Kadıköy Semtleri; Beylerbeyi Tarihçesi

                               İstanbul'un en enteresan semtlerinden biri günümüzde Müslüman karakterin ağır bastığı Beylerbeyi'dir. Padişahlık dönemine ait saraylar, tarihi hamam ve camisi ile Osmanlı dönemine ait çokaz sayıda kalmış olan birkaç ev semtle ilgili bu saptamayı tasdik etmektedir. Tüm bunlara rağmen bu semtin Bizans İmparatorluğu'nun ilk dönemlerine kadar uzanan özel ve eski bir tarihi vardır. Daha sonraları semt "Stavros" adını aldı, Osmanlılar bunu İstavrosköy olarak uyarladı ve hemen hemen 18.yüzyıla kadar ulaştı bu isim.
                               Bu isim, Stavros Eos Kilisesinden esinlenerek ve ayrıca da semtin bu Bizans kilisesinin kubbesinde bulunan büyük ha. sebebiyle verilmişti. Kilisenin harabeleri, vapur iskelesinin yakınlarında, yakın geçmişe kadar görünürdü, ancak 1958 yılında sahildeki caddenin genişletilmesiyle tamamen yok oldu. Bir rivayete göre semtin ismi buraya üç adet haç yerleştirmiş olan Apodtolon Andreas'tan kaynaklanmaktadır.
                               Bugünkü Beylerbeyi ismi ise, semte Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde verilmiştir. Bu, Rumeli'nin komutanına verilen bir unvandı. III. Murat döneminde beylerbeyi olan Mehmet Paşa'nın konağı da burada bulunduğu için semtin yeni ismi ona verilen unvan ile aynıydı. Beylerbeyi semti kademe kademe oluştu. Zamanla yüksek rütbeli subayların ve saray görevlilerinin konaklarının yanına halktan kişiler de yerleşmeye başladı.

                               1625'de Evliya Çelebi semtin sakinlerinin çok kavgacı ve gürültücü insanlar olmalarının yanı sıra bunların çoğunun Rum kökenli vatandaşlar olduğundan bahseder. Semtte, Sultan'a, vezirlere ve yüksek rütbeli memurlara ait olan çok sayıda ve muhteşem saray da bulunmaktaydı. Beylerbeyi'nin Sultanlara ait sarayı İstanbul'da bulunan diğer saraylar gibi yerli ve yabancı birçok ziyaretçiyi çekmektedir ve doğal olarak bu, Türk turizmine önemli bir destek sağlamaktadır.

BEYLERBEYİ SARAY'ININ İNŞAASI
                               iLk olarak IV. Murat 1639'da bir saray inşa etmiştir. Selanik'in yunan ordusundan kurtarılmasından hemen sonra jön Türkler, devrik padişah II. Aldülhamit'i 1909 yılında içinde yaşamaya mecbur bırakıldığı Villa Allatini'den Beylerbeyi Sarayına getirdiler. Ölünceye kadar da (1918) burada yaşadı. Vapur iskelesinin hemen yanında zarif mimarisiyle Beylerbeyi Camii yer almaktadır. 1778 yılında Türk barok sanatının en önemli temsilcilerinden Mehmet Tahir Ağa'nın eseridir. Zarif çizgili Cami, I. Abdülhamit zamanında, 1613 tarihli bir önceki binanın yerine inşa edilerek Rabia Sultan'a hediye edilmiş. Üzerindeki yazıta göre Osmanlı İmparatorluğu'nun sınırlarını genişletmediği takdirde kendisine cami inşa etme hakkı tanımıyordu. Caminin olduğu kadar sarayın da ihtişamını görebilmek için bu iki binaya denizden bakmak gerekir.

                               Cami ayrıca birtakım hayır kurumlarıyla tamamlanmaktadırç Kütüphane ve hamam dahil olmak üzere bir bir külliye oluşturulmuştur. Semtin hamamı ana cadde üzerinde bulunur. Caddeden başlayan dar bir yolun sağında ve solunda yıkılanakmış hissi veren pencerelerde çamaşırların asılı olduğu birtakım binalar yer alıyor. Girişinde bulunan klimalar ve mütevazı ancak uyumsuz bir tabelada "Tarihi Beylerbeyi Hamamı" yazısı göze çarpar. Semtin orasında birkaç ahşap ev bulunuyor, ama sanırım kısa bir süre sonra bunların yerini de hiçbir özelliği olmayan apartmanlar alacaktır. Bu binaların bazıları, Boğaz'daki evlerin mimari özelliklerini taşımaktadır, bu da Osmanlı İmparatorluğu'nu oluşturan milletlerin paralel ve benzer yaşam sürecini kanıtlamaktadır.
SEMTTEKİ AYAZMALAR
                               Son yıllara kadar bazı Rum aileler hala Beylerbeyi'nde yaşamakta ve bahçe ürünleri ile uğraşmaktaydı. Semtteki bazı ayazmaları şöyle sıralayabiliriz: Ayios Andonios, Zoodohu Piyis, Ayia Paraskevi Ayazması'nın bulunduğu bahçe, Ayazma Bahçesi olarak bilinirdi. İçinde yer aldığı bir yapı yada ayazmayı tanıtacak herhangi mermer bir kitabe yoktu. Sadece 1960 yıllarına kadar ayazmanın isim gününde, kalabalık bir insan topluluğu tarafından ziyaret edilirdi. O dönemde bahçıvanlar, geçici bir yer oluşturup oraya bir ikona yerleştirirler, daha sonra bu ikona semtte ikamet eden Rum aile tarafından muhafaza edilirdi. Ayazmanın mütevazılığı gerçek inancın en önemli kanıtıydı. 

                               Ancak özel mülk içerisinde yer alan birçok ayazma olduğu gibi buraları genellikle Osmanlılara aitti. İstanbul'un buna benzer birçok ayazmasının ve ibadet yerinin akıbeti gibi bu ayazmalar da zaman içerisinde yok olmuşlardır. Zira semtteki nüfusları az olduğundan, yasalar, azınlıklara bunları korumak ve muhafaza etmek hakkını tanımıyordu. Bu ayazmalar sadece inanç eksikliği yüzünden de kurudu. Ayia Paraskevi Ayazması'nı soracak olursanız o,  fışkıran bir su kaynağı olarak varlığını sürdürmekte ve büyük ihtimalle ayazmanın tarihi geçmişinden habersiz semt sakinleri tarafından kullanılmaya devam etmektedir.
Yazımızı Beğendiyseniz Sosyal Medyada Paylaşın:

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yazılarımıza Yorum Yaparsanız Çok Seviniriz. ツ

BLOG YAZILARIMIZA ABONE OLUN


GönüLLü Yazar Kadromuzu Oluşturuyoruz.
Sende Sitemizde Yazar Olmak İster Misin?
O Halde Hemen Bize Ulaşın :)

SON YAZILAR


KAFEİN Alır Mısınız?
Kahve sevenlere müjdeli bir haber!

Kafein sadece sabah uyandırma rutininizin önemli bir parçası değil, tüm vücudunuza bakım ve güzellik de sağlıyor. Kahve içmenin, ruh halini düzeltme ve beyin fonksiyonunu arttırmanın yanı sıra daha pek çok faydası bulunuyor. :)
Yapılan son çalışmalar, kahvenin içerisindeki kafeinin güzelliğinize de olumlu etkileri olduğunu söylüyor.

Sponsorlarımız

GÖRÜNÜM

Sitemiz En İyi Chrome iLe Görüntülenir!
© Copyright 2016 Web Long