tatmin edici. Bazı WLAN standardları mevcut değil, sadece N standardını destekleyen modeller (Nokia 6, ve HTC) web siteleri ve uygulamalar için uzun bir erişim süresine sahipler.
İyi hafıza kapasitesi ve Type C soket;
                     Asya'da, akıllı telefonlar genelde çift SİM yuvası ile satıldığı için test ettiğimiz cihazlarda bununla karşılaşmamız sürpriz değil. Fakat, testin kazananı ve Honor 10'un ek hafıza kartı yuvası yok. Fakat test ettiğimiz modellerin de 111 veya 113 GB gibi tatmin edici bir kapasitesi mevcuttu. Honor View 10 ve Honor 10 da 100GB üstü kapasiteye sahipler ve diğer cihazlarda bu boş hafıza alanı 20 ila 50 GB seviyesinde. Uzun süreli kullanımda bir hafıza kartı edinmek kaçınılmaz.

                     Tüm felaket senaryolarına rağmen, telefonlar (testin kazananı hariç) kulaklık için 3.5 mm'lik jak soketine sahipler. Huawei P20 USB Type C 3.1 soketi desteği olan tek telefon. HTC (micro-USB) hariç, tüm modeller USB soketine sahiptirler ama eski 2.0 ve 3.0 versiyonunu bulunduruyorlar. Tabi ki hoparlör ve kulaklıkların Bluetooth ile de bağlanmaları mümkün. 

Sonuç: Orta sınıfta da kaliteli cihazlar var:
                     Tüm test edilen cihazlarda iyi bir ekran ve uygun pil örü vardı. 300 - 0 TL'den pahalı tüm modellerde performans yüksekti ve pratik bir hafıza özelliğine sahiplerdi. Sadece kameralar konusunda cihazlar en üst seviye cihazlardan ayrıldılar, testin kazananı hariç buna rağmen çoğunun kabul edilebilir fotoğraflar çektiğini de belirtelim. Bir kaç istisna dışında telefonlar, zaman içinde herkes tarafından bilinip sır olmaktan çıkacak seviyede iyilerdi.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Viyana'da Adım Adım Lezzet Durakları...

                 Avrupa'nın bu popüler kendi Viyana'da ne yenir derseniz tabii ki ilk akla gelen ünlü şnitzeli geliyor. Yanında patatesi ile gerçekten burada pek çok yerde oldukça lezzetli yapılıyor. Tafelspitz ise et, patates ve havuç gibi sebzelerle yapılan bir tür haşlama. Elmalı turtaları ise kesinlikle muhteşem! Pastacılıkta tüm çeşitleri ile çok başarılı olduklarını söylemek istiyorum.
Viyana'nın en ünlü ve keyifli bir kaç restoranı ise;
Figlmüller: Şimdi dördüncü kuşak tarafından işletilen, St. Stephen Katedrali'nin arkasındaki Wollzeile'de bulunan Viyana restoranı Figlmüller Viyana'nın en ünlü şnitzelini yaparak hizmet veriyor. Zamansız smokinlerde şık, uzman garsonlar cömertçe büyüklükteki ve çıtır spesiyalleri masanıza getiriyor.

                 Wiener Tafelspitz (haşlanmış sığır eti), tereyağlı köfte soslu dana gulaşının yanında Wiener Tafelspitz (haşlanmış sığır eti) gibi Figlmüller menüsünde diğer Avusturya mutfak klasiklerini bulabilirsiniz. Ancak, herkesin ağzında gerçekten tek bir tabak var o da; Figlmüller Schnitzel..
Restaurant Steirereck: Michelin restoran Avusturya'nın Avusturya yemekleri için bir numaralı gurme tapınağıdır. Viyana'daki iki Michelin restoranından biri olan Steirereck, S. Pellegrino'daki Dünya'nın En iyi 50 Restoran listesinin ilk yarısında yer alıyor. Şef Heinz Reitbauer, Schönbrunn Sarayı bahçelerinin tepesinde yetiştirilen mor bir havuç olan Beta Tatlı Havuç gibi nadir bulunan yerel sebzeleri yeniden keşfederek yenilikçi yerel gıda kreasyonları ile ün kazanmış. Steirereck, Relais & Chateau'nın bir üyesidir ve yıllardır Avusturya'nın en iyi restoranlarının başında geliyor. En iyi mevsimlik malzemelerden (çoğu Avusturya'dan geliyor) yapılan kişisel yemekler, kişisel hizmet ve ülkelerin en iyi mutfağının tadını çıkarmak için harika bir ortam.

Mraz & Sohn: Avusturya'dayken herkesin en iyi restoranları listesinde olması gereken bir restoran. Peggy Strobel tarafından yapılan muhteşem peynir sunumu, tek başına görülmeye değer bir yer haline getiriyor. Bugün Şef Patron Markus Mraz, oğullarından biri olan Manuel ile birlikte yemek yapıyor. Restaurant Manager & Sommelier Peggy Strobel, Markus'la nişanlanmış ve birlikte sizi hareket ettirecek ve lezzet merkezinize mümkün olan en iyi şekilde bakacak bir aile şirketi işletiyorlar.

                 Yemek odası ve güzel iç avlu çağdaş tarzı hepsi çok davetkar. Mraz & Sohn'da başka hiçbir yerde bulamayacağınız bir sanat ve stil bulacaksınız. Mraz ailesinin mevsimsel mutfağı oldukça yaratıcı ve hem gözleriniz hem de damak için ziyafet çeken sunumların eğlenceli olduğunu fark edeceksiniz. "Risk yok eğlence" olarak adlandırılan tatma menüsü, Mraz & Sohn'un gastronomik evrenine mükemmel bir giriş. Alakartın yanı sııra çırçır-salatalık istiridye ile Tuna somonu yada bezelye, tutku meyvesi ve bademli dana bonfile gibi yemeklerin sunulduğu iki ek menü seçeneği de var. Mayıs ayında restoranda yemek yeme şansınız varsa, Maybuck'taki yerel oyun lezzetine sahip olacaksınız. Musquee balkabağı, mantar, lor ve yaban mersini ile servis ediliyor.
Le Ciel: Otelin yedinci katında "Le Ciel" (Fransızca gökyüzü) adında bir dair bulunuyor. Çiçekler, mavi tavanlar ve avizelerle muhteşem bir atmosferi var. Canlı müzikten hoşlanıyorsanız, girişe yakın bir masa sormanızı öneririm. Akşamları oldukça iyi bir piyanist eşliğinde ki yemeğiniz harika geçecek! Mutfak en iyi kalitede ürünler kullanılarak hazırlanan özgün ve yaratıcı yemekler sunuyor. 3-4 veya 5 yemekli tadım menülerini tavsiye ederim.

Plachutta: Bu geleneksel restoran iş yemeğinden bir aile yemeğine kadar her şeye uygun. İç kısmı, ahşap paneller ve havadar bir kış bahçesi ile sofistike görüntüsü oldukça sıcak. Plachutta, Tafelspitz'lerinin efsanesi diyebilirim. İmparator Franz Josef tarafından uzun süren saltanatı boyunca sevilen, haşlanmış sığır eti yemeğinin 10 çeşidini sunuyorlar. Özellikle Schulterscherzel (sığır eti omuzu) veya Beinfleisch (sığır eti incikli) denemelisiniz. Patates, frenk soğanı ve çekici bir yaban turpu ve doğranmış elma karışımı her siparişe eşlik ediyor.

Cafe Sacher: Bir efsaneden daha fazlası... Bir pasta. Efsaneye göre, 1832'de ünlü Sachertorte'nin icat edilmesi Franz Sacher tarafından yapıldı. Meşhur Sacher Torte kesinlikle denenmeli! Tüm kekler ve pastalarda kullanılan taze meyveler ise kesinlikle muhteşem! Kışın yaklaşık 3 ay bembeyaz güzelliği olan Viyana baharda bahçeleri ile bir gelin gibi tüm güzelliğini sergiliyor. Birbirinden hoş lezzetler sunan restoran ve kafeleriyle Avrupa seyahati planı yapanların kesinlikle gözdesi!...
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Sorunsuz Bir İlişki Mümkün Mü?

                   Bir aşk ilişkisi yaşıyorsak, aşka özgü illüzyonun ve coşkunluğun etkisiyle tatsız gerçekler başlangıçta gözden kaçar yada hasıraltı edilebilir. Ancak aşkın duygusal kredisi bittiği vakit, hem kendimize, hem ötekine, hem ilişkiye hem de varoluşa özgü gerçekler çıplak görünür hale gelir ve sorunlar çıkmaya başlar. Artık ötekine hayran olmayı ve ötekinin aynasında kendimize hayran kalmayı bırakıp, hayatta olmanın sorunlarıyla ilgilenme vaktidir.

                   Aşk, kendimizden çıkıp gittiğimiz bir yerdir. Aşk bittiğinde, kendimizden aldığımız mola da biter. Bu yüzden asıl ilişki, aşk bittiğinde başlar, biz kendimize geldiğimizde. Varoluşa özgü iş yükü geri döndüğünde...
                   Sorunsuz bir yaşam yada sorunsuz bir insan olamayacağı gibi, sorunsuz ilişki de yoktur. "Sorun" yaşıyor olmak, bu dünyada nefes alıyor olmanın, hala hayatta olmanın bir göstergesi. Her ne kadar insanı isyan ettirecek kadar çok sorunla, engelle, zorunlulukla uğraştığımız fazlasıyla talepkar bir dünyada yaşıyor olsak da, sorunun yaşam belirtisi olduğunu idrak ve kabul ettiğimizde, daha gerçekçi, daha dayanıklı, daha güçlü bir oluşa geçiyoruz.


                   Yaşadığımız ilişkilerde çıkan sorunları da, ilişkiyi apar topar bitirme gerekçesi olarak değil, hayatın bir parçası olarak görmeye başlıyoruz. İşte bu bakış, bizi besleyen, büyüten, olgunlaştıran ve sürdürülebilir ilişkilere taşıyacak olan vasıta. Önemli olan, tarafların ilişkide çıkabilecek sorunları elbirliğiyle çözmeye talip olmaları ve bunun için birlikte adım atabilmeleri. Bu da tabii, bireysel sorunların nasıl karşılandığına bağlı. Kişi kendi sorunlarını nasıl inkar ediyor, görmezden geliyor, kendisine bu hayatta ne olup bittiğini anlamaya çalışmıyorsa, çözüm üretmekten, yetemediği durumda çevresindekilerle bağ kurup yardım istemekten acizse yada durumu değiştirmek için elinden bir şey gelmeyeceğine inanıyorsa, ilişkide çıkan sorunlara karşı da aynı şekilde tepki vermesi muhtemel.

                   Burada sorunların çözümünden söz ederken onların yok edilmesinden, bir daha ortaya çıkmamak üzere giderilmesinden söz etmiyorum elbette. Sorunların pek çoğunu yok edemeyiz, çözemeyiz de. Ama sorunlar bizi çözebilir. Durumu her zaman değiştiremeyiz belki ama durumla kurduğumuz ilişkiyi değiştirebiliriz. Yani, sorunlarla ilgilenmek ve mücadele etmek, kendimizi anlamayı, ötekini anlamayı, ötekine derin katmanda temas etmeyi, hayatı kavramayı, derinleşmeyi, gelişmeyi, olgunlaşmayı mümkün kılar. 

                   Bizi sorunsuz akan refah dönemleri değil, mücadele edilen, zorlukların birlikte aşıldığı anlar güçlendirir. İlişki yaşamak, kendi yaşam hikayemizle iç içe geçmiş ortak bir tarih yazmaktır. Kendi yaşam hikayemizin yazarı, yönetmeni, başoyuncusu olmak istiyorsak, zora gelmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Sevdiğimizle ortak bir tarih yazabilmek için ise, her ne kadar makro sistem hedonizmi dayatsa da, varoluşsal yalnızlığa, sıkıntıya, engellenmişliğe ve en önemlisi de gerçekliğe karşı dayanıklı olmak lazım. Yoksa bitiyor ilişki. Pek çoğu yazık ki başlayamadan bitiyor.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Sizi Özgürleştirecek Beş(5) Davranış

                   Amerikalı psikolog Albert Ellis, psikanalistlik yaptığı yıllardan edindiği tecrübeler ışığında, 1961 yılında (Düşünsel Duygulanımcı Davranışçı Terapi) metodu geliştirdi. Terapi metoduyla aynı ismi taşıyan kitabı, şu tek cümlelik özet etrafında şekilleniyor: "Nasıl düşünürsen öyle hissedersin." Ellis'e göre, ancak ve ancak bize acı veren mantıksız inançlarımızı tamir eder ve düzeltirsek, kendimizi hapsettiğimiz zindandan kurtulabilir ve bizim için en iyi olan hayatı kurabiliriz. İş hayatı, özel hayat, aile, sosyal çevre gibi sorun yaşadığınız alanlarda Ellis'in önerdiği beş tavsiyeyi uygulayabilirsiniz. Zira bizi en çok zehirleyen düşünceler bu alanlar içinde ortaya çıkar ve bertaraf edilmeleri gerekir.
1. Zorunlulukları Bırakın.
                   "Yapmalıyım" , "Başkaları yapmalı" , "Evren yapmalı"... Zehirli ve mantıksız düşünceler maskesine bürünmüş inatlarımızı Albert Ellis "zorunluluklar" olarak adlandırır. Bizi duygusal anlamda hırpalayan bu "meli, malı" tavrımız yüzünden şahsi ihtiyaçlarımız ile heveslerimiz arasında köprü kuramaz hale geliriz. Oysa bir başarısızlığa uğradığımızda, bunun üstesinden gelmek için harekete geçirmemiz gereken tek şey yine kendimiziz.
-Her şeyi en doğru şekilde yapmalı ve başkaları tarafından onaylanmalıyım, aksi takdirde ben bir hiçim.
-Başkaları bana tam olarak benim istediğim gibi davranmalı.
-Evren istediklerimi tam dilediğim gibi elde etmemi sağlamalı.
                   Ne zaman çaresiz bir durumda kalsak ve sıkışmış hissetsek, bu "zorunluluk"lar aklımızda devreye girer. Olumsuzluğun kafamızın içinde nasıl işlediğini anlarsak, üzerimizdeki sonuçları daha hafif olur ve onları kafamızdan atma yetisi kazanırız.

2. Doğru Kelimeleri Seçin.
                   Psikologlara göre, bir tecrübenin farkına varmak ve kendini geleceğe hazırlayabilmek için kelimeleri özenle seçmek elzemdir. Kullandığımız kelimeler sadece düşünce tarzımızı ortaya çıkarmakla kalmaz, aynı zamanda davranışlarımızı da yönlendirir. Kaşımıza gelenleri yorumlama şeklimiz veya yaşanan olayları karşılama biçimimiz ruh halimiz üzerinde etkilidir. Ruh halimiz ise fikirlerimizi güçlendirecek duyguları harekete geçirir. Örneğin şansız olduğumuzu, hiçbir işe yaramadığımızı, asla bir başarı elde edemeyeceğimizi kendimize durmadan tekrarlamaktansa, elimizden geleni yaptığımızı, şu veya bu konuda muhtemelen dikkat ve bilgi eksikliğimiz olduğunu be bir dahaki sefere sorunu bertaraf etmek için daha iyisini yapacağımızı söyleyerek kendimizi telkin etmemiz daha iyi olacaktır. Bu arada asla büyülü sözler söylemekten bahsetmiyoruz. Sadece yanlış ve olumsuz fikirlerle vakit kaybetmektense, ilerlememize yardımcı olacak sözlere ve düşüncelere yatırım yapmalıyız.

3. Mizahı Kullanın.
                   Klinik psikolog William Knaus, Ellis'in sağlık sorunlarına rağmen gülmeyi, güldürmeyi sevdiğini belirtiyor. Çünkü mizah geriye çekilmeyi, daha geniş açıdan bakmayı, olayları dramatize etmemeyi, sağlam durmayı ve etrafımızda iyi bir paylaşım ortamı yaratmayı sağlıyor. Olay ve durumların komik yönünü görerek, komedyenleri izleyerek, komedi programlarını tercih ederek gülme kaslarını düzenli olarak çalıştırabiliriz. Bunun bulaşıcı etkisini de hemen hissedeceksiniz. Kendinizi bir bilge gibi konuşurken, akıl verirken, fazla titizlenirken veya ağlamaklıyken yakaladığınızda, derhal durun! Unutmayın ki fazla ciddi ve huysuz insanlar sadece itici görünmekle kalmaz, aynı zamanda stresin etkilerini diğer insanlara göre daha fazla yaşarlar. Gerçekten ciddi olan ile olmayan arasındaki ayrımı fark edemez hale gelirler. Ve onların mükemmellik takıntıları sadece kendilerinin değil, çevresindekilerin hayatını da zindan eder.

4. Kendinizi Hırpalamayın.
                   Birçok insan "Keşke"lerle, "Şöyle yapmalıydım"larla hayatı kendine zehir ediyor. Tekelinde dönen ve hiç ilerlemeyen hamster gibi yerlerinde sayıyorlar ve gözlerinde kendi değerlerini düşürüyorlar. Devamlı olarak kendine sitem etmek, kendine işkence etmektir. Eğer bir hata yaptıysak, çok ciddi bir hata olsa bile, suçluluk duygusunu bir süre hissettikten sonra, bize sadece akılcı ve yapıcı iki seçeneği uygulamak kalır. Kendimizi affetmek ve hatayı düzeltmek. İlki, yani kendimizi affetmek, gerçeklerle yüzleşmeyi ve sorumluluk almayı gerektirir. İkincisi, yani tamir etmek ise somut veya soyut şekilde, özsaygımızı başrole koyup onu iyileştirir. Ayrıca kendimize sitem etmeyi bırakmak, hayatımızın dizginlerini elimize almamızı ve başka şeylere odaklanabilmemizi sağlar. Eğer olumsuz bir duruma düşmemize sebep olan bir hata yapmışsak, kendimizi affetmemiz ve bu tecrübeden dersler çıkarmamız önemlidir.

5. Kendinizi Düşünün.
                   Öncelikle, "kendinizi düşünmenin" kendinizden başka kimseyi düşünmemek veya kendinizi herkesin önüne koymak demek olmadığını bilmelisiniz. Ancak şu da bir gerçek ki, maruz kaldığımız yargılamalar, normlara uyma zorunluluğu ve başkalarındaki imajımız (ebeveynler, toplum, akrabalar, arkadaşlar) hayatın her alanında mutluluğa ulaşmaktan bizi alıkoyabiliyor. Ellis tam da bu noktada bilinçdışının ve şahsi geçmişin omuzlarımızdaki yüküne rağmen iradenin gücüne inanır. Bu yüzden, psikanaliz hastalarını mutluluk kaynaklarını belirlemeye ve bunları hayatlarının merkezine koymaya yönlendirir. Hepimiz kabul görmek, takdir edilmek, sevilmek istiyoruz, ancak bazen bu arzularımızı gerçek mutluluklarımız için geri planda bırakmayı bilmek gerekiyor. Ellis, "Mutluluğun peşini bırakmamalıyız" der. Sonunda, ferahlamamızı sağlayan irademize ve dayanıklılığımıza şükrederken bulacağız kendimizi. Klinik psikolog William Knaus şöyle diyor: "Gerçekten isterseniz ve mutluluğunuz için çaba göstermekten kaçınmazsanız, iradenizin gücünden yararlanabilir, ruh sağlığınız için gereken sonuçları alabilirsiniz."
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Köpeğinizin Ruh Halleri ve Anlamı...

                Köpeğinizi öğlen sıcak saatlerde dışarı çıkarmayın ve kesinlikle yürüyüş yapmayın. Köpeğinizin yutabileceği cisimleri ortada bırakmayın. Evinizde köpeğinizin göz hizasında sehpa, masa yada köşeleri sivri herhangi bir cisim var ise mutlaka kaldırın yada köşelerini kapatacak çözümler bulmaya çalışın. Asla köpeğinizi tasmasız gezdirmeyin.
Köpeğiniz dominant mı saldırgan mı?
                Köpek sahiplerinin en çok karıştırdığı konulardan bir tanesi de köpeklerde dominantlıktır. Bu konu en çok köpeklerde saldırganlık ile karıştırılır ve köpeğin saldırgan mı veya dominant mı olduğu sorusu, kafaları karıştırmaktadır. Fakat köpeklerde saldırganlık bir davranış bozukluğudur. Dominantlık ise köpeğin karakteristik özelliğidir ve bir üstünlük mücadelesidir. Aynı zamanda da köpeklerin doğasında olan, içgüdüsel bir davranıştır.

                Saldırganlıksa sonradan öğrenilmiş bir davranış şeklidir. Agresif köpekler daha çok, başka bir köpeğe veya insana saldırganlık sergilerken, dominant köpekler çok fazla saldırma girişimlerinde bulunmaz. Yani dominantlığın saldırganlıkla pek ilgisi yoktur ve birbirinden oldukça farklı kavramlardır. Köpeklerde dominantlık doğdukları ilk andan itibaren, annesini emmek için kardeşleri arasında ki meme savaşıyla başlar çünkü mücadele etmeyerek beslenme çabasına girmeyen yavrular aç kalacaktır.

                Köpek yavruları büyüdükçe de sürü içerisindeki hiyerarşik yerleri ve yavruların karakterleri belirginleşecektir. Mesela annesinin memesine ilk ulaşan, kardeşleriyle oyun oynarken geri adım atmayan yani hiç bir koşulda teslim olmayan yavru muhtemelen büyüdüğünde de çok baskın bir karaktere sahip olacaktır. Sizde ileride sahibi olarak köpeğinize liderliğinizi kabul ettiremezseniz, hatta bu liderlik görevini köpeğinizin ellerine teslim ederseniz, köpeğinizdeki dominantlık belirtileri o andan itibaren gün be gün artarak devam edecek ve neredeyse çözümlenemeyecek bir sorun olarak karşınıza çıkacaktır.

Köpeklerde havlama şekilleri!
                Orta düzeyde yinelenen havlama sezinlenen kötü bir durumun bildirilmesi bahçeye giren hırsız gibi... Birkaç kere tekrarlanan duraklayarak devam edilen havlama köpek şüpheleniyor ama tanımlayamıyor gelsen iyi olur diyor aslında. Uzun sürek duraklı havlama şikayet ediyor yalnız veya arkadaş arıyor. Kısa birkaç kez havlama ise hoşgeldin demek istiyor. Bir seferlik kısa havlama sıkılganlık belirtisidir. Uzun kısa ve tiz havlamalar canım acıyor, mırıldanarak havlama hadi oyuna başlayalım demek anlamına geliyor.

Köpeklerde hırlama şekilleri:
                Derin hırlama ve havlama, dişler gösterilmiş, kulaklar dik ve kuyruk yukarıda ise savaşmaya hazır ve öfkeliyim demektir. Orta düzey hırlama ve havlama, kulak yatık dişler gösterilmiş ve kuyruk bacak arasında ise endişe ve korku göstergesidir fakat kendinden emin ama savunmadan kaçmıyor demektir. Orta düzey hırlama, dişleri göstermiş durumdan hoşnut değilim demektir. Yüksek sesle hırlama (yavru köpeklerde görülebilen tavır) dişler gösterilmiş, bu oyundan çok zevk aldığını işaret eder.

Sinirliyim yaklaşma:
                Kulaklar geriye doğru çekiktir. Gözler bir noktada sabitlenmiştir. Ağız dişler görünecek şekilde geriye doğru çekiktir. Hırıltılar çıkarabilir. Vücut yüksek ve gergindir. Boyun tüyleri de kabarmıştır. Kuyruk dik ve kabarıktır. Köpek hırlar veya yüksek sesle havlar. İyi eğitilememiş ve sosyalleştirilmemiş köpeklere özgü bir davranış biçimidir. Evde ve sokakta yaşayan köpeklerde görülebilir. Bu tür köpekler çoğunlukla mutsuzdur.

Ben çok sakin ve uysalım:
                Kulaklar aşağıya doğru basıktır. Gözler biraz kısıktır. Dudaklar açıktır ve yüzde bir mutluluk ifadesi vardır. Diğer köpek veya insana burun sürter ve yalar. Köpek sırt üstü yere yatmış ve patiler göğüs hizasında yukarıya doğrudur. Daha çok evde yaşayan köpeklerde ve sokakta yaşayıp da bir çeteye mensup olmayan köpeklerde gözlenen beden dilidir.

Mutluluktan yerimde duramıyorum:
                Kulaklar dik, gözler açık ve rahattır. Ağız açık ve heyecandan nefes nefesedir. Vücut oldukça hareketlidir. Sürekli bir sağa bir sola atlar ve yerinde duramaz. Kuyruk oldukça hareketlidir. Daha çok evde yaşayan köpeklerde ve tüm yavru köpeklerde gözlenen bir beden dilidir.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

BLOG YAZILARIMIZA ABONE OLUN

ELEKTRİK / ELEKTRONİK İŞLERİNİZ !!!

~~~~~~Bilgisayar Tamiri, Bilgisayar Bakım ve Onarım, Bilgisayar Yazılım ve Donanım, Elektrik Tamir ve Kurulum, Her tür Elektronik İşleri, Güvenlik Kamerası Montajı ve Tamiri, Alarm Sistemleri, Otomatik Kapı Sistemleri Tamir ve Onarım, Yangın Alarmı Sistemleri Tamiri YAPILIR... Devamını OKU>>>

Sponsorumuz Olmak İster Misiniz?

Blogumuzun Arşivi

DOST SİTELER

Kahin Martinez ~ Rüya Tabirleri ~ WeblonG ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ ~ Site Ekle ~ Site