Çiftlerin “KARANTİNA” Günlükleri!

                                    Kısa sürede bir karantina kültürü yarattık. Sosyal medyadaki yeni klişeler, hangi markette maya bulunduğu ve hangi bilinmeyen dizinin iyi olduğu üzerine tüyolar havada, o çok korktuğumuz partiküller gibi uçuşuyor. Tabii hayatımızdaki bu radikal değişikliğe rağmen en sevdiğimiz aktiviteler olan kıyas ve önyargı oluşturma da tüm hızıyla sürüyor. Beynimiz boşluktan içinde bulunduğumuz durumu rahatlıkla tartıyor. Geçirdiğimiz karantina döneminde farkında olmadan, sinsi bir sosyal ayrışma yaşıyoruz. Arkadaşlarımızla konuşurken oluşan kopukluktan da anlayabileceğimiz üzere, ırk, sınıf ve cinsiyet farkı gözetmeden ikiye ayrılmış durumdayız. Bekarlar ve Çiftler!
                                      Burada kastettiğimiz elbet medeni bir hal değil. Karantina döneminde bir ilişkisi olmayan, günlerini yalnız geçirenlerle, en azından bir partnerle birlikte geçirebilenleri ayırıyoruz. Bahsettiğimiz algı ayrım açısından değil. Gerçekten de çiftler bu dönemde ilişkilerinin daha derinleştiğini, belki de mecburen ciddileştiğini görebiliyor. Dahası evli olmayan çiftler için ihtimaller denizinin çekmesi ilişkiye olan özeni arttırıyor. Normalde kolayca kestirilip atılacak ilişkiler için emek harcanıyor. Haricinde, içinde bulunulan olağanüstü koşullarla birlikte mücadele edilmesi, mevcut bağları güçlendiriyor. En basitinden ortada bir sağlık krizinin olması, partnerin sağlığının düşünülmesine, kaynakların azlığı da paylaşımın artmasına yarıyor. Gereksiz tartışmalara girilmezken sosyal hayatın kısıtlanması, kıskançlık gibi dışarıdan kaynaklı krizleri de önlüyor. Dış dünyanın olumsuzluklarına karşı birlikte durduğunu düşünen çiftler, hem bir kriz tatbikatı hem de birlikte yaşama denemesi yapıyor. Bu nedenle mevcut ilişkileri sürmese bile pandemi sürecinin sonunda, çift olanların ilişki algılarının oldukça değişeceğini göz önüne alabiliriz.

                                      Çiftlerin de yaşadığı problemler var. Bunlardan ilkini, değişen hayat standartları oluşturuyor.  İşten ayrılma, çalışmama, ekonomik belirsizlik gibi sebepler tarafları gerebiliyor. Çocuklu çiftlerin bu süreci onlarla birlikte geçirmesi de sabır taşı çatlatan sebeplerden. Yalnız kalamamak, özel hayatın ortadan kalkması, ortak hareket etme zorunluluğu hissetmek de sorun yaratabiliyor. Bunların haricinde yukarıda değindiğimiz ‘mecburiyet’ hali de partnerler tarafından sömürülebiliyor. Özensiz tavırlar, özensiz bir fiziksel hal ile pekiştirilebiliyor. Eğer halihazırda sorunlarla bu karantinaya girildiyse de bu süreç, gerçek bir mahkumiyete dönebiliyor.

                                      Karantina süreci başladığında herkesin ilk beklentisi bundan sonrasında yaşanacak bebek patlamasıydı. Fakat hayatın öngörüden bağımsız akabilen gerçekleri bu beklentiyi boşa çıkaracak. Şu an hiç kimsenin böyle bir beklentisi yok. Hatta karantina dönemini birlikte geçiren çiftlerle yapılan anketler, cinsel hayatlarında ciddi bir azalmadan söz ediyor. Bu nedenle de iki insanı bir eve tıkınca, bir çift kümes hayvanından farklı sonuçlar ortaya çıkıyor. Yapılan anketlere göre çiftlerin en büyük iletişim problemi de cinsel yaşam ile alakalı. Normal yaşamlarında belli bir döngüye sahip (gece dışarı çıkıp sosyalleştikten sonra vb.) çiftler bu döngüye sahip olmadıklarında cinsel yaşam için uygun zamanı yaratamıyor. Sürekli evde bulunan ve gündelik hayata ortak partnerin cazibesi hızla azalıyor. Üzerine karantinanın yarattığı sıkıntı, stres, endişe gibi duygular da eklenince samanlık seyran olmuyor.

Libido hızla düşerken, üzerine eklenen tam tersi yöndeki algı ile durma noktasına geliyor. Sevgi neydi? Sevgi, emekti. Cinsel ilişkinin tıkandığı noktada (aslında her zaman) da emek verilmesi gerekiyor. Özlemeyi sağlamak adına, partnerlerin imkan varsa birbirlerine mesafe ve zaman tanıması uygun olabilir. Burada önemli olan bir partnerle yakınlığın cinsellikten kaynaklanmadığını göstermek. Zira ilişkiler üzerinde genel olarak yapılan en büyük hata da sevgi ve cinsel çekim gibi olgulara; “varsa, vardır” gibi mutlak bir yargıyla bakmak. Çünkü en büyük aşklar ve tensel uyumlar da üzerlerine emek harcanmadığı zaman, bir süre sonra sönebiliyor ve bitebiliyor. Dizi veya filmlerdeki aşklar değil, gerçek insanlarız biz. Ortalıkta edilen beylik lafların öznesi değil, birbirinden farklı kişileriz.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Yorum Yaparken:
1. Yaptığınız yorumun, mutlaka yazımla alakalı olmasına özen gösteriniz.
2. Yorumlarınızda yazım ve dil bilgisi kurallarına uymaya çalışın lütfen.
3. Konu ile ilgili olmayan sorularınız için: Bize Ulaşın!

BLOG YAZILARIMIZA ABONE OLUN

ELEKTRİK / ELEKTRONİK İŞLERİNİZ !!!

~~~~~~Bilgisayar Tamiri, Bilgisayar Bakım ve Onarım, Bilgisayar Yazılım ve Donanım, Elektrik Tamir ve Kurulum, Her tür Elektronik İşleri, Güvenlik Kamerası Montajı ve Tamiri, Alarm Sistemleri, Otomatik Kapı Sistemleri Tamir ve Onarım, Yangın Alarmı Sistemleri Tamiri YAPILIR... Devamını OKU>>>

Sponsorumuz Olmak İster Misiniz?

Blogumuzun Arşivi

DOST SİTELER

Kahin Martinez ~ Rüya Tabirleri ~ WeblonG ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ ~ Site Ekle ~ Site