Teknoloji'nin Sağlımıza Zararları ve Yararları

                                Teknoloji'nin sağlığımıza zararlarını her yerde duyduk, belki de yaşadık, hatta onları sindirdik bile. Bunları kısaca anlatacak olursak; "bel, boyun, sırt, omurilik bölgelerinde ağrı şikayetleri, ekrana baktığımız için gözlerimizde bozulmalar, tembelleştirdiği için alınan kilolar ve hareketsizlikten oluşan hastalıklar, sanırım en büyük zararı ise radyasyon"... Fakat Teknoloji'nin sağlığımıza zararı olduğu kadar yararları da var. Maddelerce sıralanmış bir dünya Teknoloji zararları sıralarlar bizlere. Halbuki sayısız şekilde yararları var. Gelin bizlere bahşedilen bu nimetin yararları neymiş onu inceleyelim...
                                Sağlık uzmanlarına göre birçok insan spor salonuna yazılmış, fakat bunların yüzde 20'si düzenli olarak spor yapıyor. Özellikle motivasyon eksikliğiniz varsa spor yapma isteğiniz kolayca kaybolur. En geç bir kaç hafta sonra kendinizi pes etmiş durumda bulursunuz. Akıllı saatler ve telefonunuzdaki özel uygulamalar sizi motive edebilir ve hedeflerinize varmanıza yardımcı olabilir. Artık kendi fitness antrenörünüz daima sizinle olacak ve sporda size eşlik etmekten çok daha fazlasını yapacak. Örneğin; uyku düzeninizi sağlayabilir, fazla uyuduğunuz saatleri kaydedebilir. Yaktığınız kalori miktarını ve aslen ne kadar kalori harcamanız gerektiği konusunda sizi bilgilendirebilir. Spor programınızı sizin için ayarlayabilir. Kalp hızınızı ölçümleyebilir. 

                                Fitness takipçileri hafif, ufak ama spor yaparken size mükemmel bir eşlikçi olabilirler. Eğer rotanızı net biçimde takip etmek istiyorsanız, (bazıları akıllı saat yerine akılllı telefonunu kullanıyor) bu da her spor yaptığınızda cihazınızın yanında olması gerektiği anlamına geliyor.

                                Antrenmanınızın detaylı kaydı için nabız ölçümü neredeyse zorunlu. Bu ölçümler her zaman kısa bir bakış ve spor sonrası hızlı değerlendirmeler için yeterli. Fakat eğer antrenmanınızı en iyi şekilde ve profesyonelce optimize etmek isterseniz bu uygulamalar size yeterli olmayacaktır. Daha profesyonel bir akıllı saat veya uygulama konusunda daha profesyonel bir programa ihtiyaç duyabilirsiniz. Bunun için de daha duyarlı cihazlar almanızda fayda var. 
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Herkes Yazar Olabilir mi? Yazar Nasıl Olunur?

                             Bu yazımızda sizlere "Yazar Olmak" ile alakalı kendi düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Son günlerde sosyal medya fenomenlerinden tutun, ünlü isimlere kadar pek çok kişinin yazmaya merak sağladığını görüyoruz. Peki Ama herkes yazar olabilir mi? Herkesin yazarlığa heveslenmesi biraz ünlü olmak arzusu, biraz da entellektüel imaj yaratmak istemesi ile alakalı. Yazar olmak için kat edilen yok kimseye cazip gelmiyor. Herkes "Meşhur Yazar" olmak istiyor, "olmuş" olmak en büyük hayal... Sadece sosyal medya fenomenlerin de yok bu durum. Yazar olmak isteyen birçok genç arkadaş da aynı tuzağa düşüyor. Edebiyat işin teferruatı... bilmekte fayda yok mu? Elbette var... Aslında çoğu insana cazip gelen şey şu; ödül almak ve tanınmak. Yazarlık başarı odaklı olunca ortaya iyi bir şey çıkması mümkün değil. 

                             Herkes yazar olabilir mi? Kesinlikle olamaz. Aksini söyleyen ya mütevazi gözükmek istiyordur ya da kendi yazarlık planları vardır. Yazarların birçok kavramı vardır blog yazarlığı veya roman yazarlığı (kitap). Bunun için özellikle edebiyata ve Türkçe'nin dil biliminde iyi bir hazneye sahip olunması gerekir. Iki satır uzun cümle kurmakla yazar olunmaz. O halde yazar nasıl olunur? Bunun için öncelikle size cazip gelen alanda çok okumuş ve ve bu alanda çok araştırma yapılmış olması lazım. Bunları yaparken keyif almanız, bunun size huzur vermesi ve "ünlü olacağım düşüncesi" olmadan kendinizi akışına bırakarak, sindire sindire acele etmeden ortaya bir eser çıkarabilirsiniz.
                             Bu konuda sizlere kendimden örnek vermek istiyorum. 15 yaşımdan beri aşk, polisiye ve cinayet romanları okuyorum. Dil bilgim ve edebiyat bilgim ne kadar iyi olsa da yine bununla alakalı çok araştırmalar yaptım. Okuduğum romanlardan sürekli hayal gücüm gitgide genişledi. Bu sefer kendi hikayelerimi yaratmaya başladım. Bunlar üzerinde sürekli müsveddeler tuttum. Bu müsveddeler zamanla çoğaldıkça konuları toparlamaya başladım. Roma'nın giriş ve gelişmesi ortaya çıktıkça romana vereceğim isim de belirginleşmeye başladı. Fakat romanının sonu için hiçbir zaman acele etmedim. Yazdıklarımı teker teker defalarca okudum. ilave edilip, düzeltilecek bir yer var mı diye sürekli kontrol ediyordum. Giriş ve gelişme alanı bittikten sonra bu sefer sonuç için müsveddeler tutmaya başladım. Hikayeyi aklınızda kurgulamak çok kolaydır ama sonunu her zaman kolay getiremiyorsunuz. Romanımın son bölümlerini bitirmek yaklaşık 3 ayımı aldı. Defalarca yazıp karaladım, beğenmedim çöpe attım, tekrar tekrar yazdım taa ki, romanı baştan sona okuyup sonu beğenene kadar. 

                             Böyle böyle kendi hikayelerimi yaratarak, 3 cilt kitap yazdım. Benimkisi bir hobiydi. Çok destekçim vardı kitapları bastıralım diyen, fakat yazmayı hiç ticarete dökmek amacında olmadım. Belki ilerleyen zamanlarda bu olabilir lakin şu an için hobimi Blog Yazarlığına kaydırdım. Yazarlık çok zahmetli bir iş. Yeri gelecek bir kitabı bitirmek 2-3 yıl sürecek. Şimdi ben size soruyorum. Sizde o sabır var mı?
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Bir "KULAKLIK"ta Olması Gereken Herşey...

                           Lüks markaların daha çok dikkat çekmesi kadar doğal birşey yok. En ideali de, köklü müşterilerin gözünü korkutmadan yeni müşteri kitlesine de hitap edebilmeleri. Gençler son çıkan spor ayakkabıları için kuyruklar oluştururken, kıdemli müşterileri sakince monogram çantalarını teslim almayı bekliyor. Hayatta kalmak ve gelişmek için lüks markalar bu dengeyi iyi korumak zorunda. Montblanc ise lüks pazarda hem geniş bir kitleye hitap edebilen hem de ileri teknoloji tasarımlar üreten az sayıda lüks markalardan biri. Kalem alanında en bilinen isim olmaya bugün de devam ediyor. 
                           İkonik "karlı tepe" sembolleri ve yuvarlak formlarıyla yazı araçları, köklü tarih, teknolojiye uyum ve yeteneği bir arada taşıyorlar. Onlarla yazı yazmak ise apayrı bir zevk. Montblanc, bir numaralı kalem markası olmakla yetinmeyip ürün gamını kısa zamanda genişletti. Saatler, deri objeler ve aksesuarlar üretmeye başladı. Bunun için de alanlarında uzman zanaatkarlar ve tedarşkçilerle yakın şekilde çalıştı. 2014 yılında dijital ekran kalemini çıkardı. 2016 yılında, notlarınızı ve eskizlerinizi telefonunuzdan Montblanc dizüstü bilgisayarınıza aktarmanızı sağlayan Augmented Paper satışa çıktı. 

                           2020 yılında ise bu kez kablosuz, gürültü önleyici, hafif, katlanabilir ve darbelere dayanıklı MB - H1 kulaklık ile tanışıyoruz. Berlin merkezli NR21 Design'ın kurucu ortağı Niklas Galler, hi - fi tutkunu Audeze'nin kurucu ortağı Alex Rosson ve Google işbirliği ile tasarlanan bu ürün, setin önemli bir parçası. Zerafet ve zanaat sentezi kulaklık, tamamen yeni olmasının yanı sıra, arzu nesnesi konumunda tasarımlarıyla tanınan bir markanın logosunu taşıyor. Montblanc.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Geçmişten Geleceğe Motosiklet Tarihi

1950'ler Dino Mazzoncini tarafından kullanılan Vespa Siluro, 171,1 km hıza 21.4 saniye içinde ulaştı. Sonrasında gelen GS 150, sadece Vespa için değil, piyasanın tümü için bir dönüm noktası oldu. Bir motosiklet ilk kez daha sessiz bir motor ve nefes kesen performansla sunuluyordu. Efsanevi Vespa 150 Gran Sport da bu dönemde çıktı. 1958-61 arasında üretilen model, hala üretilen motosiklet sayısı rekorunu (80 bin) elinde tutmakta.

1960'lar 1962 yazında, muhtemelen dünyanın en değerli Vespa modeli olan scooter iki öğrenciyi taşımak için kullanılıyordu: Santiago Guillen ve Antonio Veciana. Bu iki delikanlı sürrealizmin ustası Salvador Dali'yle buluşmuşlardı. Dali, Vespa'nın gövdesini süslemiş, imzasını ve eşi Gala'nın adını eklemişti.

1970'ler 1972'de Piaggio ilk 200cc modelini geliştirdi. Bu ürüne gösterilen tepki inanılmazdı, bir motosiklet teslim almak için insanlar aylarca bekliyorlardı. 1972 ile 1979 arasında 41 bin 700'den fazla Vespa Rally 200 modeli üretilmişti.

1980'ler Bazı ülkelerdeki talepleri karşılamak üzere Piaggio daha hızlı bir 50cc modeli geliştirdi. Standart modeldeki silindir çapı ve kursu korunurken, motor daha yüksek güç üretiyordu.

1990'lar Vespa yeni binyıla şık çizgilerini ve diğerlerinden ayrılmasını sağlayan tasarımını kaybetmeden giriyordu. Ancak teknolojik açıdan daha yeniilikçiydi ve konfor açısından yeni seviyelere erişmişti. Bunu da modern tasarımıyla dikkat çeken çevre dostu Vespa ET4 ile vurguluyordu.

2000'ler ET4 50, rekor kıran menziliyle (bir depoyla 500 km'den fazla) milenyuma damgasını vurdu. Bu arada Vespa, ABD'ye de geri döndü: On yıl sonra Vespa LX/S, ABD'de en çok satan iki tekerlekli araç olacaktı.

2010'lar Dünya çapında 16 milyon motosikletle en çok tercih edilen marka olan Vespa 75'inci yaş gününü kutlarken Vespa GTS en gelişmiş teknolojiye sahip elektronik sürüş destek sistemlerinin kullanılmasıyla yeni ve güçlendirilmiş bir model olarak ortaya çıktı. Bu dönemin bir diğer kritik gelişmesi de Vespa Elettrica'nın tamamen elektrikli olan motoruyla aramıza katılması oldu.

2020'ler Tatlı bir tesadüfle her ikisi de 1946 yılında kurulan iki stil ikonu Dior ve Vespa'nın, yaşama sanatına dair ortak değerlerini yansıttığı birlikteliğin sonucu olan Vespa 946 Christian Dior görücüye çıktı. Sınırlı sayıda üretilen scooter ve onunla uyumlu aksesuarlar, iki markadan izler taşıyordu. 

                    Vespa Primavera Sean Wotherspoon bu dönemin bir diğer özel tasarımı olarak öne çıktı. Eşsiz ve canlı kimliğiyle sokakları renklendirmeye gelen model metal, plastik, kadife, kauçuk malzemeler, şekil ve renklerde farklarıyla dikkat çekmeye devam ediyor.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

Seyahat Etmek Nedir? Neden Seyahat Ediyoruz?

                              Seyahat etmek tam anlamıyla özgürlük demektir. Ne kadar uzağa gittiğinizin aslında bir önemi yoktur. Bulunduğun ortamı değiştirirken beyin olarak da var olan gündeminden uzaklaşabiliyorsan seyahat etmiş oluyorsun. Dolayısıyla verimli bir Seyahat'in en önemli kuralı, aynı senle değil, bir başka senle, yani bir başka modda, niyette ve bakış açısında dolaşmak. Yoksa var olan gündemini, derdini ve negatif düşünceni beraberinde götürdüğünde aslında hiçbir yere gitmemiş oluyorsun. Nereye seyahat etmek istediğinin tercihi biraz moda göre değişebiliyor. Bazen doğal deneyimler yaşayıp yalnız kalabileceğin şehirleri, bazense tam tersine sosyalleşebileceğin kalabalık yerleri tercih edebilirsin. 
                              Alışılagelmiş rotalar çizmekten çok, herkesin bildiği, hatta gittiği rotaların bilinmeyen, yönlerini görmek önemlidir. Amaç her zaman tüketmek değil. Bilmek ve bilgiyi içselleştirmek de bir o kadar önemli. Dolayısıyla bu dengeyi koruyan rotalar çizmelisiniz. Bence günümüzün seyahat trendi deneyimler üzerine kurulu. Şehir ve mekanların temel bilgilerine internetten ulaşmak mümkün. Ama deneyimlemek ve o bilgiyi yaşayarak öğrenmek için seyahat etmek şart. Ama önemli olan internetteki bilgi çokluğu ve sosyal medyadaki paylaşım sıklığı nedeniyle artık ikonik yerler ve klişe bilgilerin ötesinde yeni deneyimler aramak. 

                              Tüketim toplumu olduğumuz için turistik yerleri de tüketiyoruz. Doğal olarak herkes daha fazla detayın, anektodun ve heyecanın peşinde. Diğer bir trend ise tüm bu hızlı akışın aksine minimalist düzeyde seyahat etmek. Yani insanlardan uzak, en hafif bavul ve en gösterişsiz kıyafetlerle kişinin kendini bulduğu seyahatlerdir. Yani sosyal medyada paylaşımların yapılmadığı, lüksün peşinden koşulmadığı ama halen konforun olduğu, kişinin kendisi ile baş başa kalabileceği tek kişilik minimalist seyahatler oldukça trend. Peki ya siz? Siz seyahat etmek isteseydiniz hangi yoldan gitmek isterdiniz? Rahatlığı mı, yoksa modern ve lüks olan bir seyahati mi tercih ederdiniz?

                              Öncelikle hangi bölgeye seyahat edeceğiniz ve hangi alanlarda konaklama yapacağınız çok önemli. Türkiye gerçekten çok özel bir ülke. Her ziyaret ettiğiniz koyda farklı bir mavi, her ziyaret ettiğiniz köşesinde farklı bir yeşil ve tarihe dokunabiliyorsunuz. Bu özelliklerinden dolayı hayatı ve seyahat deneyiminizi her açıdan yaşamanızda fayda var. İmkanınız varsa, karavan deneyimi yaşayabilirsiniz. Böylelikle hayata dair birçok keyifli unsurları farkedebilir, yeşili ve maviyi koruyarak yapacağınız bu seyahat belki de vazgeçilmeziniz olacaktır.
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

İstanbul'da Gezilecek Mekanlar

                          Doğal afet denilince aklımıza sel, deprem, fırtına, dolu gelir. Üzerine bir de küresel salgın eklenince 2020 tam bir felaketler yılı olarak anılmaya başlandı. Henüz yılın ortasındayız ve bir iyileşme gösteremedik fakat tek tesellimiz yazın gelmiş olması. Evet, yaz geldi dedik ama KoronaVirüsten dolayı tedbirler içerisinde aktivitelerimizi gerçekleştiriyoruz. Sadece aktivitelerle kalsa iyi, çalıştığımız yerlerde bile bu sıkı tedbirler alınmakta. Bu alınan tedbirler sağlığımız açısından çok çok önemli. O yüzden sizlere tavsiyem bu tedbirleri almadan evinizden dışarı adım atmamanızdır. 
                          Biz de KoronaVirüs sayesinde tedbirlerimizi alarak geziyoruz. Çünkü ne kadar evcil de olsak hava almak hepimizin hakkı. Çalışan insanlar olduğumuz için kendimizi deşarj etmenin yollarını arıyoruz illaki. Bunun için çok paraya da ihtiyaç yok. Bir Cafe'ye oturup, sevdiklerinizle sohbet etmek yada manzaraya karşı konuşmadan bile oturup vakit geçirebilir ve böylelikle moralinizi düzeltebilirsiniz. 

                          İstanbul içinde sizlere ucuz ve aktivite yapabileceğiniz rahatlatıcı mekanlar önermek istiyorum. Bu mekanlara sık gidemesem de daimi müşterileri olduğumu bilmenizi isterim. Çünkü bazı mekanların manzarası olmasa da insana atmosferi, bazı mekanların ise manzarası rahatlatıcı geliyor. Bizzat gezdiğim bu mekanlar bana göre paha biçilemez mekanlardan birkaçı. 

                          Öncelikle BüyükÇekmece Babacan Bistro Life'dan bahsetmek istiyorum. BüyükÇekmece yaz/kış farketmeksizin favorilerimden biridir. En çok da Yaz aylarında... Çünkü aktivitesi bol, plajı, cafeleri, oyun alanları ve tur hizmeti veren treni ile sabahtan akşama kadar sıkılması zor bir atmosfere sahip. Babacan Bistro Life mekanının bende yeri apayrıdır. Gündüz hafif müzikleri, denize sıfır manzarası (özellikle gün batımını izlemenizi tavsiye ederim), akşamları canlı müzik keyfi ile her kesime uygun bir mekan... 

                          Yine aynı yerin 50 metre ilerisinde BüyükÇekmece Yemen Kahvesi bulunuyor. Kahve kokusu eşliğinde güzel sohbetlerinizi yapabileceğiniz bu mekan yine deniz kenarında bulunuyor ve manzaranıza ekstra olarak yeşillik de ekleniyor. Çifte manzarası ile hem yeşili hemde maviyi aynı anda barındırıyor. Bu da size huzur içinde eşiniz veya dostlarınızla keyifli bir günün tadını çıkartmanızı sağlıyor.

                          Sizleri bu sefer Mecidiyeköy/Çağlayan'a götürüyoruz. Çağlayan bildiğiniz üzere iş merkezi ve arka tarafları yerleşim yeri olarak biliniyor. İstanbul'un en büyük adalet sarayı da orada bulunuyor. Birçok mekanı içinde barındıran bir yerdir Vatan caddesi. O semte girdiğiniz anda insanların yaşam mücadelesi içerisinde olduğunu farkedeceksiniz. Lakin onca mekana rağmen bana nedense Beylerbeyi Muhallebicisi bambaşka geldi. Sanki Taksim'den bir mekanı kaldırıp, Çağlayan'ın ortasına koymuşsunuz gibi. Manzarası güzel olmasa da mekanın ferahlığı insana sakinlik veriyor. Mekanın arka tarafında balkon bulunmaktadır. Fazla güneşe maruz kalmadan tatlı bir esintiyle kahvaltının keyfini çıkarmak, güler yüzlü çalışanlarıyla daha da keyifli bir hale geliyor. 

                          Şimdi sizlere özellikle ucuz, her bütçeye uygun, en leziz yemekleri sunan iki mekandan bahsetmek istiyorum. Mecidiyeköy Balkan Esnaf Lokantası ve Avcılar Aşikar Lokantası bu iki mekanda her damak tadına uygun, her yöreden lezzetlere ulaşabilir ve çok cüzi miktarda ödeme yaparak karnınızı doyurabilirsiniz. Biz her yolumuz düştüğünde bu damak tadına uygun yerlerde leziz yemekler yiyoruz. 

                          Ve şimdi sizlere benim için anlamı büyük bir mekandan bahsetmek istiyorum. Avcılar Barınak Cafe... Bu mekanın benim için paha biçilemez değeri vardır. Eşim ile orada tanıştım. Ve her fırsat buldukça oraya ufak kaçamaklar yapmaktayız. Denize sıfır bir mekandır. Çayı, Kahvesi ve tatlısı ile bu mekanda huzurun tadını çıkarabilirsiniz. Dalgaların sesi, kuşların cıvıltısı, uzaktan gelen gemilerin sesi sizleri bambaşka bir atmosfere götürecektir. Bu mekandan çıktıktan sonra aktivite de yapabilirsiniz. 4 tekerli bisiklet kiralayıp kordonu boydan boya gezebilir, veya bir kayalığa oturup manzaraya karşı çekirdek çitleyebilirsiniz. Tercih sizin. :)

                          Birçok mekan gezdim. Lakin bunlar daimi gezdiğim mekanlardı. Sizleri özellikle gitmediğim ve sizler için bizzat gidip, önerip önermeyeceğim mekanlar konusunda bilgilendirmeye devam edeceğim. Şimdiden sağlıcakla kalın, aman haaa tedbirsiz davranmayın. 
Avcılar Barınak Cafe
Avcılar Aşikar Lokantası
Çağlayan Beylerbeyi Muhallebicisi
Büyükçekmece Yemen Kahvesi
Büyükçekmece Babacan Bistro Life

Mecidiyeköy Balkan Lokantası
 Resimleri Büyütmek iÇin Üzerine Tıklayınız. :)
Yazımızı Paylaşabilirsiniz:

BLOG YAZILARIMIZA ABONE OLUN

ELEKTRİK / ELEKTRONİK İŞLERİNİZ !!!

~~~~~~Bilgisayar Tamiri, Bilgisayar Bakım ve Onarım, Bilgisayar Yazılım ve Donanım, Elektrik Tamir ve Kurulum, Her tür Elektronik İşleri, Güvenlik Kamerası Montajı ve Tamiri, Alarm Sistemleri, Otomatik Kapı Sistemleri Tamir ve Onarım, Yangın Alarmı Sistemleri Tamiri YAPILIR... Devamını OKU>>>

Sponsorumuz Olmak İster Misiniz?

Blogumuzun Arşivi

DOST SİTELER

Kahin Martinez ~ Rüya Tabirleri ~ WeblonG ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ Site Ekle ~ ~ Site Ekle ~ Site