Günlük Burç Yorumları (Temmuz)

weblong-günlük-burç-yorumları
KOÇ - 21 Mart ~ 20 Nisan:
                 Şu sıralar boşsun. :) Nedense hiçbir şey yapmak gelmiyor içinden. Sıcak havanın etkisiyle böyle olman normal aslında. Ama bu tembellikten bir an önce kurtulman gerek. Vaktini biraz kendini geliştirmeye ayırsan ne güzel olur değil mi? Kitaplar okuyup, gezi planları yapmak sana çok iyi gelecektir.

BOĞA - 21 Nisan ~ 21 Mayıs:
                 Özel hayatınız oldukça karmaşık. İkinizin de birbirine karşı çekingen tavrı bu durumu daha da zorlaştırıyor. Nedense ortak bir noktada buluşamıyorsunuz. En olmadık ufak bir konuda bile kavga etmeyi başarıyorsunuz. Biraz sakinleşip, konuşmaya ne dersiniz?

İKİZLER - 22 Mayıs ~ 21 Haziran:
                 Sabırsızlığın, yine başına olmadık işler açtı değil mi? Özellikle de ailenle aranın açılmaması için duygularını biraz kontrol altına alsan çok iyi olur. Yoksa arkadaşlarınla olduğu gibi onlarla da aran açılacak. Fevri davranma. Biraz dinlenmeye geç ve olayları yavaştan al. Öfkenle hareket ediyorsun.

YENGEÇ - 22 Haziran ~ 22 Temmuz:
                 Uzun zamandır görmeye fırsat bulamadığın arkadaşlarınla görüşmek için bir şeyler yapsan senin için nasıl olur? Bu sana o kadar iyi gelecek ki, onları ne kadar özlediğinin farkına varacaksın. Bu aralar o kadar çok buna ihtiyacın var ki... Sana bir nebze terapi gibi gelecek. Güven bana. :)

ASLAN - 23 Temmuz ~ 23 Ağustos:
                 Hesapsız harcamalar başını derde sokmaya yetti de arttı bile. Kendini öyle bir kaybettin ki şimdi ailene nasıl hesap vereceğini düşünüyorsun. Bence biraz nasıl hesaplı olacağını düşünsen iyi olacak. Yoksa ailen senden maddi konuda desteğini çekebilir. Bu da seni asosyal yapabilir haberin olsun.

BAŞAK - 24 Ağustos ~ 23 Eylül:
                 Her şey yolunda giderken bir anda çıkıveren bir teslik canını o kadar sıktı ki hiçbir şey yapmaya keyfin kalmadı değil mi? Arkadaşlarınla buluşup dertleşmeye ne dersin? O, senin olaylara farklı bir pencereden bakmanı ve sorunlarını çözmeni sağlayabilir. İçine atma sakın. Depresyona girmeni istemeyiz. 

TERAZİ - 24 Eylül ~ 23 Ekim:
                 Dengesiz davranışlarınla yine herkesi şaşırtmayı başardın. O kadar zıtlaşıyorsun ki insanlar seninle konuşmaya bile çekiniyor. Neyi, niçin yaptığını çevrendekilere anlatmalısın ki senden uzaklaşmasınlar. En iyisi telafi etmek için bir şeyler yapman. Yoksa yanlızlık senin için büyük olası.

AKREP - 24 Ekim ~ 22 Kasım:
                 Yaptığın her şeyden sonra pişmanlık duymaktan artık vazgeç. Düşünerek hareket edersen bu sorunu yaşamak zorunda kalmayacaksın. Kıskançlık krizlerini de kontrol altına almalısın. Yoksa seninki çok yakında imdaaaaaaaaat diyerek kaçmaya başlayacak. Aklını başına al.

YAY - 23 Kasım ~ 21 Aralık:
                 Tatilin tadını en çok sen çıkarıyorsun. Bu güzel tatilde bir de aşk kapını çalacak. Tanışmanız biraz garip olabilir. :) Fakat önyargılı davranmadan önce onu tanımayı es geçme. Bilirim, biraz sert mizacın var. Son sözünü baştan söyleme sakın.

OĞLAK - 22 Aralık ~ 20 Ocak:
                 Biliyoruz ondan hiç böyle bir davranış beklemiyordun ama oldu işte! Bunu unutup, önüne bakmalısın. Belki de o tepki sana değildi? O davranışın gerçekten sana olduğundan eminsen acilen çözüme kavuştur. Bir yetişkin gibi onu karşına alıp konuşmalısın. O zaman için rahatlayacak.

KOVA - 21 Ocak ~ 19 Şubat:
                 Şu sıralar karşına çıkan fırsatları değerlendirmemek konusunda epey başarılısın. Sana fayda sağlayacak ne çıkarsa geri tepmeyi çok güzel başarıyorsun. Artık hislerine değil, etrafından gelen fikirlere güvensen daha iyi olacak. Bu ara aklın pek başında değil gibi... Kendine gel!

BALIK - 20 Şubat ~ 20 Mart:
                 Hiç beklemediğin bir zamanda yakaladığın huzur ve mutluluk, ayaklarını yerden kesmişe benziyor. Doya doya eğlen ve anın tadını çıkar. Bu mutluluğun uzun süre devam etmesini istiyorsan daha anlayışlı olmayı dene. Zira kestirip atmak, kapris yapmak ilişkini zedeleyebilir.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Teknoloji'nin Sağlımıza Zararları ve Yararları

                                Teknoloji'nin sağlığımıza zararlarını her yerde duyduk, belki de yaşadık, hatta onları sindirdik bile. Bunları kısaca anlatacak olursak; "bel, boyun, sırt, omurilik bölgelerinde ağrı şikayetleri, ekrana baktığımız için gözlerimizde bozulmalar, tembelleştirdiği için alınan kilolar ve hareketsizlikten oluşan hastalıklar, sanırım en büyük zararı ise radyasyon"... Fakat Teknoloji'nin sağlığımıza zararı olduğu kadar yararları da var. Maddelerce sıralanmış bir dünya Teknoloji zararları sıralarlar bizlere. Halbuki sayısız şekilde yararları var. Gelin bizlere bahşedilen bu nimetin yararları neymiş onu inceleyelim...
                                Sağlık uzmanlarına göre birçok insan spor salonuna yazılmış, fakat bunların yüzde 20'si düzenli olarak spor yapıyor. Özellikle motivasyon eksikliğiniz varsa spor yapma isteğiniz kolayca kaybolur. En geç bir kaç hafta sonra kendinizi pes etmiş durumda bulursunuz. Akıllı saatler ve telefonunuzdaki özel uygulamalar sizi motive edebilir ve hedeflerinize varmanıza yardımcı olabilir. Artık kendi fitness antrenörünüz daima sizinle olacak ve sporda size eşlik etmekten çok daha fazlasını yapacak. Örneğin; uyku düzeninizi sağlayabilir, fazla uyuduğunuz saatleri kaydedebilir. Yaktığınız kalori miktarını ve aslen ne kadar kalori harcamanız gerektiği konusunda sizi bilgilendirebilir. Spor programınızı sizin için ayarlayabilir. Kalp hızınızı ölçümleyebilir. 

                                Fitness takipçileri hafif, ufak ama spor yaparken size mükemmel bir eşlikçi olabilirler. Eğer rotanızı net biçimde takip etmek istiyorsanız, (bazıları akıllı saat yerine akılllı telefonunu kullanıyor) bu da her spor yaptığınızda cihazınızın yanında olması gerektiği anlamına geliyor.

                                Antrenmanınızın detaylı kaydı için nabız ölçümü neredeyse zorunlu. Bu ölçümler her zaman kısa bir bakış ve spor sonrası hızlı değerlendirmeler için yeterli. Fakat eğer antrenmanınızı en iyi şekilde ve profesyonelce optimize etmek isterseniz bu uygulamalar size yeterli olmayacaktır. Daha profesyonel bir akıllı saat veya uygulama konusunda daha profesyonel bir programa ihtiyaç duyabilirsiniz. Bunun için de daha duyarlı cihazlar almanızda fayda var. 
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Herkes Yazar Olabilir mi? Yazar Nasıl Olunur?

                             Bu yazımızda sizlere "Yazar Olmak" ile alakalı kendi düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Son günlerde sosyal medya fenomenlerinden tutun, ünlü isimlere kadar pek çok kişinin yazmaya merak sağladığını görüyoruz. Peki Ama herkes yazar olabilir mi? Herkesin yazarlığa heveslenmesi biraz ünlü olmak arzusu, biraz da entellektüel imaj yaratmak istemesi ile alakalı. Yazar olmak için kat edilen yok kimseye cazip gelmiyor. Herkes "Meşhur Yazar" olmak istiyor, "olmuş" olmak en büyük hayal... Sadece sosyal medya fenomenlerin de yok bu durum. Yazar olmak isteyen birçok genç arkadaş da aynı tuzağa düşüyor. Edebiyat işin teferruatı... bilmekte fayda yok mu? Elbette var... Aslında çoğu insana cazip gelen şey şu; ödül almak ve tanınmak. Yazarlık başarı odaklı olunca ortaya iyi bir şey çıkması mümkün değil. 

                             Herkes yazar olabilir mi? Kesinlikle olamaz. Aksini söyleyen ya mütevazi gözükmek istiyordur ya da kendi yazarlık planları vardır. Yazarların birçok kavramı vardır blog yazarlığı veya roman yazarlığı (kitap). Bunun için özellikle edebiyata ve Türkçe'nin dil biliminde iyi bir hazneye sahip olunması gerekir. Iki satır uzun cümle kurmakla yazar olunmaz. O halde yazar nasıl olunur? Bunun için öncelikle size cazip gelen alanda çok okumuş ve ve bu alanda çok araştırma yapılmış olması lazım. Bunları yaparken keyif almanız, bunun size huzur vermesi ve "ünlü olacağım düşüncesi" olmadan kendinizi akışına bırakarak, sindire sindire acele etmeden ortaya bir eser çıkarabilirsiniz.
                             Bu konuda sizlere kendimden örnek vermek istiyorum. 15 yaşımdan beri aşk, polisiye ve cinayet romanları okuyorum. Dil bilgim ve edebiyat bilgim ne kadar iyi olsa da yine bununla alakalı çok araştırmalar yaptım. Okuduğum romanlardan sürekli hayal gücüm gitgide genişledi. Bu sefer kendi hikayelerimi yaratmaya başladım. Bunlar üzerinde sürekli müsveddeler tuttum. Bu müsveddeler zamanla çoğaldıkça konuları toparlamaya başladım. Roma'nın giriş ve gelişmesi ortaya çıktıkça romana vereceğim isim de belirginleşmeye başladı. Fakat romanının sonu için hiçbir zaman acele etmedim. Yazdıklarımı teker teker defalarca okudum. ilave edilip, düzeltilecek bir yer var mı diye sürekli kontrol ediyordum. Giriş ve gelişme alanı bittikten sonra bu sefer sonuç için müsveddeler tutmaya başladım. Hikayeyi aklınızda kurgulamak çok kolaydır ama sonunu her zaman kolay getiremiyorsunuz. Romanımın son bölümlerini bitirmek yaklaşık 3 ayımı aldı. Defalarca yazıp karaladım, beğenmedim çöpe attım, tekrar tekrar yazdım taa ki, romanı baştan sona okuyup sonu beğenene kadar. 

                             Böyle böyle kendi hikayelerimi yaratarak, 3 cilt kitap yazdım. Benimkisi bir hobiydi. Çok destekçim vardı kitapları bastıralım diyen, fakat yazmayı hiç ticarete dökmek amacında olmadım. Belki ilerleyen zamanlarda bu olabilir lakin şu an için hobimi Blog Yazarlığına kaydırdım. Yazarlık çok zahmetli bir iş. Yeri gelecek bir kitabı bitirmek 2-3 yıl sürecek. Şimdi ben size soruyorum. Sizde o sabır var mı?
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Bir "KULAKLIK"ta Olması Gereken Herşey...

                           Lüks markaların daha çok dikkat çekmesi kadar doğal birşey yok. En ideali de, köklü müşterilerin gözünü korkutmadan yeni müşteri kitlesine de hitap edebilmeleri. Gençler son çıkan spor ayakkabıları için kuyruklar oluştururken, kıdemli müşterileri sakince monogram çantalarını teslim almayı bekliyor. Hayatta kalmak ve gelişmek için lüks markalar bu dengeyi iyi korumak zorunda. Montblanc ise lüks pazarda hem geniş bir kitleye hitap edebilen hem de ileri teknoloji tasarımlar üreten az sayıda lüks markalardan biri. Kalem alanında en bilinen isim olmaya bugün de devam ediyor. 
                           İkonik "karlı tepe" sembolleri ve yuvarlak formlarıyla yazı araçları, köklü tarih, teknolojiye uyum ve yeteneği bir arada taşıyorlar. Onlarla yazı yazmak ise apayrı bir zevk. Montblanc, bir numaralı kalem markası olmakla yetinmeyip ürün gamını kısa zamanda genişletti. Saatler, deri objeler ve aksesuarlar üretmeye başladı. Bunun için de alanlarında uzman zanaatkarlar ve tedarşkçilerle yakın şekilde çalıştı. 2014 yılında dijital ekran kalemini çıkardı. 2016 yılında, notlarınızı ve eskizlerinizi telefonunuzdan Montblanc dizüstü bilgisayarınıza aktarmanızı sağlayan Augmented Paper satışa çıktı. 

                           2020 yılında ise bu kez kablosuz, gürültü önleyici, hafif, katlanabilir ve darbelere dayanıklı MB - H1 kulaklık ile tanışıyoruz. Berlin merkezli NR21 Design'ın kurucu ortağı Niklas Galler, hi - fi tutkunu Audeze'nin kurucu ortağı Alex Rosson ve Google işbirliği ile tasarlanan bu ürün, setin önemli bir parçası. Zerafet ve zanaat sentezi kulaklık, tamamen yeni olmasının yanı sıra, arzu nesnesi konumunda tasarımlarıyla tanınan bir markanın logosunu taşıyor. Montblanc.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Geçmişten Geleceğe Motosiklet Tarihi

1950'ler Dino Mazzoncini tarafından kullanılan Vespa Siluro, 171,1 km hıza 21.4 saniye içinde ulaştı. Sonrasında gelen GS 150, sadece Vespa için değil, piyasanın tümü için bir dönüm noktası oldu. Bir motosiklet ilk kez daha sessiz bir motor ve nefes kesen performansla sunuluyordu. Efsanevi Vespa 150 Gran Sport da bu dönemde çıktı. 1958-61 arasında üretilen model, hala üretilen motosiklet sayısı rekorunu (80 bin) elinde tutmakta.

1960'lar 1962 yazında, muhtemelen dünyanın en değerli Vespa modeli olan scooter iki öğrenciyi taşımak için kullanılıyordu: Santiago Guillen ve Antonio Veciana. Bu iki delikanlı sürrealizmin ustası Salvador Dali'yle buluşmuşlardı. Dali, Vespa'nın gövdesini süslemiş, imzasını ve eşi Gala'nın adını eklemişti.

1970'ler 1972'de Piaggio ilk 200cc modelini geliştirdi. Bu ürüne gösterilen tepki inanılmazdı, bir motosiklet teslim almak için insanlar aylarca bekliyorlardı. 1972 ile 1979 arasında 41 bin 700'den fazla Vespa Rally 200 modeli üretilmişti.

1980'ler Bazı ülkelerdeki talepleri karşılamak üzere Piaggio daha hızlı bir 50cc modeli geliştirdi. Standart modeldeki silindir çapı ve kursu korunurken, motor daha yüksek güç üretiyordu.

1990'lar Vespa yeni binyıla şık çizgilerini ve diğerlerinden ayrılmasını sağlayan tasarımını kaybetmeden giriyordu. Ancak teknolojik açıdan daha yeniilikçiydi ve konfor açısından yeni seviyelere erişmişti. Bunu da modern tasarımıyla dikkat çeken çevre dostu Vespa ET4 ile vurguluyordu.

2000'ler ET4 50, rekor kıran menziliyle (bir depoyla 500 km'den fazla) milenyuma damgasını vurdu. Bu arada Vespa, ABD'ye de geri döndü: On yıl sonra Vespa LX/S, ABD'de en çok satan iki tekerlekli araç olacaktı.

2010'lar Dünya çapında 16 milyon motosikletle en çok tercih edilen marka olan Vespa 75'inci yaş gününü kutlarken Vespa GTS en gelişmiş teknolojiye sahip elektronik sürüş destek sistemlerinin kullanılmasıyla yeni ve güçlendirilmiş bir model olarak ortaya çıktı. Bu dönemin bir diğer kritik gelişmesi de Vespa Elettrica'nın tamamen elektrikli olan motoruyla aramıza katılması oldu.

2020'ler Tatlı bir tesadüfle her ikisi de 1946 yılında kurulan iki stil ikonu Dior ve Vespa'nın, yaşama sanatına dair ortak değerlerini yansıttığı birlikteliğin sonucu olan Vespa 946 Christian Dior görücüye çıktı. Sınırlı sayıda üretilen scooter ve onunla uyumlu aksesuarlar, iki markadan izler taşıyordu. 

                    Vespa Primavera Sean Wotherspoon bu dönemin bir diğer özel tasarımı olarak öne çıktı. Eşsiz ve canlı kimliğiyle sokakları renklendirmeye gelen model metal, plastik, kadife, kauçuk malzemeler, şekil ve renklerde farklarıyla dikkat çekmeye devam ediyor.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Seyahat Etmek Nedir? Neden Seyahat Ediyoruz?

                              Seyahat etmek tam anlamıyla özgürlük demektir. Ne kadar uzağa gittiğinizin aslında bir önemi yoktur. Bulunduğun ortamı değiştirirken beyin olarak da var olan gündeminden uzaklaşabiliyorsan seyahat etmiş oluyorsun. Dolayısıyla verimli bir Seyahat'in en önemli kuralı, aynı senle değil, bir başka senle, yani bir başka modda, niyette ve bakış açısında dolaşmak. Yoksa var olan gündemini, derdini ve negatif düşünceni beraberinde götürdüğünde aslında hiçbir yere gitmemiş oluyorsun. Nereye seyahat etmek istediğinin tercihi biraz moda göre değişebiliyor. Bazen doğal deneyimler yaşayıp yalnız kalabileceğin şehirleri, bazense tam tersine sosyalleşebileceğin kalabalık yerleri tercih edebilirsin. 
                              Alışılagelmiş rotalar çizmekten çok, herkesin bildiği, hatta gittiği rotaların bilinmeyen, yönlerini görmek önemlidir. Amaç her zaman tüketmek değil. Bilmek ve bilgiyi içselleştirmek de bir o kadar önemli. Dolayısıyla bu dengeyi koruyan rotalar çizmelisiniz. Bence günümüzün seyahat trendi deneyimler üzerine kurulu. Şehir ve mekanların temel bilgilerine internetten ulaşmak mümkün. Ama deneyimlemek ve o bilgiyi yaşayarak öğrenmek için seyahat etmek şart. Ama önemli olan internetteki bilgi çokluğu ve sosyal medyadaki paylaşım sıklığı nedeniyle artık ikonik yerler ve klişe bilgilerin ötesinde yeni deneyimler aramak. 

                              Tüketim toplumu olduğumuz için turistik yerleri de tüketiyoruz. Doğal olarak herkes daha fazla detayın, anektodun ve heyecanın peşinde. Diğer bir trend ise tüm bu hızlı akışın aksine minimalist düzeyde seyahat etmek. Yani insanlardan uzak, en hafif bavul ve en gösterişsiz kıyafetlerle kişinin kendini bulduğu seyahatlerdir. Yani sosyal medyada paylaşımların yapılmadığı, lüksün peşinden koşulmadığı ama halen konforun olduğu, kişinin kendisi ile baş başa kalabileceği tek kişilik minimalist seyahatler oldukça trend. Peki ya siz? Siz seyahat etmek isteseydiniz hangi yoldan gitmek isterdiniz? Rahatlığı mı, yoksa modern ve lüks olan bir seyahati mi tercih ederdiniz?

                              Öncelikle hangi bölgeye seyahat edeceğiniz ve hangi alanlarda konaklama yapacağınız çok önemli. Türkiye gerçekten çok özel bir ülke. Her ziyaret ettiğiniz koyda farklı bir mavi, her ziyaret ettiğiniz köşesinde farklı bir yeşil ve tarihe dokunabiliyorsunuz. Bu özelliklerinden dolayı hayatı ve seyahat deneyiminizi her açıdan yaşamanızda fayda var. İmkanınız varsa, karavan deneyimi yaşayabilirsiniz. Böylelikle hayata dair birçok keyifli unsurları farkedebilir, yeşili ve maviyi koruyarak yapacağınız bu seyahat belki de vazgeçilmeziniz olacaktır.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

İstanbul'da Gezilecek Mekanlar

                          Doğal afet denilince aklımıza sel, deprem, fırtına, dolu gelir. Üzerine bir de küresel salgın eklenince 2020 tam bir felaketler yılı olarak anılmaya başlandı. Henüz yılın ortasındayız ve bir iyileşme gösteremedik fakat tek tesellimiz yazın gelmiş olması. Evet, yaz geldi dedik ama KoronaVirüsten dolayı tedbirler içerisinde aktivitelerimizi gerçekleştiriyoruz. Sadece aktivitelerle kalsa iyi, çalıştığımız yerlerde bile bu sıkı tedbirler alınmakta. Bu alınan tedbirler sağlığımız açısından çok çok önemli. O yüzden sizlere tavsiyem bu tedbirleri almadan evinizden dışarı adım atmamanızdır. 
                          Biz de KoronaVirüs sayesinde tedbirlerimizi alarak geziyoruz. Çünkü ne kadar evcil de olsak hava almak hepimizin hakkı. Çalışan insanlar olduğumuz için kendimizi deşarj etmenin yollarını arıyoruz illaki. Bunun için çok paraya da ihtiyaç yok. Bir Cafe'ye oturup, sevdiklerinizle sohbet etmek yada manzaraya karşı konuşmadan bile oturup vakit geçirebilir ve böylelikle moralinizi düzeltebilirsiniz. 

                          İstanbul içinde sizlere ucuz ve aktivite yapabileceğiniz rahatlatıcı mekanlar önermek istiyorum. Bu mekanlara sık gidemesem de daimi müşterileri olduğumu bilmenizi isterim. Çünkü bazı mekanların manzarası olmasa da insana atmosferi, bazı mekanların ise manzarası rahatlatıcı geliyor. Bizzat gezdiğim bu mekanlar bana göre paha biçilemez mekanlardan birkaçı. 

                          Öncelikle BüyükÇekmece Babacan Bistro Life'dan bahsetmek istiyorum. BüyükÇekmece yaz/kış farketmeksizin favorilerimden biridir. En çok da Yaz aylarında... Çünkü aktivitesi bol, plajı, cafeleri, oyun alanları ve tur hizmeti veren treni ile sabahtan akşama kadar sıkılması zor bir atmosfere sahip. Babacan Bistro Life mekanının bende yeri apayrıdır. Gündüz hafif müzikleri, denize sıfır manzarası (özellikle gün batımını izlemenizi tavsiye ederim), akşamları canlı müzik keyfi ile her kesime uygun bir mekan... 

                          Yine aynı yerin 50 metre ilerisinde BüyükÇekmece Yemen Kahvesi bulunuyor. Kahve kokusu eşliğinde güzel sohbetlerinizi yapabileceğiniz bu mekan yine deniz kenarında bulunuyor ve manzaranıza ekstra olarak yeşillik de ekleniyor. Çifte manzarası ile hem yeşili hemde maviyi aynı anda barındırıyor. Bu da size huzur içinde eşiniz veya dostlarınızla keyifli bir günün tadını çıkartmanızı sağlıyor.

                          Sizleri bu sefer Mecidiyeköy/Çağlayan'a götürüyoruz. Çağlayan bildiğiniz üzere iş merkezi ve arka tarafları yerleşim yeri olarak biliniyor. İstanbul'un en büyük adalet sarayı da orada bulunuyor. Birçok mekanı içinde barındıran bir yerdir Vatan caddesi. O semte girdiğiniz anda insanların yaşam mücadelesi içerisinde olduğunu farkedeceksiniz. Lakin onca mekana rağmen bana nedense Beylerbeyi Muhallebicisi bambaşka geldi. Sanki Taksim'den bir mekanı kaldırıp, Çağlayan'ın ortasına koymuşsunuz gibi. Manzarası güzel olmasa da mekanın ferahlığı insana sakinlik veriyor. Mekanın arka tarafında balkon bulunmaktadır. Fazla güneşe maruz kalmadan tatlı bir esintiyle kahvaltının keyfini çıkarmak, güler yüzlü çalışanlarıyla daha da keyifli bir hale geliyor. 

                          Şimdi sizlere özellikle ucuz, her bütçeye uygun, en leziz yemekleri sunan iki mekandan bahsetmek istiyorum. Mecidiyeköy Balkan Esnaf Lokantası ve Avcılar Aşikar Lokantası bu iki mekanda her damak tadına uygun, her yöreden lezzetlere ulaşabilir ve çok cüzi miktarda ödeme yaparak karnınızı doyurabilirsiniz. Biz her yolumuz düştüğünde bu damak tadına uygun yerlerde leziz yemekler yiyoruz. 

                          Ve şimdi sizlere benim için anlamı büyük bir mekandan bahsetmek istiyorum. Avcılar Barınak Cafe... Bu mekanın benim için paha biçilemez değeri vardır. Eşim ile orada tanıştım. Ve her fırsat buldukça oraya ufak kaçamaklar yapmaktayız. Denize sıfır bir mekandır. Çayı, Kahvesi ve tatlısı ile bu mekanda huzurun tadını çıkarabilirsiniz. Dalgaların sesi, kuşların cıvıltısı, uzaktan gelen gemilerin sesi sizleri bambaşka bir atmosfere götürecektir. Bu mekandan çıktıktan sonra aktivite de yapabilirsiniz. 4 tekerli bisiklet kiralayıp kordonu boydan boya gezebilir, veya bir kayalığa oturup manzaraya karşı çekirdek çitleyebilirsiniz. Tercih sizin. :)

                          Birçok mekan gezdim. Lakin bunlar daimi gezdiğim mekanlardı. Sizleri özellikle gitmediğim ve sizler için bizzat gidip, önerip önermeyeceğim mekanlar konusunda bilgilendirmeye devam edeceğim. Şimdiden sağlıcakla kalın, aman haaa tedbirsiz davranmayın. 
Avcılar Barınak Cafe
Avcılar Aşikar Lokantası
Çağlayan Beylerbeyi Muhallebicisi
Büyükçekmece Yemen Kahvesi
Büyükçekmece Babacan Bistro Life

Mecidiyeköy Balkan Lokantası
 Resimleri Büyütmek iÇin Üzerine Tıklayınız. :)
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Kurban Bayramı'nda Sokağa Çıkma Yasağı Var mı?

kurban-bayrami-sokaga-cikma-yasagi
                            Kurban bayramında sokağa çıkma yasağı olacak mı? Kurban bayramında sokağa çıkma yasağı olup olmayacağı herkes tarafından merak edilen en önemli konular arasında. Bildiğiniz üzere ilk dini bayramımızı evimizde karşıladık. Bu yılın ikinci bayramı olan Kurban Bayramımızı da evimize karşılık karşılamayacağı mız şu an için büyük bir muamma. Bu yasak ile ilgili koronavirüs bilim kurulu toplantısı yapıldı. Ve bu konuda basın toplantısı gerçekleştirildi.

                            Bu kurban bayramında sokağa çıkma yasağı var mı? sorusunu ve yasak ile alakalı sağlık bakanımız Fahrettin Koca'ya şimdiden merak edilen birkaç soru yöneltilmiş durumda. Fahrettin Koca, Kurban bayramına henüz 1 aylık bir zaman dilimi olduğunu ve bu süre zarfında vakaların artış veya azalış durumuna göre belirleneceğini belirtti. Şu an için bir yasak söz konusu değil. Tamamıyla vakaların seyrine göre bir yol izlenecek. 

                            Ayrıca Sağlık Bakanımız Fahrettin Koca yasak olsa bile Ramazan Bayramı'ndaki gibi bir kısıtlamanın olmayabileceğinin altını çizdi. Elbette buna asıl karar verecek olan Bakanlar Kurulu ve Cumhurbaşkanımızın bu konudaki görüşüdür. 

Kurban Bayramı ne zaman?
             ~Kurban Bayramı 1. Gün: 31 Temmuz Cuma
             ~Kurban Bayramı 2. Gün: 1 Ağustos Cumartesi
             ~Kurban Bayramı 3. Gün: 2 Ağustos Pazar
             ~Kurban Bayramı 4. Gün: 3 Ağustos Pazartesi


                            Sokağa çıkma yasağı olmasa bile maske takmanın mecbur koşulacağını ve sosyal mesafeye sert tedbirler geleceğinin özellikle ben altını çizmek istiyorum. Bu konuda pek fazla hassasiyet göstermeyen vatandaşlarımız çok fazla. Bu konuda özellikle cezai yaptırımın çok sert bir şekilde konulması taraftarıyım. Bu hassasiyeti göstermeyen her bir bireye acımadan, para cezası veya hapis cezası getirilmesi bu konunun ne kadar ciddi olduğunu vurgulayacaktır. Maskenizi takın ve kendinizi koruyun. Hayatınızın her anında sağlıklı bir gün diliyorum. 
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Evde Sinema ve Dizi Keyfi Bitmiyor!

                                  Evden zorunlu olmadığımız sürece çıkmadığımız bugünlerde vakit geçirmek için en iyi seçeneklerden biri, akıllı telefon, tablet ve TV'de uygulamalardan birçok dizi ve filmden birini seçmek, "Hemen İzle" tuşuna basmak ve koltuğunun konforundan uzaklaşmadan dizinin yarattığı dünyada kendine bir yer bulmak. Son yıllarda gerek dünyaca ünlü yazarların romanlarından uyarlanan, gerekse yenilikçi senaristlerin kaleminden çıkan senaryolarıyla diziler, seyir keyfi yanında iyi kurgulanmış bir yapımla yeni bir bakış açısı sunuyor.

                                  Mesela sizlere izleyebileceğiniz birkaç film önerisinde bulunabiliriz. Büyük bir yazarın eserinden uyarlanan dizide Stephen King'in "The Outsider"ından yola çıkan aynı isimli dizi. Paralel evren tartışmaları ve "Aynı anda farklı yerlerde olmak mümkün mü?" sorusunu temel alan yapımda, bir çocuğun ölümü ile sonuçlanan bir cinayet ve bu olayın peşine düşen bir Dedektif konu ediliyor.

                                  İzleyebileceğiniz bir diğer yapım yakın dönemin en büyük nükleer felaketlerinden biri olan ve bizi de en yakından etkilemiş Çernobil Felaketi'nin yaşandığı anı ve akabinde gelişen olayları eleştirisel bir dille anlatan ve çok ses getiren "Chernobyl".

                                  Russell Crowe'un yer aldığı Altın Küre ile taçlanan "The Loudest Voice"da ise oyuncuyu müthiş bir bedensel dönüşüm içinde izliyoruz. Bir zamanlar kariyer olarak zirvede olup birlikte çalıştığı bazı kadınlar tarafından cinsel taciz suçlamasıyla kariyeri yerle bir olan Fox News kurucusu Roger Ailes'in hikayesinin anlatıldığı dizi, Hollywood'un yakın zamanda sansasyon yaratan haberlerine de ışık tutuyor. Dizide Crowe yanında Sienna Miller, Niomi Watts ve Seth MarFarlene gibi oyuncular bulunuyor.

                                  Evet gördüğünüz gibi gezerek virüs tehlikesine maruz kalmadan, evinizin konforunda, keyfinizi bozmadan izleyebileceğiniz birçok dizi ve sinema filmleri bulunuyor. Şimdi yapmanız gereken tek şey işten eve geldiniz, yemeğinizi yediniz ve en sevdiğiniz kanepenize uzandınız, patlamış mısır veya cips eşliğinde kahvenizi de alıp, kendi zevkinize uygun filmi seçmek... İlerleyen zamanlarda sizlere daha güzel tavsiyelerde bulunmak için burada olacağız. Keyifli seyirler...
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Çalışanlara Gösterilmesi Gereken Empati...

                               Bu seferki yazımızda sizlere bilgi vermekten çok Empati yapmanın hem karşınızdakini hem de kendinizi olumlu yönde nasıl etkileyeceğini anlatmak istiyorum. Hizmet sektörünün zorluklarını bilmeyeniniz yoktur. Bu sektörün hiçbir şekilde bitişi olmadığı gibi, normalde ihtiyaç dışında uğranılmayan bir yer olduğunu ama KoronaVirüs gibi global bir olayda en zor dönemlerde devletimizin verdiği izinler dışında dur durak bilmeden, en büyük risk altında olarak çalışılan bir sektördür. Aynı Hastanelerimiz gibi.... Bu tür sektörler durmaksızın, hizmet vermektedir. Psikolojileri KoronaVirüs'ten dolayı en çok bozulan kesimdir. Çünkü onların da bir ailesi var ve akşam eve gittiklerinde hastalık taşıyıp sevdiklerine bulaştırmak gibi büyük endişeleri vardır. 
                               Fakat bunu anlamak istemeyen bencil bir kesim var. Bu kesime nasıl hizmet verilirse verilsin hep daha fazlasını isteyecek ve asla memnun kalmayacaktır. Gıda sektöründe hataya yer yoktur evet. Son tüketim tarihi konusu önemli bir husustur. Burada insan sağlığı söz konusudur. Fakat sizlere Market sektörünün arka planını anlatmak istiyorum. 13 yıldır bu sektördeyim. Reyon ve kasa fiyatlarının neden aksadığı ile ilgili sizleri bilgilendireceğim.

Son tüketim tarihi veya fiyat uyumsuzluğunda müşteri ne dese haklıdır. Bu su götürmez bir gerçektir. 


                               Marketlerde fiyat aktarımı günde 2 kere gerçekleşmektedir. Mağaza müşteriye açılmadan evvel ve gün içerisinde olmak üzere... Gün içerisinde kasalar faal olarak çalıştığı için aktarım kolay bir şekilde kasalara yansıtmamaktadır. Özellikle müşterinin ürünleri kasalardan geçiriyorsa aktarımda hata vermesi büyük olasılıktır. Kasayı aktarımın yapılacağından ne yöneticinin ne de personelin bilgisi olmadığı için yapılabilecek tek şey üründe müşteriye fiyat farkı vermektir. Bu hatanın da zaten mağaza personeli ve yöneticinin bilgisi dahilinde olduğu için, sorunsuz bir şekilde fiyat farkı gerçekleştirilir. Lakin anlamadığımız şu ki mevzuyu çok fazla büyüten müşteriler oluyor. Bununla alakalı tartışmayı uzatan müşterilerimiz çok çok fazla. Tartışmayı büyüten müşteri şunun bilincinde değildir ki; hem kendi moralini bozduğunun hem de karşısındakini herkesin içerisinde rencide ettiğinin, üstelik bu personel gün boyu müşterilerine tartıştığı kişiden aldığı negatif enerjiyi yansıtacağını tahmin etmemektedir. 


                               İşte bu olayda bizlere bahsedilen bir Empati yeteneği vardır. Fakat bu empatiden yoksun insanlar çoğu kişinin hayatının stresli geçmesine sebep olmaktadır. Bu kişiler aradığı mutluluğu ve huzuru yaşamları boyunca bulamazlar. Çünkü hiçbir şey de iyi niyet göstergesi veya karşısındakini anlama duyusu yoktur. Bencildirler. Dünyanın merkezinde sadece kendilerinin olduğunu sanırlar. Lakin öyle değildir.


                               Şu an resmi yönetmeliğe göre kasalar bilgisayar mantığı ile çalışmaktadır. Bu kasaların hata vermesi, aktarımda problem yaşaması, yavaşlaması, hatta çökmesi bile mümkün olabiliyor. Bu her Markette var mı? var! 


                               Yani kısaca şundan bahsetmek istiyorum günümüz nasıl başlıyorsa öyle gidiyor. Sonuçta insan bu, moralini bozacak bir şeyler meydana geldiği zaman düzeltmesi zaman alıyor. Kendini onarması, bir sonraki müşteriye karşı toplarlanması öyle kolay olmuyor. O yüzden sizlere sağlıklı hizmetler sunabilmemiz biraz empati göstermenizi rica ediyoruz. Sonuçta o aktarımı biz yapmıyoruz, bu sistemdeki sorunu biz yaratmıyoruz pekii neden hem biz azar işitiyoruz? Neden biz kasiyerler hep paylanan taraf oluyor? Yöneticinizi çağırın demek bu kadar zor mu? Her şeyin bir çözümü vardır. Haykırdığınız zaman haklı olmuyorsunuz. Aksine oradan çabuk gitmeniz için elinize paranızı sıkıştırıp, "yallah bir daha gelme" tavrıyla yollanıyorsunuz, bilin istedim. Unutmayın "Müşteri Daima Haklı" değildir. İstisnalar haricinde...
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Meraki Nedir? Yaşamımızı Nasıl Biçimlendirir?

                          Meraki, tam karşılığı olmasa da Yunanca'da meraklı olmak, hevesli ve özenli olmak olarak yorumlanabilir; yaptığın işe, bu ne olursa olsun, ruhunu yansıtmak. İtalyanlarda “fare con amore” (sevgiyle yapmak) ve Fransızlarda “joie de vivre” (yaşam sevinci) kavramları ile benzerlik vardır. Bu bir dekorasyon trendi değil, bir yaşam biçimidir. Kendini bilmek, sevmek, yaptığın herşeye kendi özgün ruhunu koymak, sonrasında da yaşadığın çevreyi benimsemek, onu sahiplenmek ve güzelleştirmeye çalışmakla alakalıdır.

                          Kişisel ile kamusal arasında bir sınır koymamak, evine gösterdiğin özeni dışarıda olan yaşantına da göstermektir. Doğal ve iyi olanı sadece kendin için değil, etrafın için de seçerek, hayatı güzelleştirmek, boş zamanını (leisure time) sana en çok keyif veren şekilde değerlendirmek, eğlenceyi bir lüks olarak değil, insan olmanın doğal bir ihtiyacı olarak görüp bunu içselleştirip yaşamakla başlar.

                          Teras, bahçe, balkon gibi alanların bugünlerde çok kıymetli olması ile birlikte bunun önemi belki ülkemizde de anlaşılmıştır. Mümkün olduğu kadar doğal malzemelerden üretilmiş ürünler seçmek bizi psikolojik olarak doğaya daha yakın hissettirip, ona daha çok sahip çıkmamızı sağlamakla birlikte bize bir huzur ve konfor sağlar. Ucuz ama sentetik bir ürün yerine, biraz daha pahalı ama doğal olanı seçmek, hem kişisel olarak bizi tanımlar hem de ona daha fazla özen göstermemizi sağlar, bu da sürdürebilirlik yaratır, daha uzun süreli kullanım sağlar.

                          Doğal ketenler, ham ahşaplar, hezarenler, duvarlarımızı ve zeminlerimizi kapladığımız doğal içerikli sıvalar, kendi coğrafyamızda üretilen ürünleri kullanmak, bizi açıklayamadığımız, ama duyularımızla algıladığımız bir bilinçli tüketime götürüp uzun vadede mutluluk sağlar. Yunanlıların da çok iyi yaptığı şey "meraki" aslında budur.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

WebLonq.Com'da Yenilikler Başladı...

                            Öncelikle Weblonq.com ailesinden yine siz değerli okurlarımıza İyi ve Sağlıklı Günler diliyoruz. Zor zamanlardan geçtiğimiz şu dönemde, herkesin ufak bir uğraş ile kafasını dağıttığı oluyordur mutlaka... Yoksa Coronavirüs'den dolayı hepimiz psikolojik çok yıprandık. Bu durumdan kimse olumlu yönde etkilenmedi elbette. Vakaların azaldığı son zamanlarda normalleşme dönemlerine ufaktan girdik. Fakat tedbirsiz davranan onca insan yüzünden vaka artışları görülmekte. Coronavirüs illetinden kurtulacağız illaki ama evvelinde çok tedbirli olmalı ve bu konuda asla ihmalkar davranmamamız gerekiyor. Bizler duyarlı olduğumuz taktirde, bundan çevremiz de olumlu yönde etkilenecektir. Örnek alacak ve sevdiklerimizi riske atmamış olacağız.

                              Sizlere ufaktan sitemizde yaptığımız ve yapacağımız yeniliklerimizden bahsetmek istiyorum. Blogumuzun tasarımını değiştirdik. Biraz canlı ve iç açıcı renklerden oluşan bir tasarım beğeninize sunduk. Umarız ki sizde girdiğiniz zaman eski gri karamsar rengimizi unutup, kendinizi renklerin enerjisine bırakırsınız. :) Yazı tonlarımızın göz yormayan akıcılığına kendinizi bırakarak keyifle yazılarımızı kahve eşliğinde okumanızı tavsiye ediyorum. Yukarıda açılır MENÜ'lerimizde ilgi alanınıza göre KATEGORİLER sunulmuştur. Blogu'muzu gezdiyseniz TEKNOLOJİ kategorisi altına yeni bir bölüm ilave ettik. "DOWNLOAD" bölümü... Bu alanımızı ilerleyen zamanlarda aktif edip, sizlere kendi arşivimizden film ve müzik indirme bölümü sunacağız.

                              Bir kaç düzenleme daha yapıldıktan sonra, sizlere weblonq.com'un büyük bir çekiliş yapacağını bildirmekten mutluluk duyuyorum. Yazılarımızdan ve sitemizde yapılacak olan kampanyalarımızdan haberdar olmak isterseniz: freedom.86@msn.com adresine güncel mail adresinizi bırakmanız yeterli olacaktır. Sizlere eşim ile birlikte yalnızca yararlı bilgi sunmak ile kalmıyoruz. İSTANBUL çevresine Elektrik ve Elektronik tamiri ile alakalı her türlü hizmeti veriyoruz. BURAYA TIKLAYIP konu ile alakalı bilgi alabilir, randevu almak veya fiyat edinmek için konumuzdaki iletişim bilgilerine göz atabilirsiniz.

Sitemizde yazar olmak isterseniz kapılarımız sizlere her zaman açıktır. Tek yapmanız gereken BAŞVURU. :) Gerisini bize bırakın.
İlerleyen zamanlarda sizlerin de desteği ile umarım daha güzel aktiviteler yapacağız.
Hoşçakalın, Sağlıkla Kalın, Bizimle Kalın...
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Evinizde Mutluluk Yaratan Dekorasyon Önerisi

                       Yunanca bir kelime olan meraki, yaptığınız iş ne olursa olsun sevgi, tutku ve ruhunuzu katarak yapmak anlamına geliyor. Hayata yeni yeni pencereler açtığımız şu günlerde açık havada Yunan Ada stilini hayal edip bu kurguya, sanatçısının ruhunu yansıttığı seramikleri, el işi birkaç aksesuarı yada atika, kristal, porselen gibi şık detayları ekleyerek merakinin dekorasyondaki karşılığına ulaşabilirsiniz.

                       Dünyaca ünlü yunanca bir kelime olan meraki, birşeyi çok büyük bir hassasiyet ve tutkuyla yapmak anlamına geliyor. Dekorasyondaki karşılığı ise zamansız, mavi tonlarının ağırlıkta olduğu, hafif dumanlı ama aynı zamanda da içinde şık ve konforlu detayların gizli olduğu bir atmosfere işaret ediyor. Yunan Adaları'nın sade, boşluklu, azla yetinen karakteristik tarzı, bolca desenin kullanıldığı, mavi tonlarını temel alan, el işçiliğini yansıtan aksesuarlar, kristaller, porselenler ve seramiklerle destekleniyor.

                       Antikalar, mavi beyaz chinoise lamba ve abajurlar, eski bir el işi tabak koleksiyonu, antika parçalar meraki odaklı bir dekorasyonun başlıca aksesuarları. Yunan stilinde Antik Yunan etkisinin daha çok ön plana çıktığı iç kesimlerde ise beyaz renkte olan mobilyalar, ham ahşap dokular, patine yüzeyler, keten ve pamuklu kumaşların kullanıldığı koltuk, kanepe ve ferforje tasarımlar, sedirler ile alçak ahşap mobilyalar dikkat çeliyor. Merakiyi dekorasyona yansıtabilmenin altın kuralı Yunan adalarının sakin kurgusunu geleneksel detaylarla harmanlamakta saklı.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Eviniz iÇin Sürdürülebilir Ferahlık

♥ Çöpleri Temizle;
                           Evin çevresini çöpler ve dağınıktan arındırın. Dış dünyadan evinizin kapısına kadar olan kısmı, yani apartman dairesinde oturuyorsanız apartman holünü, müstakil bir evde oturuyorsanız dış kapının sokakla bağlantısı olan giriş yolunu mutlaka temiz tutun. Evin içine girerken yada dışına çıkarken yürümenize engel olacak çeşitli engellerden kurtulmak, hareketin devamlılığı için esastır.

♥ Küçük kare sehpalar dışarı;
                           Aslında bedenimizi incitme tehlikesi yaratan köşeli, sert her şeyden kurtulmak gerekiyor. Bu mobilyalar ayrıca çocuklu ailelere kesinlikle yasak. Köşeli, kütlesel mobilya ve aksesuarların iç mekanda akışı destekleyeceğine önünü kestiğini aklınızda bulundurun.


♥ Pencereleri sil;
Ne kadar temiz pencere, evde o kadar gün ışığı, yani yaşam enerjisi. Bunu bir düşünün.

♥ Evcil hayvan yataklarını kendi yatağın kadar temiz tut;
                           Evcil hayvanlarınızın tüylerinin eve dağılmasını önlemek için öncelikle tımar konusuna önem verin ve iyi ekipmanlara yatırım yapın. Hayvanın yatağı ve sosyalleştiği alanları ise farklı bir fırçayla temizleyin. Tüy toplama fırçaları her an elinizin altında olsun.

Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

“Pençe-Kartal" Operasyonu Başladı.

                                Aslında mesaj çok açık bir şekildedir. ‘’Bir gece ansızın vurabiliriz’’. Gece yarısı Milli Savunma Bakanlığı’nın resmi sosyal hesabından paylaşılan bir yazı ile bilgilendirildik. Operasyon bazı kişilere, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin PKK’ya yönelik düzenlediği normal bir operasyon gibi gözükebilir. Son dakika olarak ajansların belirttiği alt yazılar, emekli askerlerin ve akademisyenlerin canlı yayına  alınması, haritaların üzerinden bölgedeki operasyonun saniye saniye anlatılması dikkatleri üzerinde çekmeyi başarmıştır. Ancak  bu operasyonun üzerinden bir gün geçmesine rağmen önemli bir konu hiç yaşanmamış bir hale bürünmüştür.

                          Altını çizerek belirtmek istiyorum ki operasyonun yapıldığı yer ülkemiz için çok kritik bir konumdadır. Pençe- Kartal Harekâtı TSK’nın Irak’ın Kuzeyine yaptığı en kapsamlı harekâtlarından biridir. Operasyonun planlanıp harekete geçirilme şeklinden bahsetmeyeceğim. Vurulan hedef çok stratejik bir noktadadır. Bilindiği üzere bugüne kadar üç Pençe Operasyonu yapılmıştır. Yapılan bu harekât önceki operasyonlardan daha kararlıdır. Bu bölgede yapılan operasyonlar genellikle Gir-Çık şeklinde ilerlemiştir fakat bu sefer TSK bu bölgedeki terörü tamamen bitirmeyi hedef almıştır. Uzun zamandan beri Türk Silahlı Kuvvetleri, PKK’nın sınırdan içeriye sızıp eylem gerçekleştirmesini önlemek için Kuzey Irak topraklarında bir askeri üs inşa edip belirli bir sayıda asker konuşlandırmıştır. 
                          TSK’nın bunu yapmasındaki etken; Türkiye’ye geçişleri önlemek ve Kuzey Irak’taki PKK alanlarını daha ciddi anlamda daraltmak için bu yolu izlemiştir. Bu bölgedeki arazi yapısının fazla dağınık ve engebeli olmasına rağmen bölgede büyük bir zafer kaydedilmiştir. Harekâtın başlamasıyla birlikte PKK güçlerinin yaklaşık olarak 25-30 kilometre Irak’ın iç kesimine doğru geri çekilmek zorunda kalmıştır. Harekâtta birçok hava üssü kullanılmıştır. Başta; Diyarbakır,  Malatya, Eskişehir olmak üzere operasyon desteklenmiştir. Bilindiği üzere Türk Silahlı Kuvvetleri, Irak’ın Kuzey’ine birçok kez hareket düzenlemiştir. Bu harekât ağırlıklı olarak PKK’nın hâkimiyet sağlamaya çalıştığı Sincar, Zap, Avaşin, Hakurk ve tabiki Kandil gibi önemli noktalara yapılmıştır.Yerli ve Milli silahların kullanıldığı operasyonda, Türk Ordusu’nun olmazsa olması ‘’Sivil Hassasiyet’’ en üst düzeyde tutulmuştur. Terörün özü itibari ile ülke sınırların ötesinde kendine güvenli bir alan veyahut bölge bulunduğunda terörün bitirilmesi hiç de kolay olmamaktadır. Son zamanlarda Türkiye Hükümeti’nin silah sanayisine yaptığı yatırım ve verdiği önem ile birlikte üretilen silah teknolojisinin bölgede Türkiye’yi bir adım daha ileriye çıkaracaktır.

                          Dünya basınında da yer almış olan İHA ve SİHA teknolojisinin kuşkusuz sıfır hata prensibi ile yola çıkarılmasından dolayı sınırlarımızı terör ayak bastırmayacaktır.Bu demek oluyor ki; ordumuzun silah kapasitesinin geliştiğini çok ciddi operasyonlarla şahit olabiliriz. Yıllarca başta Kandil ve Irak’ın Kuzeyi olmak üzere PKK’nın daimi kalesi olma işlevini görmüştür. Silah Teknolojisinin ve askeri araçların yetersizliğinden kaynaklı teröre yerinde bir darbe yapılamamıştır. Fakat günümüzde TSK,  terör örgütünü çok net bir şekilde havadan vurabilir bir hale gelmiştir ve Kandil artık teröristler için güvenli bir konum olmaktan çıkmıştır. Bu operasyonlar sınırdaki gerginliği ilerleyen zamanlarda ne derecede etkileyeceğini göreceğiz. 

                          PKK, bölgesel bir terör örgütü olmaktan çıkıp uluslararası bir terör örgütü haline gelmiştir. Türkiye’yi bölme amaçları tamamen tükenmiştir diyebiliriz. PKK Terör Örgütü’nün dış güçlerden aldığı mühimmat ve ekonomik kaynaklar dışında tutunacak dalları artık kalmamıştır. Peki, Irak Hükümeti bu operasyondan şikâyetçi mi? Irak’ta yayın yapan medya kuruluşu Al Sumaria’ya göre bu operasyon tamamen Irak’ın egemenliğine yapılmış bir saldırı olduğunu öne sürmüştür. Bu haberden de anlıyoruz ki; bu harekâttan belirli bir kesim bir hayli rahatsız olmuş durumdadır. Türkiye’nin vermiş olduğu mesaj çok net bir şekildedir. Irak Hükümeti, terör örgütünü temizlemez ise Türkiye Devleti operasyonların koşulsuz devam edeceğini ve gerekli kontrollerin sağlanıp gereğinin yapılacağını göstermiştir. Aynı şekilde İran Hükümetine ‘de PKK uzantısı olan PJAK’ın, Türkiye’ye yönelik saldırıları engellenmediği takdirde operasyonların bu bölgelere doğru genişleyebileceğini hatırlatmış oldu. ABD ve Rusya’ya verilen mesaj ise; PKK destekçilerinin Suriye Topraklarında terörü barındıramayacağını mesajı açık bir şekilde belirtmiştir.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Pandemi’den Sonra Moda Dünyası’nın Hali

                        “YOK ARTIK!” Pandeminin sosyal hayatlarımız ve ekonomi üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu anlatmak için yerinde bir söylem, bu olsa gerek. COVİD-19, son yıllardaki diğer salgınların aksine her ülkeyi doğrudan etkiledi ve bizleri günlük alışkanlıklarımızı değiştirmeye zorladı. Karantina koşulları gevşedikten sonra dışarı çıktığımızda da rutinlerimizi kazanmak, ekonomik zorluklarla baş etmek ve sağlıklı kalmak için mücadele etmemiz gerekecek. Salgının başlarında bu kapanmanın iki, üç ayda sona ereceğini umduk. Fakat günler, haftalar geçtikçe gönüllü karantinanın 2020’nin sonuna, hatta 2021’e sarkabileceğini artık hepimiz kabullendik.
                                         Bir maraton koşusu bu… Soluğumuz kesilmeden, uzun süre devam etmemiz gerekecek. Bireyler olarak sadece bizler değil, moda da dahil sektörlerin çoğu için durum aynı. Dünya ekonomisinin yüzde dördünü oluşturan moda endüstrisinde ezberlerin bozulduğu bir dönemden geçiyoruz. 2020 yılında moda satışlarının 2019’a kıyasla üçte bir oranında azaldığı, bunun da 600 Milyar Dolar’lık bir kayba eşdeğer olduğu aşikar. Yine de moda endüstrisinin içinde bulunduğu krizin sorumlusu COVİD-19 değil. Küresel Moda Endeksi’nde yer alan markaların yarısı, salgının başlamasından çok önce ‘değer kaybeden şirket’ statüsündeydi. Yani elde ettikleri gelir masraflarını bile karşılamıyordu. Bugün moda profesyonellerinin gündemini meşgul eden sorular uzun zamandır gündemdeydi.

                                         Tek fark şu: orta veya uzun vadede çözülmesi gereken sorunlar, pandeminin etkisiyle bir anda yanı başımızda beliriverdi. Moda Konseyi Yöneticisi “Kesinlikle daha iyi yapabileceğimiz şeyler vardı. Şimdi, bunlar üzerine düşünme zamanı” diyor. Pandemiden sonra modanın hali ne olacak? Modanın yönünü değiştiren ne olacak? Moda eski hareketliliğini yeniden kazanacak mı? Bir şeylerin değişeceği kesin! Değişimin tonunu elbette markalar, tüketiciler ve diğer moda otoriterleri belirleyecek.

                 Markaların pandemi sonrası kaderlerinin ne olacağı, bu dönem sergileyecekleri tutuma bağlı. Pandemiyle mücadeleye katkıda bulunan, dünyamızın geleceği ve sosyal eşitsizlik konularında bilinçli markalar, süreç sonrası daha kolay toparlanacak. Dünyanın karşı karşıya olduğu problemler üzerine aksiyon  almayan, sessizliğini koruyan, fırtınanın geçmesini bekleyen markaları gelecekte zorlu koşullar bekliyor. Tüketici, markaların salgın döneminde nasıl bir duruş sergilediğini süreç bittikten sonra da hatırlayacak. Bu, satın alım trendlerini muhakkak etkileyecek. Bu dönemde toplum ve dünya yararına çalışan markalar bir nevi ruhları olduğunu, savundukları bir dava olduğunu tüketiciye göstermiş olacak.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Çiftlerin “KARANTİNA” Günlükleri!

                                    Kısa sürede bir karantina kültürü yarattık. Sosyal medyadaki yeni klişeler, hangi markette maya bulunduğu ve hangi bilinmeyen dizinin iyi olduğu üzerine tüyolar havada, o çok korktuğumuz partiküller gibi uçuşuyor. Tabii hayatımızdaki bu radikal değişikliğe rağmen en sevdiğimiz aktiviteler olan kıyas ve önyargı oluşturma da tüm hızıyla sürüyor. Beynimiz boşluktan içinde bulunduğumuz durumu rahatlıkla tartıyor. Geçirdiğimiz karantina döneminde farkında olmadan, sinsi bir sosyal ayrışma yaşıyoruz. Arkadaşlarımızla konuşurken oluşan kopukluktan da anlayabileceğimiz üzere, ırk, sınıf ve cinsiyet farkı gözetmeden ikiye ayrılmış durumdayız. Bekarlar ve Çiftler!
                                      Burada kastettiğimiz elbet medeni bir hal değil. Karantina döneminde bir ilişkisi olmayan, günlerini yalnız geçirenlerle, en azından bir partnerle birlikte geçirebilenleri ayırıyoruz. Bahsettiğimiz algı ayrım açısından değil. Gerçekten de çiftler bu dönemde ilişkilerinin daha derinleştiğini, belki de mecburen ciddileştiğini görebiliyor. Dahası evli olmayan çiftler için ihtimaller denizinin çekmesi ilişkiye olan özeni arttırıyor. Normalde kolayca kestirilip atılacak ilişkiler için emek harcanıyor. Haricinde, içinde bulunulan olağanüstü koşullarla birlikte mücadele edilmesi, mevcut bağları güçlendiriyor. En basitinden ortada bir sağlık krizinin olması, partnerin sağlığının düşünülmesine, kaynakların azlığı da paylaşımın artmasına yarıyor. Gereksiz tartışmalara girilmezken sosyal hayatın kısıtlanması, kıskançlık gibi dışarıdan kaynaklı krizleri de önlüyor. Dış dünyanın olumsuzluklarına karşı birlikte durduğunu düşünen çiftler, hem bir kriz tatbikatı hem de birlikte yaşama denemesi yapıyor. Bu nedenle mevcut ilişkileri sürmese bile pandemi sürecinin sonunda, çift olanların ilişki algılarının oldukça değişeceğini göz önüne alabiliriz.

                                      Çiftlerin de yaşadığı problemler var. Bunlardan ilkini, değişen hayat standartları oluşturuyor.  İşten ayrılma, çalışmama, ekonomik belirsizlik gibi sebepler tarafları gerebiliyor. Çocuklu çiftlerin bu süreci onlarla birlikte geçirmesi de sabır taşı çatlatan sebeplerden. Yalnız kalamamak, özel hayatın ortadan kalkması, ortak hareket etme zorunluluğu hissetmek de sorun yaratabiliyor. Bunların haricinde yukarıda değindiğimiz ‘mecburiyet’ hali de partnerler tarafından sömürülebiliyor. Özensiz tavırlar, özensiz bir fiziksel hal ile pekiştirilebiliyor. Eğer halihazırda sorunlarla bu karantinaya girildiyse de bu süreç, gerçek bir mahkumiyete dönebiliyor.

                                      Karantina süreci başladığında herkesin ilk beklentisi bundan sonrasında yaşanacak bebek patlamasıydı. Fakat hayatın öngörüden bağımsız akabilen gerçekleri bu beklentiyi boşa çıkaracak. Şu an hiç kimsenin böyle bir beklentisi yok. Hatta karantina dönemini birlikte geçiren çiftlerle yapılan anketler, cinsel hayatlarında ciddi bir azalmadan söz ediyor. Bu nedenle de iki insanı bir eve tıkınca, bir çift kümes hayvanından farklı sonuçlar ortaya çıkıyor. Yapılan anketlere göre çiftlerin en büyük iletişim problemi de cinsel yaşam ile alakalı. Normal yaşamlarında belli bir döngüye sahip (gece dışarı çıkıp sosyalleştikten sonra vb.) çiftler bu döngüye sahip olmadıklarında cinsel yaşam için uygun zamanı yaratamıyor. Sürekli evde bulunan ve gündelik hayata ortak partnerin cazibesi hızla azalıyor. Üzerine karantinanın yarattığı sıkıntı, stres, endişe gibi duygular da eklenince samanlık seyran olmuyor.

Libido hızla düşerken, üzerine eklenen tam tersi yöndeki algı ile durma noktasına geliyor. Sevgi neydi? Sevgi, emekti. Cinsel ilişkinin tıkandığı noktada (aslında her zaman) da emek verilmesi gerekiyor. Özlemeyi sağlamak adına, partnerlerin imkan varsa birbirlerine mesafe ve zaman tanıması uygun olabilir. Burada önemli olan bir partnerle yakınlığın cinsellikten kaynaklanmadığını göstermek. Zira ilişkiler üzerinde genel olarak yapılan en büyük hata da sevgi ve cinsel çekim gibi olgulara; “varsa, vardır” gibi mutlak bir yargıyla bakmak. Çünkü en büyük aşklar ve tensel uyumlar da üzerlerine emek harcanmadığı zaman, bir süre sonra sönebiliyor ve bitebiliyor. Dizi veya filmlerdeki aşklar değil, gerçek insanlarız biz. Ortalıkta edilen beylik lafların öznesi değil, birbirinden farklı kişileriz.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Bağışıklık Sistemini Güçlendirecek Tavsiyeler

                                  Bazı beslenme stratejileri ve yaşam tarzı değişiklikleri, bağışıklığınızı dengede tutmak için vücudun doğal savunmasını güçlendirebilir. Zararlı mikroorganizmalar veya diğer zararlılarla savaşmaya yardımcı olabilir. Bu yazımızda bağışıklık sisteminizi nasıl güçlendirmeniz gerektiğinin bilgisini vereceğiz. 

PROBİYOTİK BAKTERİLERDEN DESTEK ALIN
                                     Bağırsak sağlığı ve bağışıklık birbirine bağlıdır. Bağışıklığa destek veren savaşçıların birçoğu bağırsaklarda üretilir. Bağırsak florasını düzenleyen özel lactobacillus reuteri içeren probiyotikler, ideal denge için önerdiğimiz probiyotiklerdendir. Bağırsak dostu bakteriler, hastalıklara karşı savunmada etkili olan birçok yararlı bileşiğin üretilmesine de destek olur.

UYKU DENGENİZİ KORUYUN
                                     Uyku ve bağışıklık yakından ilişkilidir. Yetersiz veya düşük kaliteli uyku, hastalığa karşı daha yüksek bir duyarlılığa neden olur. Yeterli süre dinlenmek doğal bağışıklığınızı güçlendirebilir.

BİTKİSEL BESİNLERİ EKSİK ETMEYİN
                                     Meyve, sebze, ser kabuklu yemişler (ceviz gibi…), yağlı tohumlar (kabak çekirdeği gibi…) ve baklagiller (nohut gibi…) gibi tüm bitkisel besinler, zararlı mikroorganizmalara karşı üstünlük sağlayabilecek besin öğeleri ve antioksidanlar açısından zengindir. Antioksidanlar, vücudunuzda inflamasyona (iltihaplanma) neden olan zararlı maddelere karşı savunmayı güçlendirir.

SAĞLIKLI YAĞLAR TÜKETİN
                                     Zeytinyağı ve yağlı balıklarda bulunan sağlıklı yağlar, vücuttaki inflamasyonu (iltihapları) azaltarak, vücudunuzun zararlılara karşı bağışıklık tepkisini artırabilir. Şeker tüketimini sınırlamak, bağışıklığı artıran bir beslenme planının önemli bir parçasıdır. Gün içinde sekiz su bardağı tüketmeye gayret edin.

ILIMLI DERECEDE EGZERSİZ YAPIN
                                     Uzun süreli yoğun egzersiz bağışıklık sisteminizin dengesini olumsuz etkileyebilirken, ılımlı egzersiz bağışıklığa destek verir.

STRES SEVİYENİZİ YÖNETİN!
                                     Stres ve kaygıyı azaltmak bağışıklık sağlığının anahtarıdır. Uzun süreli stres, vücuttaki inflamasyonu ve bağışıklık hücresi fonksiyonundaki dengesizlikleri destekler. Stresinizi yönetmenize yardımcı olabilecek etkinliklere katılabilirsiniz. Mesela bu etkinlikler arasında meditasyon, egzersiz, günlük tutmak, yoga ve diğer farkındalık uygulamaları yer alır.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Diyet’e Başlarken Uyulması Gereken Kurallar!

                                Diyet yapmaya hazırlanmak çoğu insan için çok büyük hazırlıklar gerekli. Özellikle son zamanlarda MOTİVASYON cümlesini çok duyar olduk. Bir anda sağlıklı beslenmeye ve diyet yapmaya karar verebilirsiniz. Bazen de aylarca hazırlık yapar ama bir türlü başlayamazsınız. Fakat diyete başladığınız anda bunu kaleme dökmek hem size motivasyon sağlayacak hem de neler istediğinizin farkına varacaksınız. Örneğin; “Ne istiyorum? – Neden zayıflamak istiyorum? – Nasıl zayıflarım? – Hayatımda neleri değiştirmeliyim? ve Zayıfladığımda hayatımda neler değişecek?” işte bu soruları kaleme dökerek yaşamınızdaki ihtiyacı belirleyip, kendinize ona göre bir rota çizebilirsiniz.
                                Kolay kilo veren biri olup olmadığınızı anlamak için 1-2 gün yediklerinizi azalttığınızda hızlıca kilo kaybı görenler metabolizmalarının hızlı çalıştığının farkında olurlar. Eğer çok fazla diyet yapmadıysanız, hormon tedavisi içinde değilseniz, metabolik sorunlarınız yoksa veya hayatınız hareketsiz olarak tanımlanmazsa, ek olarak tüm ailenizde kilo problemi yoksa kolay kilo verebilirsiniz. Tabii bu bir özet, bedeninizin tepkileri değişebilir. Buna anlık değerlendirme ile cevap vermek en doğrusu. Mesela diyete başlamaya karar verdiniz. Ama bir türlü makarna yemekten vazgeçemiyorsunuz. Yedikçe de diyete başlayamıyorsunuz. O zaman “Makarna ile nasıl zayıflayabilirim?”i öğrenmelisiniz. Makarnanın şekli, tarifi, miktarı ne olmalı? Yada çok güzel diyet yapıyorsunuz ama arada bir kaçamak yapmak hoşunuza gidiyor. Mesela haftada bir gün bir tatlı yemek! O zaman bunu nasıl dengeleyeceğinizi öğrenmelisiniz.

                                Akşam belli saatten sonra emek yenilmemesi çok çok önemli. Uykuya yaklaşırken artık mideye yiyecek yollamamanız gerekiyor. O da sindirimi bitirsin ve uykuda tüm bedeniniz dinlensin. Yani akşam 8’de yemek yediniz, 11’de uyudunuz. Araya illaki bir süre koymanız gerekir.
                                Karbonhidrat tüketimi kilo verirken dengeli olmalı. Ne eksik ne de fazla! Ama karbonhidratlardan bazıları kilo almanızı kolaylaştırırken, bazıları da kilo vermenizi destekler. Pirinç yerine bulgur, beyaz ekmek yerine çavdar ekmeği gibi değişimleri bilmek ve hayatımıza yerleştirmek lazım. Su içmekte zorlananlara da bir tavsiye vermek isterim. Gün içerisinde içtiğiniz suyu her gün 1 bardak arttırın. En kalıcı bu şekilde olur. Matara kullanın. İçine biraz salatalık, limon ile aroma katmak da işe yarayabilir. Yada bitki çayı demleyip 1 lt su ile karıştırmak, tüm gün onu bitirmeye çalışmak da güzel bir alternatif olacaktır.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

BLOG YAZILARIMIZA ABONE OLUN

ELEKTRİK / ELEKTRONİK İŞLERİNİZ !!!

~~~~~~Bilgisayar Tamiri, Bilgisayar Bakım ve Onarım, Bilgisayar Yazılım ve Donanım, Elektrik Tamir ve Kurulum, Her tür Elektronik İşleri, Güvenlik Kamerası Montajı ve Tamiri, Alarm Sistemleri, Otomatik Kapı Sistemleri Tamir ve Onarım, Yangın Alarmı Sistemleri Tamiri YAPILIR... Devamını OKU>>>

Sponsorumuz Olmak İster Misiniz?

Blogumuzun Arşivi

DOST SİTELER

Kahin Martinez ~ Rüya Tabirleri ~ WeblonG ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ ~ Site Ekle ~ Site