Pandemi’den Sonra Moda Dünyası’nın Hali

                        “YOK ARTIK!” Pandeminin sosyal hayatlarımız ve ekonomi üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu anlatmak için yerinde bir söylem, bu olsa gerek. COVİD-19, son yıllardaki diğer salgınların aksine her ülkeyi doğrudan etkiledi ve bizleri günlük alışkanlıklarımızı değiştirmeye zorladı. Karantina koşulları gevşedikten sonra dışarı çıktığımızda da rutinlerimizi kazanmak, ekonomik zorluklarla baş etmek ve sağlıklı kalmak için mücadele etmemiz gerekecek. Salgının başlarında bu kapanmanın iki, üç ayda sona ereceğini umduk. Fakat günler, haftalar geçtikçe gönüllü karantinanın 2020’nin sonuna, hatta 2021’e sarkabileceğini artık hepimiz kabullendik.
                                         Bir maraton koşusu bu… Soluğumuz kesilmeden, uzun süre devam etmemiz gerekecek. Bireyler olarak sadece bizler değil, moda da dahil sektörlerin çoğu için durum aynı. Dünya ekonomisinin yüzde dördünü oluşturan moda endüstrisinde ezberlerin bozulduğu bir dönemden geçiyoruz. 2020 yılında moda satışlarının 2019’a kıyasla üçte bir oranında azaldığı, bunun da 600 Milyar Dolar’lık bir kayba eşdeğer olduğu aşikar. Yine de moda endüstrisinin içinde bulunduğu krizin sorumlusu COVİD-19 değil. Küresel Moda Endeksi’nde yer alan markaların yarısı, salgının başlamasından çok önce ‘değer kaybeden şirket’ statüsündeydi. Yani elde ettikleri gelir masraflarını bile karşılamıyordu. Bugün moda profesyonellerinin gündemini meşgul eden sorular uzun zamandır gündemdeydi.

                                         Tek fark şu: orta veya uzun vadede çözülmesi gereken sorunlar, pandeminin etkisiyle bir anda yanı başımızda beliriverdi. Moda Konseyi Yöneticisi “Kesinlikle daha iyi yapabileceğimiz şeyler vardı. Şimdi, bunlar üzerine düşünme zamanı” diyor. Pandemiden sonra modanın hali ne olacak? Modanın yönünü değiştiren ne olacak? Moda eski hareketliliğini yeniden kazanacak mı? Bir şeylerin değişeceği kesin! Değişimin tonunu elbette markalar, tüketiciler ve diğer moda otoriterleri belirleyecek.

                 Markaların pandemi sonrası kaderlerinin ne olacağı, bu dönem sergileyecekleri tutuma bağlı. Pandemiyle mücadeleye katkıda bulunan, dünyamızın geleceği ve sosyal eşitsizlik konularında bilinçli markalar, süreç sonrası daha kolay toparlanacak. Dünyanın karşı karşıya olduğu problemler üzerine aksiyon  almayan, sessizliğini koruyan, fırtınanın geçmesini bekleyen markaları gelecekte zorlu koşullar bekliyor. Tüketici, markaların salgın döneminde nasıl bir duruş sergilediğini süreç bittikten sonra da hatırlayacak. Bu, satın alım trendlerini muhakkak etkileyecek. Bu dönemde toplum ve dünya yararına çalışan markalar bir nevi ruhları olduğunu, savundukları bir dava olduğunu tüketiciye göstermiş olacak.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Çiftlerin “KARANTİNA” Günlükleri!

                                    Kısa sürede bir karantina kültürü yarattık. Sosyal medyadaki yeni klişeler, hangi markette maya bulunduğu ve hangi bilinmeyen dizinin iyi olduğu üzerine tüyolar havada, o çok korktuğumuz partiküller gibi uçuşuyor. Tabii hayatımızdaki bu radikal değişikliğe rağmen en sevdiğimiz aktiviteler olan kıyas ve önyargı oluşturma da tüm hızıyla sürüyor. Beynimiz boşluktan içinde bulunduğumuz durumu rahatlıkla tartıyor. Geçirdiğimiz karantina döneminde farkında olmadan, sinsi bir sosyal ayrışma yaşıyoruz. Arkadaşlarımızla konuşurken oluşan kopukluktan da anlayabileceğimiz üzere, ırk, sınıf ve cinsiyet farkı gözetmeden ikiye ayrılmış durumdayız. Bekarlar ve Çiftler!
                                      Burada kastettiğimiz elbet medeni bir hal değil. Karantina döneminde bir ilişkisi olmayan, günlerini yalnız geçirenlerle, en azından bir partnerle birlikte geçirebilenleri ayırıyoruz. Bahsettiğimiz algı ayrım açısından değil. Gerçekten de çiftler bu dönemde ilişkilerinin daha derinleştiğini, belki de mecburen ciddileştiğini görebiliyor. Dahası evli olmayan çiftler için ihtimaller denizinin çekmesi ilişkiye olan özeni arttırıyor. Normalde kolayca kestirilip atılacak ilişkiler için emek harcanıyor. Haricinde, içinde bulunulan olağanüstü koşullarla birlikte mücadele edilmesi, mevcut bağları güçlendiriyor. En basitinden ortada bir sağlık krizinin olması, partnerin sağlığının düşünülmesine, kaynakların azlığı da paylaşımın artmasına yarıyor. Gereksiz tartışmalara girilmezken sosyal hayatın kısıtlanması, kıskançlık gibi dışarıdan kaynaklı krizleri de önlüyor. Dış dünyanın olumsuzluklarına karşı birlikte durduğunu düşünen çiftler, hem bir kriz tatbikatı hem de birlikte yaşama denemesi yapıyor. Bu nedenle mevcut ilişkileri sürmese bile pandemi sürecinin sonunda, çift olanların ilişki algılarının oldukça değişeceğini göz önüne alabiliriz.

                                      Çiftlerin de yaşadığı problemler var. Bunlardan ilkini, değişen hayat standartları oluşturuyor.  İşten ayrılma, çalışmama, ekonomik belirsizlik gibi sebepler tarafları gerebiliyor. Çocuklu çiftlerin bu süreci onlarla birlikte geçirmesi de sabır taşı çatlatan sebeplerden. Yalnız kalamamak, özel hayatın ortadan kalkması, ortak hareket etme zorunluluğu hissetmek de sorun yaratabiliyor. Bunların haricinde yukarıda değindiğimiz ‘mecburiyet’ hali de partnerler tarafından sömürülebiliyor. Özensiz tavırlar, özensiz bir fiziksel hal ile pekiştirilebiliyor. Eğer halihazırda sorunlarla bu karantinaya girildiyse de bu süreç, gerçek bir mahkumiyete dönebiliyor.

                                      Karantina süreci başladığında herkesin ilk beklentisi bundan sonrasında yaşanacak bebek patlamasıydı. Fakat hayatın öngörüden bağımsız akabilen gerçekleri bu beklentiyi boşa çıkaracak. Şu an hiç kimsenin böyle bir beklentisi yok. Hatta karantina dönemini birlikte geçiren çiftlerle yapılan anketler, cinsel hayatlarında ciddi bir azalmadan söz ediyor. Bu nedenle de iki insanı bir eve tıkınca, bir çift kümes hayvanından farklı sonuçlar ortaya çıkıyor. Yapılan anketlere göre çiftlerin en büyük iletişim problemi de cinsel yaşam ile alakalı. Normal yaşamlarında belli bir döngüye sahip (gece dışarı çıkıp sosyalleştikten sonra vb.) çiftler bu döngüye sahip olmadıklarında cinsel yaşam için uygun zamanı yaratamıyor. Sürekli evde bulunan ve gündelik hayata ortak partnerin cazibesi hızla azalıyor. Üzerine karantinanın yarattığı sıkıntı, stres, endişe gibi duygular da eklenince samanlık seyran olmuyor.

Libido hızla düşerken, üzerine eklenen tam tersi yöndeki algı ile durma noktasına geliyor. Sevgi neydi? Sevgi, emekti. Cinsel ilişkinin tıkandığı noktada (aslında her zaman) da emek verilmesi gerekiyor. Özlemeyi sağlamak adına, partnerlerin imkan varsa birbirlerine mesafe ve zaman tanıması uygun olabilir. Burada önemli olan bir partnerle yakınlığın cinsellikten kaynaklanmadığını göstermek. Zira ilişkiler üzerinde genel olarak yapılan en büyük hata da sevgi ve cinsel çekim gibi olgulara; “varsa, vardır” gibi mutlak bir yargıyla bakmak. Çünkü en büyük aşklar ve tensel uyumlar da üzerlerine emek harcanmadığı zaman, bir süre sonra sönebiliyor ve bitebiliyor. Dizi veya filmlerdeki aşklar değil, gerçek insanlarız biz. Ortalıkta edilen beylik lafların öznesi değil, birbirinden farklı kişileriz.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Bağışıklık Sistemini Güçlendirecek Tavsiyeler

                                  Bazı beslenme stratejileri ve yaşam tarzı değişiklikleri, bağışıklığınızı dengede tutmak için vücudun doğal savunmasını güçlendirebilir. Zararlı mikroorganizmalar veya diğer zararlılarla savaşmaya yardımcı olabilir. Bu yazımızda bağışıklık sisteminizi nasıl güçlendirmeniz gerektiğinin bilgisini vereceğiz. 

PROBİYOTİK BAKTERİLERDEN DESTEK ALIN
                                     Bağırsak sağlığı ve bağışıklık birbirine bağlıdır. Bağışıklığa destek veren savaşçıların birçoğu bağırsaklarda üretilir. Bağırsak florasını düzenleyen özel lactobacillus reuteri içeren probiyotikler, ideal denge için önerdiğimiz probiyotiklerdendir. Bağırsak dostu bakteriler, hastalıklara karşı savunmada etkili olan birçok yararlı bileşiğin üretilmesine de destek olur.

UYKU DENGENİZİ KORUYUN
                                     Uyku ve bağışıklık yakından ilişkilidir. Yetersiz veya düşük kaliteli uyku, hastalığa karşı daha yüksek bir duyarlılığa neden olur. Yeterli süre dinlenmek doğal bağışıklığınızı güçlendirebilir.

BİTKİSEL BESİNLERİ EKSİK ETMEYİN
                                     Meyve, sebze, ser kabuklu yemişler (ceviz gibi…), yağlı tohumlar (kabak çekirdeği gibi…) ve baklagiller (nohut gibi…) gibi tüm bitkisel besinler, zararlı mikroorganizmalara karşı üstünlük sağlayabilecek besin öğeleri ve antioksidanlar açısından zengindir. Antioksidanlar, vücudunuzda inflamasyona (iltihaplanma) neden olan zararlı maddelere karşı savunmayı güçlendirir.

SAĞLIKLI YAĞLAR TÜKETİN
                                     Zeytinyağı ve yağlı balıklarda bulunan sağlıklı yağlar, vücuttaki inflamasyonu (iltihapları) azaltarak, vücudunuzun zararlılara karşı bağışıklık tepkisini artırabilir. Şeker tüketimini sınırlamak, bağışıklığı artıran bir beslenme planının önemli bir parçasıdır. Gün içinde sekiz su bardağı tüketmeye gayret edin.

ILIMLI DERECEDE EGZERSİZ YAPIN
                                     Uzun süreli yoğun egzersiz bağışıklık sisteminizin dengesini olumsuz etkileyebilirken, ılımlı egzersiz bağışıklığa destek verir.

STRES SEVİYENİZİ YÖNETİN!
                                     Stres ve kaygıyı azaltmak bağışıklık sağlığının anahtarıdır. Uzun süreli stres, vücuttaki inflamasyonu ve bağışıklık hücresi fonksiyonundaki dengesizlikleri destekler. Stresinizi yönetmenize yardımcı olabilecek etkinliklere katılabilirsiniz. Mesela bu etkinlikler arasında meditasyon, egzersiz, günlük tutmak, yoga ve diğer farkındalık uygulamaları yer alır.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Diyet’e Başlarken Uyulması Gereken Kurallar!

                                Diyet yapmaya hazırlanmak çoğu insan için çok büyük hazırlıklar gerekli. Özellikle son zamanlarda MOTİVASYON cümlesini çok duyar olduk. Bir anda sağlıklı beslenmeye ve diyet yapmaya karar verebilirsiniz. Bazen de aylarca hazırlık yapar ama bir türlü başlayamazsınız. Fakat diyete başladığınız anda bunu kaleme dökmek hem size motivasyon sağlayacak hem de neler istediğinizin farkına varacaksınız. Örneğin; “Ne istiyorum? – Neden zayıflamak istiyorum? – Nasıl zayıflarım? – Hayatımda neleri değiştirmeliyim? ve Zayıfladığımda hayatımda neler değişecek?” işte bu soruları kaleme dökerek yaşamınızdaki ihtiyacı belirleyip, kendinize ona göre bir rota çizebilirsiniz.
                                Kolay kilo veren biri olup olmadığınızı anlamak için 1-2 gün yediklerinizi azalttığınızda hızlıca kilo kaybı görenler metabolizmalarının hızlı çalıştığının farkında olurlar. Eğer çok fazla diyet yapmadıysanız, hormon tedavisi içinde değilseniz, metabolik sorunlarınız yoksa veya hayatınız hareketsiz olarak tanımlanmazsa, ek olarak tüm ailenizde kilo problemi yoksa kolay kilo verebilirsiniz. Tabii bu bir özet, bedeninizin tepkileri değişebilir. Buna anlık değerlendirme ile cevap vermek en doğrusu. Mesela diyete başlamaya karar verdiniz. Ama bir türlü makarna yemekten vazgeçemiyorsunuz. Yedikçe de diyete başlayamıyorsunuz. O zaman “Makarna ile nasıl zayıflayabilirim?”i öğrenmelisiniz. Makarnanın şekli, tarifi, miktarı ne olmalı? Yada çok güzel diyet yapıyorsunuz ama arada bir kaçamak yapmak hoşunuza gidiyor. Mesela haftada bir gün bir tatlı yemek! O zaman bunu nasıl dengeleyeceğinizi öğrenmelisiniz.

                                Akşam belli saatten sonra emek yenilmemesi çok çok önemli. Uykuya yaklaşırken artık mideye yiyecek yollamamanız gerekiyor. O da sindirimi bitirsin ve uykuda tüm bedeniniz dinlensin. Yani akşam 8’de yemek yediniz, 11’de uyudunuz. Araya illaki bir süre koymanız gerekir.
                                Karbonhidrat tüketimi kilo verirken dengeli olmalı. Ne eksik ne de fazla! Ama karbonhidratlardan bazıları kilo almanızı kolaylaştırırken, bazıları da kilo vermenizi destekler. Pirinç yerine bulgur, beyaz ekmek yerine çavdar ekmeği gibi değişimleri bilmek ve hayatımıza yerleştirmek lazım. Su içmekte zorlananlara da bir tavsiye vermek isterim. Gün içerisinde içtiğiniz suyu her gün 1 bardak arttırın. En kalıcı bu şekilde olur. Matara kullanın. İçine biraz salatalık, limon ile aroma katmak da işe yarayabilir. Yada bitki çayı demleyip 1 lt su ile karıştırmak, tüm gün onu bitirmeye çalışmak da güzel bir alternatif olacaktır.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Keep Your Intelligence Healthy

                          I believe in love, big time, and I’m happy to report I receive oodles of it from those around me. I trust and respect everyone in my inner circle and if I don’t, then I have no room fort hem in my “jar.” Let me explain. The ham-jar metaphor is a helpful way to focus on the love and positives in your life. Just like a jam jar has only a limited amount of space to fill, so does your life and you should only fill it with people and things that have earnt the right to be there.

                          While there are things in my jar that I love, but may not always like – such is life – I make sure nothing negative is allowed to stay; not because I’m selfish or unkind, but because it will affect every part of my life, including those I love. İt’s getting close to Valentine’s Day and we’re going to be bombarded with social media posts about eternal love and flowers being sent and balloons and all that jazz. But there will be little about loving yourself, so I advise you to turn your thoughts inward and take a look at what you genuinely love in your life and what you should really throw out your jar.

                          İf you don’t tend to your jar, no one will – not even the most generous of lovers. İt’s an inside job and you have to love yourself, atherwise you’re not going to love your life as you should. Self-love makes it much easier to deal with the negative elements around you.

                          Over the past few months, I’ve come to understand love in a way I’m not sure I really did before. İn losing him, I have felt a loss that is indescribably painful, but in it I feel love and that has changed me. Now, I won’t waste a day in anger or regret. I’ll pick up the phone if I need to apologies, restoring my self-love by doing the right thing.

                          I also notice the bits about my day that I don’t love, and change and tweak what I can. Love makes me edit my life ruthlessly and the more I do this, the more I appreciate each day. İt’s not all roses and gratitude journals – God pity you if I’m having a hormonal day – but I soon notice if I’m filling my jar with anger or regret or self-sabotage.

                          İt goes against everything bit of live in my body, but what I’m saying is that you have to love yourself first. Give yourself permission to put yourself and your needs at the centre of your life. Because valuing your time, your routines and the life you have created is the uldimate love letter.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Vücudun Demir İhtiyacı iÇin; Çitleyin.

                                Demir, ihtiyacı vücudumuzun en önemli ihtiyaçlarından birisidir. Kan yapımının yanı sıra fiziksel büyüme, hormonların sentezi ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi için olmazsa olmaz öneme sahip. Demir eksikliğini ilaçlar ile gidermek yerine bunu besinlerle giderebilirsiniz. Demir eksikliğini demir içeriği yüksek besin kaynaklarıyla gidermek mümkün. Demir ihtiyacınızın karşılanmasına fayda sağlayan kabak çekirdeğinin 100 gramında, 9 mg demir içerdiğini biliyor muydunuz? Aynı zamanda B ve E vitaminleri ile potasyum, magnezyum ve çinko açısından da zengin bir besin olan kabak çekirdeğini salataların üzerine, yoğurdun içine veya ara öğün alternatifi olarak demir içeriği yüksek kuru meyvelerinizin yanına ekleyebilirsiniz. Ancak enerji yoğunluğunun yüksek olması nedeniyle günde 1 avuç (10 gr) tüketmek yeterli.

                                Dünyada 1 milyar kişide görülen D vitamini eksikliği ülkemizde de oldukça yaygın. Kışın D vitamini değerlerinin düştüğünü belirten beslenme uzmanları; D vitamini eksikliği belirtileri depresyon, kemik ağrısı, sık sık soğuk algınlığına yakalanma ve halsizlik gibi şekillerde ortaya çıkabiliyor. Özellikle güneşin kendini az gösterdiği kış aylarında; peynir, yumurta sarısı, somon balığı gibi yağlı balıklar, hayvansal yağlar, süt, ayran, kefir, yoğurt, tereyağı, ton balığı, uskumru, istiridye, karaciğer, tatlı patates, balık yağı, mantar, maydonoz, yonca, ısırganotu ve yulaf tüketilmeli.

ÇAY: Çay üzerine yeni yapılan bir çalışma, çay içen insanların daha fazla sayıda sağlıklı bağırsak bakterisine sahip olduğunu ortaya koydu. Tabii bu araştırma siyah değil, yeşil çay içenler üzerinde yapıldı. Sizce de çayınızın rengini yeşile çevirmenin zamanı gelmedi mi?

KAHVE: Kahve sevenlere müjdeli bir haber! Kafein sadece sabah uyandırma rutininizin önemli bir parçası değil, tüm vücudunuza bakım ve güzellik de sağlıyor. Kahve içmenin ruh halini düzeltme ve beyin fonksiyonunu arttırmanın yanı sıra pek çok faydası bulunuyor. Yapılan son çalışmalar, kahvenin içerisindeki kafeinin güzelliğinize de olumlu etkileri olduğunu söylüyor.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Beautiful Messages That Guide You

                                   We share with you beautiful words that we have compiled in English. I hope that these concise and beautiful words will shed light on your way at every moment of your life. Sometimes it is difficult to share emotions, explain what they feel. These words will shed light on your path and will be interpreters for what you want to say. This may be your mother, girlfriend or boyfriend, friend or enemy. You can find a good word suitable for everyone in your life. Stay healthy, stay happy.


We did not break anyone, we are broken.
Even if you don't see me, hear me...
Loyalty is a very heavy burden. Not everyone can handle it.
Shush! If you do not know about me, you should not have an idea.
Everything you do to your heart will come back to you.
A person is only valued beside knowing her value.
The only thing that ends happily in this world is fairy tales.
Be a good person! But don't waste your time to prove you're a good person.
Love is hidden in your smile...
Welcome my bustle, you're the first rain I get wet.
Honesty is an expensive property. It is not found in cheap people.
Our heart is entrusted to those who know the value.
A friend is not a painist. Who can say the pain sweetly.
We haven't died today, but have we lived? It is not clear either.
Some teach people to be thankful and others to swear.
Occasionally use that brain, no side effects.
Not the arrow of Eros; If Zeus' lightning comes in, you won't understand love!
Forgiveness does not change the past; but it opens the way for the future. Please forgive me!
No one should think of herself as a star because we love the night.
Just grab my smile, my anger is heavy for you…
Those who accept to be insects should not complain when they are crushed.
People are like photos; The more you grow, the lower the quality.
Do not break the wing of someone who is fluttering for you.
Do not look at defects, look at your defects!
While feeding her ego, there are people who starve her character.
I have no word for your shadow. He thinks you as a man and comes after you.
If you don't have me when I'm crying, don't shadow when I'm laughing.
Decency is what makes beauty beautiful, decency causes loving beauty.
If you say hello to the people who makes you upset, this is because you have a conscience.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Pandemi Sonrası MODA Dünyası

                                   2 aydan uzun süredir kapalı olan mağazalar, iptal edilen siparişler, duran üretim bantları, anılarda kalan moda haftaları… Pandemi, endüstrinin tüm bileşenlerini yerle yeksan ederken hepimiz endişeliydik. Endişeliydik çünkü aslında sistemin çarklarında görmezden geldiğimiz, doğru bulmasak da kanıksadığımız ne varsa artık mutlak doğru değildi. Suçu virüse yüklemek de kolaya kaçmak, hatta abesle iştigal etmekti. Hızlı modanın sürdürülebilirlikle imtihanı, moda endüstrisinde son yıllarda nihayet yüksek sesle konuşulabiliyor. Bir yandan sürdürülebilirlik ilkesini DNA’sı olarak konumlandıran butik markalar yükselirken, diğer yandan hızlı modanın devleri sürdürülebilirliğe dair daha somut adımlar atıyor.

                                   Bugünlerde dünyanın dört bir köşesinde mağazalar yeniden açılıyor, perakende sektörü normalin yeni haline uyum sağlamak için elinden geleni yapıyor. Tüm bu normalleşme çabasına rağmen ne moda ne de lüks sektöründe kimse hayatın eskisi gibi olacağı yönünde bir beklenti içinde değil. Bildiğimiz dünyanın sonu beklenmedik bir anda gelmişken, gerek markalar, gerekse tasarımcılar daha sürdürülebilir, daha dijital ve daha teknolojiyle iç içe bir endüstri için ellerini taşın altına koymaya başladılar. Ve böylece hızla MODA sektörü yeniden doğmaya başladı.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Bölgesel Yağlanma ve Tedavisi

                                   Yaza doğru karşımıza çıkan, yüzleşmek zorunda kaldığımız en büyük problemlerden birisi bölgesel yağlanmalar. Genellikle bel ve karın çevresinde ya da basenlerde toplanan bu bölgesel yağları yok etmek zordur çünkü direnç gösterirler. Bölgesel yağlanma çoğunlukta kişinin genetik yapısı ile ilgili bir durumdur. Ve birçok kişinin şikayet ettiği en büyük problemlerden birisidir. Yağlanma problemi olan bölgeye uygulanan yağ yakıcı lipolitik uygulamalar (iğneli veya iğnesiz) ile yağ yakımı, sıkılaşma ve selülit tedavilerinde tatmin edici sonuçlar alınıyor. Burada önemli olan, kişinin şikayetini belirleyip doğru tedavi yöntemi ile bölgesel yağları vücuttan uzaklaştırmak. Ki yalnızca bu tedavi yöntemi selülit tedavisi için yeterli kalmayabiliyor. Kişinin tedavisinin kalıcılığını artırmak için beslenmesine dikkat etmesi, egzersizle desteklemesi ve seanslarını takip etmesi çok önemli. Bu yüzden sizlere vereceğimiz bilgiler doğrultusunda bu tedavi hakkında biraz da olsa bilgi sahibi olabilirsiniz. 

                                     Kilonuz fazla olmasa bile sıkı ve selülitsiz bacalara sahip olmak için bazı fedakarlıklar yapmanız şart, hem de sürekli! Bu çabanın ilk önemli aşaması sağlıklı beslenme. Kiloyu korumak, kilo vermekten daha önemli. Kilolarını veren ve destek yöntemlerle bölgesel kilolarından kurtulan kişilerin birçoğu kilo koruma programını uygulamakta başarı gösteremiyor. Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre obez hastaların yüzde 98’i kilo verdikten bir yıl sonra kilolarını geri alıyor. İşte, tam da bu nedenle sürekli fedakarlık göstermeniz gerekiyor. Fazla kilonuz olsun olmasın, mutlaka size uygun bir sağlıklı beslenme formülü vardır.

                                     Kilo verme programları tek başına değil, kilo koruma programları ile birlikte uygulanmalı. Örnek vermek gerekirse, beş kilo vermek isteyen biri için bu kiloyu verme süresi yaşa, cinsiyete bağlı olarak şekillendirilmeli. Şayet bölgesel kiloya sahip kişiler koruyucu destek programları ile değil de diyet programları ile kilo vermişlerse, problemli bölgelerden daha az kilo kaybetmiş olabiliyorlar. Böyle bir durumda tekrar kilo alındığında, sorunlu bölgelerin daha fazla kilo alması mümkündür. Bunun nedeni ise bu bölgelerde kan dolaşımının daha az olması. Sonuç olarak, sık yapılan diyetler aslında sorunun büyüme riskini de beraberinde getirebiliyor.

                   40yaş sonrası fit olmak için tek başına diyet ve egzersiz yeterli değil. Bu aşamadan sonra, ideal kilo hedefinize ulaşmak için tedavinize eklemeniz gereken işlem ütüleme olarak da bilinen tripolar radyofrekans yöntemi. Radyofrekans uygulamaları, vücut şekillendirme ve deri sıkılaştırma amaçlı kullanılan yeni ve gelişmiş çözümdür. Sonuçlarını ilk uygulamadan sonra görmeye başlarsınız ancak kesin sonucu görebilmek için bir dizi uygulamanın tamamlanması gerekir. Radyofrekans uygulamaları son yıllarda özellikle cilt dokusunun daha gergin ve pürüzsüz görünmesini sağlamak için sıklıkla tercih ediliyor. Bu uygulama şekline dinamik kas aktivasyonunun eklenmesi, kas toparlama ve sıkılaşma gibi etkileri de beraberinde getirdi. Kontrollü zayıflama ve şekillenme yöntemi olan radyofrekans, tüm deri tiplerinde uygulanabilir. Radyofrekans enerjisi yüksek frekans elektrik dalgasıdır ve istenilen bölgenin ısısı belli düzeye kadar artırılır. Selülit, bölgesel yağlanma, yüz ve vücuttaki sarkma problemlerine karşı kullanılan bir tedavi yöntemidir. Uygulama kısa sürer ama hasta açısından oldukça konforludur.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Bankalar Kredi Vermek İstiyor Mu?

                                      Türkiye’nin büyük bankalarından birinin genel müdürü, “Bankalar kredi vermek için ne kadar istekli?” diye sorduğumuzda, önce şu yanıtı verdi; “Aslında çok iştahlıyız, biz de doğru şekilde kredi vermek istiyoruz. Avrupa’da mevduatın krediye dönüşüm oranı yüzde 100’lerin altı ya da bu düzeydedir. Türkiye’de ise Türk Lirası’nda bu oran 15 Mayıs itibariyle yüzde 134’e ulaştı. 1.4 trilyon dolara yakın mevduat varken, 1,8 trilyon TL’nin üzerinde kredi kullanılmış. Ancak, döviz mevduatında gidecek daha yol var. 197 milyar dolarlık mevduata karşılık 131 milyar dolarlık kredi var. Oran yüzde 66,5 düzeyinde. Ancak, bunu da döviz kredisi olarak kullandırmak istiyoruz.”
                                      Bundan sonra bankalar, yeni mevduat geldikçe kredi verecekler. Bir yandan da Merkez Bankası’nın sağladığı Swap olanağıyla döviz verip, TL alacak ve TL kredisi kullandırabilecekler. Onun deyimiyle, “Kredi piyasaya girdikçe, bir şekilde mevduat artışı olarak sisteme geri” dönecek. Bu da yeni krediler için olanak sağlayacak. Kabaca yaptığımız bu hesaptan sonra şunu düşünmeliyiz: Bankalar aslında feci şekilde kredi vermeye hevesli. Kaynak da var, istekleri de var. Ancak, bazı şirketler kredi almak istemiyor. Dövizde ise risk konusunda aşırı dikkatliler.

                                      Yıllardır bankaların kredi vermek istemediği dile getirilir, onlar da tam sersini savunuyorlar. Bu kez yine böyle bir dönemdeyiz ve biz çok kapsamlı bir araştırmaya ışık tutmaya çalıştık. Bu soru yıllardır, özellikle de ekonominin yavaşladığı “kriz” diye tanımlanan dönemlerde her zaman ortaya atılır. Yine böyle bir dönemden geçiyoruz.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

BLOG YAZILARIMIZA ABONE OLUN

ELEKTRİK / ELEKTRONİK İŞLERİNİZ !!!

~~~~~~Bilgisayar Tamiri, Bilgisayar Bakım ve Onarım, Bilgisayar Yazılım ve Donanım, Elektrik Tamir ve Kurulum, Her tür Elektronik İşleri, Güvenlik Kamerası Montajı ve Tamiri, Alarm Sistemleri, Otomatik Kapı Sistemleri Tamir ve Onarım, Yangın Alarmı Sistemleri Tamiri YAPILIR... Devamını OKU>>>

Sponsorumuz Olmak İster Misiniz?

Blogumuzun Arşivi

DOST SİTELER

Kahin Martinez ~ Rüya Tabirleri ~ WeblonG ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ ~ Site Ekle ~ Site