Yağ Yakma Adına Yapılan SPOR'lar!

                      En çok karşılaşılan öneri spor yapmak, daha fazla hareket ederek, hatta normal yaşamımızdan bile hareketli olarak bu biriktirdiğimiz yağları harcamamızı sağlamak. Eğer hareketlerinizi artırırsanız bu yağlar enerji kaynağı olarak devreye girer mi? O zaman, yaptığımız spor ile bu yağların harcanması mümkün mü? Değil tabii ki!

Birinci Neden: Depo yağların bize normal günlük aktivitemizi yapacak kadar bile enerji veremeyecek olmasıdır. Bu yağları koşmak ve spor yapmak gibi daha fazla enerji gerektirecek hareketlerde kullanmamız mümkün değildir. Doğada iki türlü ani ve zorunlu hareket vardır. Kaçmak ve kovalamak...
                      Bu iki harekette de sonuç hayati önem arz eder. Kaçarsan hayatını kurtarırsın, kovalayıp yakalarsan yiyecek buldun demektir, bu da hayatının devamı için çok önemlidir. Şimdi düşünün, bu kadar önemli görevleri yerine getirirken vücudunuz, sadece önemli organların çalışmasını devam ettirecek kadar düşük dozda enerji veren dolgu maddesi olan yağları mı devreye sokacaktır, yoksa "can havli" dediğimiz hareketi sağlayacak, kas ve karaciğerde biriktirdiği yüksek enerji veren glikojen depolarını mı devreye sokacaktır? Bedenimizin bir aklı vardır. Beyin korteksi ile, yani düşünerek onu yönlendiremezsiniz. Eğer koşmaya başladıysanız vücut için bunun anlamı sabah koşusu değil, kaçmak veya kovalamaktır. Sağlıklı yaşam için veya şişmanlıkta oluşan yağları tüketmek için koşmak vücudun kitabında yazmaz. Beden aklı bunu kabul etmez.

İkinci neden: İnsanlarda şişmanlarken oluşan yağların, dolgu maddesi mantığı ile oluşturulmasıdır. Bu yağ, kış uykusuna yatan canlılarda oluşan yağlardan daha farklı bir özelliğe ve göreve sahip, yani benzer şekilde enerjiye dönüşmesi zor olan bir yağdır. Üstelik vücudun kendi balansını sağladığı bu yağlara, balansının bozulmaması için ihtiyacı vardır. Vücudun balansı da nereden çıktı diyebilirsiniz. Kafanızın karışmaması için bu yağların oluşum amacını şöyle anlatabiliriz:

                      Mesela binada tavan, desteğini yitirdiği için veya desteği zayıfladığı çökmek üzere. Siz de bu tavanın altına geniş bir kalas ile destek koyuyorsunuz. Vücudun da beyaz yağ dokusunu orta kısımda oluşturmasının amacı, destek olmaktı. Şimdi siz bu koyduğunuz kalas desteğini ne zaman çekersiniz. Mesela kışın ısınmak için o desteği alıp yakar mısınız? Hayır, yakmazsınız, gerekirse kullandığınız tahta masayı yakarsınız ama o desteğe dokunmazsınız. Çünkü dokunursanız tavan çöker. O desteği ne zaman kaldırırsınız? Ancak tavan sağlamlaşırsa, yani sağlıklı beslenerek, vücudun yapısını onardığınız durumda. Ya da tavana kullanacağınız başka bir destek bulursanız, o desteği çekersiniz.

                      Spor yapıp vücuttaki kas dokusunu artırdığımızda, vücuda dışarıdan destek oluyoruz ve vücut da göbekteki beyaz yağları vücut dışına atabiliyor. Çünkü artık onlara ihtiyacı kalmıyor. Biz buna 'spor yaparak yağları kasa çevirdik' diyoruz. Ama yağ dokusundan kas yapmak imkansızdır. Çünkü kaslar protein ile yapılır. Günün birinde sporu bırakıp normalin üzerinde oluşturduğumuz kaslar kaybolmaya başlayınca göbeğimiz geri dönüyor. Hatta bu durumu profesyonel sporcuların, sporu bırakmalarından sonra yaşadıkları obezite probleminde de görebiliyoruz.

                      Eğer kişi, vücut yapısının korunmasını sağlayan protein alımını azaltmadan, yani diyet yapmadan kas dokusunu geliştirecek spor hareketleri yaparsa, vücudun desteği olan beyaz yağ dokusu azalıp yerine kas dokusu ile destek oluşturulmaya başlanır. Bu durumda vücut, destek olarak oluşturduğu beyaz yağları, ihtiyacı kalmadığı için idrar ve terle vücut dışına atar. Bizim de beyaz yağlarımız yavaş yavaş azalır ve kaslarımız artar. Buna yağları kasa çevirmek denir.

                      Ancak spor yaptığımız dönemde diyet de yaparsak, bu kısıtlı beslenme ile vücut, günlük enerjisini bile zor karşılarken, kas dokusunu artıracak yapı malzemesini hiç bulamaz. Bu durumda yağlar kasa dönüşemez. Biz de basen ve göbeğimizden kurtulamayız. Ancak kalorisiz beslenmeye uzun süre devam ederseniz, vücudun açlığa bağlı aşırı kilo kaybı nedeniyle destek ihtiyacı azalır ve vücut zaten enerji bulamadığı için bu düşük kalorili yağları da enerjiye çevirir. Bu durum vücudun hiç hoşuna gitmez. Fakat hayatını devam ettirmek için bu yağları kullanmak zorunda kalır. Savaş veya kıtlık durumlarda da insanlar, yiyecek bulamadıkları için yenebilen her şeyi yerler ama bu durum onların hoşuna gidiyor değildir.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

İş Yerinde Fit Kalma Yöntemleri...

                        En azından fiziksel anlamda bir ofis işi basittir diye düşünebilirsiniz. Fakat burada fazlasıyla ciddi seviyede sırt sorunlarıyla karşılaşılıyor, zira bir masada saatlerce oturmak kasları güçsüzleştiriyor, kas kısalığına yol açıyor ve omurgayı yoruyor. 2003 yılında yapılan bir ankette, katılımcıların yüzde 55'i son 12 ayda ciddi bir sırt ağrısı çektiğini belirtirken, 2017'de bu sayı yüzde 75'di ve bunların da yüzde 14'ünün ağrısı kronik seviyedeydi. Daha yol açıyor, göz ve baş ağrıları, dolaşım sorunları ve tendon ve eklem ağrıları gibi.

                        Bunların çoğu doğru ergonomik tasarımla basitçe engellenebilir. Buna yatırım yapmak şirketlerin de menfaatine; Bir örnek vermek gerekirse, 2017'de Almanya'da sadece sırt ağrısı sorunundan solayı 60 milyon günlük çalışamaz raporu alınmış Bununla birlikte, çalışanlar da doğru alışkanlıklar edinerek kendilerini koruyabilirler.
Masada ergonomik bir biçimde oturmak!
                        Ergonomik olarak çalışmak isteyenler önce doğru oturmalı. Bunun için ayaklar sağlamca yere basarken, koltuğun yüksekliği dizlerde tam 90 derecelik bir açı sağlanacak şekilde ayarlanmalıdır. Masada yazı yazarken dirsekler de tam 90 derecelik bir pozisyonda olmalıdır. Burada bir çok çalışan için ilk sorun başlıyor, ayarlanabilir koltuklara neredeyse her iş yerinde rastlamak mümkünken, masaların yüksekliği neredeyse hiç bir iş yerinde ayarlanamıyor. Boyu kısa olanlar ayak desteği ile bunu ayarlayabilirler ama bu da ideal değil. Daha iyisi ve pahalısı, motorlu ve ayarlanabilen masalar. Arada ayakta çalışabileceğiniz modeller çok daha idealler.

Doğru oturma!
                        Rahat bir oturma için ayarlanabilen ve ergonomik bir koltuk gerekli. Bu anlamda koltuk yatmaz, pozisyonu ve yüksekliği ayarlanabilen, kolçaklı ve yaylı olmalıdır. Bu şartları sağlayan bir koltukta dahi doğru oturma şekli alınmalıdır. Doktorlar dinamik oturmayı tavsiye ediyorlar, fakat tercihe göre öne veya arkaya hafifçe eğilmiş bir şekilde. Bu sırt kaslarının daha iyi dolaşıma sahip olmasını ve intravertebral disklerin rahatlamasını sağlıyor. Bunun için, daha yenilikçi ofis sandalyelerinin sırt kısımları daimi olarak eğimli olarak üretiliyor ve bunların ayarlanabilen ilk pozisyona dönme özelliği var. İdeal durumda, oturulan ilt kısmın da sırt kısmının hareketine bağlı olarak öne arkaya hareket etmesinin de ayarlanabilmesidir. Bir süredir insanlara tavsiye edilen oturma toplarının ofis için uygun olmadığı ortaya çıktı, zira sırta sağladıkları yarar zaman içinde kötü bir etkiye dönüşüyor ve kaslara gereğiden fazla yük bindiriyor.

Ekranı ve gereçleri doğru yerleştirmek!
                        Doğru konumlandırılmış ekran boyun ağrısını engeller ve rahat bir şekilde görmenizi ve okumanızı sağlar. Ekrana olan uzaklığınızı belirleyecek olan ekranın ebatıdır. 17 inç'e kadar olan ekranlarda, 50 ila 60 santimetre yeterlidir. 70 cm 19 inç ekran için yeterliyken, 22 inç için en az 80 - 90 cm mesafe olmalıdır. Burada önemli olan uzaklığa bağlı olarak karakter ebatının seçilmesidir. Eğer yazı karakteri fazla küçük olursa gözleriniz çok daha çabuk yorulacaktır. Ekranın en üst noktası her zaman göz seviyenizin altında olmalıdır. Bakış açınız ortamdaki ışığa göre ayarlanmalı ve yansıma ile parlamalar engellenmelidir.

                        Klavye masanın köşesinden on ila on beş santimetre uzakta bulunmalıdır. En azından on parmak klavye kullananlar için klavye düz bir şekilde durmalıdır, zira kaldırıldığında ellerin ve bileklerin istenilmeyen bir şekilde bükülmesi söz konusu olmaktadır. Özel klavyeler hususi hoş bir yazma hissi sunarlar, örneğin Microsoft Sculpt Ergonomic gibi, bunların tuşları bileğin normal pozisyonda kalmasına imkan sağlamaktadır. Daha da ötesinde, dikey fareler de el bileğini döndürmeden kullanım imkanı sunar.

Hareketsiz durmaktansa hareket etmek!
                        Vücudunuz için, uzun süre hareketsiz kalmaktan kötü bir husus yoktur. Yukarıda bahsettiğimiz dinamik oturmanın ötesinde, her saatte başı mutlaka kalkmalı, azıcık da olsa gerinmeli ve yürümelisiniz. Bu kas sisteminizde dolaşımı artırır ve sırt ağrısını engeller. Eğer kaldırılabilen bir masada çalışıyorsanız masayı ayakta durabileceğiniz bir yüksekliğe arada bir kaldırın ve vücudunuza değişik bir pozisyonda çalışma imkanı tanıyarak stres ve ağrıdan kurtulun. Sağlıklı bir çalışma için uzmanlar, vaktinizin yüzde 60'ında oturmayı, yüzde 30'unda ayakta çalışmayı ve yüzde 10'unda ayakta durmayı öneriyor. Öğle arasında ufak bir yürüyüş bile yeterli olabilir.

                        Arada bir nefes egzersizleri yaparak stresinizi azaltın, örneğin 4-6-8 metotunu uygulayın. Dik oturun ve bir elinizi midenizin üstüne koyun. Burnunuzdan nefes alın ve bunu yaparken havayı içinize çekerken karnınızın şişmesine dikkat edin. Dörde kadar sayın. Ardından nefesinizi tutun, altıya kadar sayın ve ardından içinizden sekize kadar sayana değin ağzınızdan nefesinizi verin. Bu egzersizi beş ila on kere tekrar edin.

Gözler bile strese girebiliyor...
                        Daha da ötesinde, ekrana saatlerce kurumuş batan ve kızarmış gözlere sebep olabilir. Bunun dışında, gözlerdeki stres daha çabuk yorulmaya, baş ağrısı veya baş dönmesi gibi sorunlara da yol açabiliyor. Basit önlemler bunu engelleyebilir. Örneğin, basitçe bir şey düşünürken dahi gözünüzü kısa bir süreliğine kapatmak bile iyi gelebilir. Ayrıca mümkünse her 20 dakikada bir gözünüzü ekrandan ayırıp uzaktaki bir yerlere veya nesneye bakın. Bu ekrana bakmaktan dolayı sürekli aynı yere odaklanan bakışın yarattığı stresi azaltır. Gözlerinizi ellerinizle yummak da işe yarayabilir. Gözlerinizi avucunuzun içiyle bastırmadan iki üç dakikalığına kapatın ve yavaşça ellerinizi geri çekin. Kuruyan gözler için göz kırpmanızı artırabilirsiniz. Eğer sürekli olarak ekrana bakıyorsanız, korneanız yeterince nemlendirilmediğinden göz kuruluğunuz artabilmektedir. Nemlendirici damlalar da faydalıdır ve her yerde bulunabiliyor.

Ses kaynaklı stresten kurtulun...
                        Açık ofis tasarımının artması çalışanlar için gürültü seviyesinin sürekli artması anlamına gelmektedir. İdeal olarak, server ve yazıcı gibi cihazlar ayrı bir odada bulunmalı veya çalışma alanından mümkün olduğunca uzağa konulmalıdır. Şu genel bir kaidedir. Mesafeyi iki katına çıkarmak, sesi yarıya indirir. Buna ek olarak, telefon görüşmeleri, klavye sesi ve iş arkadaşlarınızın konuşmaları da gürültü seviyesini artırır. Bu konsantrasyonunuzu bozar ve strese sebep olur. Bunun stres yaratma seviyesi kişinin sese karşı hassasiyetine göre değişir.

                        Eğer arada bir rahatlamak isterseniz, sese karşı koruma ekipmanları kullanabilirsiniz. Bu basit, ucuz kulaklıklar veya uzmanlarca özel olarak tasarlanmış otoplastikler anlamına gelebilir. Bunların fiyatı yüzlerce Euro'ya kadar çıkabilse de, bunlar çok dayanıklı ve çok rahatlar. Kulağına bir şey sokmak istemeyenler için kapsül şeklindeki tıkaçlar idealdir. Bunların ucuz olanları bile son derece işe yarıyor. Başka bir seçenek ise kulaklık, buradan rahatlatıcı bir müzik dinlemek stresi azaltabilir.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

BLOG YAZILARIMIZA ABONE OLUN

ELEKTRİK / ELEKTRONİK İŞLERİNİZ !!!

~~~~~~Bilgisayar Tamiri, Bilgisayar Bakım ve Onarım, Bilgisayar Yazılım ve Donanım, Elektrik Tamir ve Kurulum, Her tür Elektronik İşleri, Güvenlik Kamerası Montajı ve Tamiri, Alarm Sistemleri, Otomatik Kapı Sistemleri Tamir ve Onarım, Yangın Alarmı Sistemleri Tamiri YAPILIR... Devamını OKU>>>

Sponsorumuz Olmak İster Misiniz?

Blogumuzun Arşivi

DOST SİTELER

Kahin Martinez ~ Rüya Tabirleri ~ WeblonG ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ ~ Site Ekle ~ Site